Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Tezeneler Yetim Kaldı

26 Eylül 2012

Kalemim henüz yetiyordu. Kendimi mi arıyordum, kelimeleri mi; dilim mi kanıyordu yoksa yüreğim mi… Cevapsız soruların rüzgârına kapılmıştım. Her durumda insan insanın aynasıydı. Her koşulda acıyan kalbin dili keskindi. Urfa Divanı’ndan türkülere aşinaydı kulağım. Kerkük çilesini bağlamadan, kavaldan, teften dinlemeye alışıktım. Bir de Harput gecelerinden klarnet sesiyle, coşkun suları izlemeye yatkındı dimağım. Hayatımın baharında kader beni Bozkır’ın kucağına düşürdü. Havası gibi sert, toprağı gibi yanık yüzlü insanların ruhuyla tanıştım. Önceleri sadece ismiyle bildiğim ve İç Anadolu aksanını en doğal hâliyle kullanan türkülerin sahibi Neşet Ertaş’ı artık daha fazla işitiyordum. Tezenesi diğerlerinden farklı bir bağlamanın sesi gibiydi yüreğinin sedası.

Bir baba, olağan şartlarda, evladının ilk hocasıdır. Erkek çocukların daha yürümeyi öğrenir öğrenmez babalarını taklit etmeye başladığı göz önüne alınırsa bu düşüncemiz makul karşılanabilir. İşte Bozkır’ın Tezenesi de babası Muharrem Ertaş’ın Anadolu’nun bağrına bıraktığı en büyük eserdir. Kırşehir’in güller medeniyeti oluşunun ispatıdır. Bu dünyanın gelip geçici olduğundan yakınmayan yok gibidir. Ebedi olanın ne olduğunu biliriz de hep onun hasretini çekeriz ya bize kalırsa Üstadın en güzel eserlerinden biri olan türkünün sözleri tam da bu şikâyetimizi anlatır:

“Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın,
Ben de gülemedim yalan dünyada
Sen beni gönlümce mutlu mu sandın
Ömrümü boş yere çalan dünyada.

Ah yalan dünyada,yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada”

Tevazu, bir yazarın bir şairin hatta bir oyuncunun sahip olması gereken en büyük meziyettir. Nitekim saydığımız vasıfları taşımayan insanlarda bile bulunduğunda o insanı daha sevimli hâle getirir. Hülasası şu ki milletin benimsediği sanatçıların hayatlarına dikkat edilirse onların bunu nasıl başardığı kolayca anlaşılabilir. Ertaş’ın tevazu anlayışıSüleyman Demirel zamanında kendisine sunulan “Devlet Sanatçılığı” unvanını reddedecek boyuttadır. Bu düşünce, doğrusu günümüzde nadirdir. Yurt dışında özellikle spor müsabakalarında kazandıkları başarılardan dolayı ödüllendirilen gençlerin bir kısmının benzeri ödüllere bakış açısı ile kıyaslanırsa Neşet Ertaş’ın gösterdiği tevazu daha da anlam kazanır. Sanatçı,bir Anadolu temsilcisidir; İç Anadolu’nun kültür kalelerinden biridir. Onun vefat haberini alan küçük büyük, onu dinleyen dinlemeyen herkesin kalbinde bir burukluk hissetmesi bizce bu nedenledir.

Halk arasında, seven kıskanır diye bir söz vardır. Katılıp katılmamak herkesin kendi önceliğine bağlı ama sevgilinin yüzünde göz izi olsa ona birinin baktığını fark eden bir sevgi anlayışına sahip toplum yapımız düşünüldüğünde Ertaş’ın türküsündeki şu dizelere kulak kabartmamak bizce mümkün değil:

“Beşikte yatan kuzudan,
Hem oğlundan hem gözünden,
Ben seni, senin gözünden,
Sakınırım kıskanırım…”

Yıllar yılı muhtelif yerlerde, farklı vesilelerle dinlediğimiz Neredesin Sen, Acem Kızı, Doyulur mu, Zahidem ve daha onlarca türkünün Bozkır’ın Tezenesi’nin yetmiş dört yıllık hayatından istikbale hediye olduğunu idrak etmek gerektiği kanaatindeyiz. Ayrıntılı bir alan araştırması yapıldığında görülecektir ki çoğumuzun birkaç mısra da olsa dimağında yer edinmiş ve ezgisini işittiğinde kolaylıkla eşlik edebileceği türküler, aslında Ertaş’ın yüreğinden seslerdir. Bu da günümüzde, kaynağı kesinleştirilemediği ama kültürümüze mal olduğu için anonim olarak adlandırılan birçok türkü gibi onun eserlerinin de millet tarafından benimsendiğinin kanıtıdır.

Nihayetinde, Türkçenin ve Türk kültürünün en önemli unsurlarından olan Türkülerin kahramanı ebediyete uğurlanırken ardında dünya hayatının ebediyetine katkılar bıraktığını hissedecek mi bilinmez. Ancak bize malum olan şudur ki Zahide yetim de kalsa bundan sonraki nesillerin de dilinde olacak. Devlet Sanatçılığı unvanını elinin tersiyle iten Bozkır’ın Tezenesi, Milletin Ozanı unvanını layıkıyla taşıyacak.
Yazımızı tamamlarken Ertaş’ın en sevilen türkülerinden birinin mısralarıyla, onun hayata nazarına bir kez daha dikkat çekmiş olalım:

“Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı
Garip bülbül gibi feryadım kaldı
Alamadım eyvah muradım kaldı
Ben gidip ellere kalan dünyada

Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüme gülen dünyada…”

Güle güle Neşet Ertaş… Mekânın cennet, milletimizin başı sağ olsun…

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü