Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Gün Gör(e)memek

07 Mart 2013

“Aşağıdaki satırlar, uzun zamandır âdeta bir kabul hâline gelen kadın cinayetlerine karşı naçizane tepkimdir…”

Pazar akşamı, sıradan bir gün geçirmiştim. Akşam ezanı okunduktan sonra, odamda sessizce kendimi dinliyordum. Tiz bir çığlık, bütün dinginliğimi bozdu. Alt katta oturan komşu büyük ihtimalle dayak yiyordu. İki çocuk annesi, devlet memuru, üniversite mezunu çağdaş görünümlü, otuzlu yaşlarda bir kadın… Evin bir başından öbür başına koşuyor, eşi onu kovalıyor ve gelen sesten anlaşıldığı kadarıyla küçük kız çocuğu annesiyle babasını hayretle izliyordu…

Gözümde canlanan manzara karşısında diyecek söz bulamadım. Biraz sonra bir aile faciasına şahitlik etmemek için bildiğim bütün duaları içimden okudum. Fakat ne acı ki elimden başka hiçbir şey gelmedi. Dün bir haber kanalında ülkemizin aile ve kadından sorumlu bakanlığına bağlı bir il müdürlüğünde sesini duyurmak isteyen birçok kadının, yaka paça kapı dışarı edildiğini izleyince birkaç satırla da olsa hemcinslerimin maruz kaldıkları vicdanları sızlatan bu elim durumlarla ilgili naçizane fikirlerimi ve hislerimi dile getirme zorunluluğu duydum.

Hep söylenilen bir şey var: “Eğitim şart.” Öyle elbette ama meseleye biraz daha etraflı bakmak lazım gelir. Türkiye’nin her ilinde üniversite (!) var. Türkiye’nin okuryazar oranı yüzde doksanların üzerinde... Türkiye, Avrupa Birliğine aday olma sürecinde çok mesafe kat etti. Türk gençliği kaynayan kanı, üreten zekâsıyla diğer milletlerin gençlerine taş çıkartır. Vs. vs. vs…

Pekâlâ, neler oluyor da bu kadar gelişmeye rağmen neredeyse her gün birçok kadın öldürülüyor; en iyi ihtimalle ruhsal, fiziksel, sözel şiddete maruz kalıyor? Bütün bu muhtelif şiddet eylemleri gerçekleşirken neden birileri “Artık yeter, durun!” demiyor?

Üstat Fuzûlî’nin darb-ı mesel niteliğinde bir sözü vardı: “Mey biter saki kalır. Her renk solar haki kalır. İlim insanın cehlini alsa da hamurunda varsa eşeklik, baki kalır.” Teşbihte hata olmazsa durum tam da bundan ibarettir. Eğitim, aileden gelir dersek kimsenin dimağına yabancı bir tabir kullanmış olmayız. Bir çocuk, ecnebi bilim insanlarının deyimiyle, doğduğunda boş bir levhadır. Ana babalar, eğitimciler ona ne verirse o da öyle yetişir. Bizim atalarımız bunu ağaç yaşken eğilir diye hülasa etmişler. Kısacası şu ki bugün eşini, kızını, bacısını, yengesini döven; iş yerinde personelini gerek sözlü, gerek fiziksel olarak taciz eden; sokakta gördüğü karşı cinsi bakışıyla, duruşuyla, yürüyüşüyle rahatsız eden; toplu taşıma araçlarında zaten yeterince zor olan yolculukları daha da zorlaştıran kişiler bir zamanlar küçük, masum çocuklardı. Belki de “oğlum amcaya küfret” diye övünen, “benim oğlum çok güçlü teyzesi, bir vurursa…”diye evladını pohpohladığını düşünen annelerin çocuklarıydı. Sonra o küçük erkek çocuklar büyüdüler, okullara gittiler. İşte o zaman yine aynı anneler erkek olmayı üstünlük olarak aşıladıkları çocuklarına, belki de farkında olmadan, kız arkadaşlarına cinsel bir nesne olarak bakmayı öğrettiler. Yani, yıl kaç olursa olsun; insanların diplomalarında ne yazarsa yazsın “erkektir yapar, kız dediğin susar” zihniyeti bugün ülkemizdeki manzaraya şaşırmayı anlamsız kılmaktadır.  Üstelik ne yazık ki mazlum durumunda olan kesimin mimarı yine kendi kadınlarımızdır.

Hâl böyle olunca hak eden kadın dövülür, sus konuşma adın çıkar, elinin hamuruyla fikirden histen hayalden uzak dur gibi söylemler toplumun bilinçaltında öyle yer edinir ki artık haber bültenleri soğukkanlılıkla izlenir; korku hükümdarlığı kendini saygı kisvesiyle gösterir…

Elbette, her müşkül durumun çaresi vardır. Yeter ki birileri elini taşın altına koymak istesin. Üstelik hiç de öyle halk kahramanlarına falan hacet yoktur. Feminizm söylemleriyle bir yere varmaya çalışmak görünen o ki boş bir çabadan ibarettir. Geçmişiyle, geleceğiyle; acısıyla tatlısıyla bütün ırkları, dinleri, mezhepleri, fikirleri muhafaza eden kültürümüzün “Cennet, anaların ayakları altındadır; ana gibi yâr vatan gibi diyar olmaz!” felsefesiyle hareket eden bir zihniyetten geldiğini hatırlamak daha önemlisi istikbalin çocuklarına bu kültürü aktarmak üniversite açmaktan daha müspet bir yatırım olacaktır.

Eğitim, öğretim, istihdam elbette önemsenmesi gereken şeylerin başında gelir. Suçlamaya kalkarsak mücrim de çoktur, cürüm de… Her zaman çözümün bir parçası olmaya ehemmiyet vermek gerekiyorsa kahraman olmayı beklemeden harekete geçmenin tam vaktidir. Buna iyi yürekli ve “amcaya küfretmeyen, teyzeye bir vurmayan”, kız arkadaşlarına sadece farklı bir cinsiyet olarak bakma nazarından kurtulmuş oğullar yetiştirerek başlayabiliriz. Çünkü değişim de eğitim de bireyde başlar. Eski bir Türk atasözünde bir mıh bir nal, bir nal bir at, bir at bir nefer, bir nefer bir ordu, bir ordu bir millet kurtarır denilmektedir. Eğitimle bir aile, bir aile ile bir çocuk, bir çocukla bir toplum neden kurtarılmasın?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü