Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Gönül Adamı Omak

18 Temmuz 2011
Sefer Aşır ERASLAN

Hep söylenegelir “adam gibi adamdı” diye. Hiç kimse bu adam gibiliğin ölçüsünü, sınırlarını ve kapsam alanını bilmeden söyler bu kalıplaşmış sözü. Herkesin kalbi var ama gönlü var mı bilinmez. Zaten kalpleri gönle çeviren o mana zenginliği, maneviyat yoğunluğu her insanda olsaydı “gönüllü olmak, gönül adamı olmak, gönlü olmak…”gibi tabirleri zikretmeye gerek kalmazdı. Batılılardan ayrılan en önemli zenginlik kaynağımız da bu “gönül” değil mi? Gönülleri gül bahçesi yaparsak, kiri, kini,öfkeyi, şehveti ve dehşeti atarsak hayatımız ve etrafımız ne kadar temiz ve yaşamaya müsait olur hesap edenimiz var mı? Bizde gönül işleri hep saklı –gizli ve tertemiz olarak devam etmez mi? Gönüller bazen Ağustos ayında Erciyes’ten kar istemez mi?

Bazı insanların isimlerin saydığımız zaman diğerlerini suratı asılıyorsa, bir başkasını zikrettiğinizde de diğer birilerinin gözlerinden öfke fışkırıyorsa, bu adamlar gönül adamı olamaz. Ancak ismi söylendiğinde herkesin tebessüm ettiği insanlar gönül adam olmaya layıktır. Çünkü bütün gönüllerde kabul görmüş, makbul bulunmuştur. İşte bir unutulmaz örnek. Yunus Emre. . ”Necip Fazıl “dediğimizde birilerinin suratı asılır. ”Nazım Hikmet” denilince de diğerleri öfkelenir. Ancak Yunus Emre denilince bütün yüzlerde tebessüm vardır. İşte gönül adamı. Şunun, bunun, onun değil herkesin adamı, gönüllerin adamı Yunus. ”Bir gönül yıktınsa bir dünyayı harab etmişsin” diyen gönül adamı. .

Gönül adamının ufku dar olmaz. Önce ailesini, sonra mahallesini, şehrini, milletini ve en sonra da bütün insanlığı ihata edici vasıflara sahiptir. Bir kabilecinin gönül adamı olması imkansızdır. Gönül adamı büyük adamdır. O, küçük işlerle uğraşmaz, küçük işlere, küçük bahanelere tevessül etmez. Onu değerli kıldıran, sevdiren, ne makamı, ne zenginliği, ne hakim olma gücü, ne de bilgi ve kabiliyetidir. Ondaki mana zenginliği, tevazu ve engin insanlık anlayışı hiç kimsede olmadığı kadar çoktur. Onda, herkes kendinden bir parça bulduğu için,kendisini çekim alanı içine alıp götüren bir hususiyet bulduğu için gönüllerin adamı olmaya hak kazanmıştır. Efendimize “gönüllerin sultanı” derken inanan, anamayan, Arap-Acem farkı olmadan baş tacı edişimizin yegane sebebi o üstün vasıflar değil mi? Gönül adamında nasıl kazanıldığı önemli olmayan bir mal biriktirme, zenginleşme hırsı yoktur. Kendisinden daha üstün insanlara karşı bir haset ve çekememezliği de yoktur. Zaten o, maddi yönden kendisinden aşağıdakilerle,mana açısından da kendisinden yukarıdakilerle kendisini kıyas ederek bu hastalıktan ta başta kurtulmuş,kurtuluşa ermiş bir insandır. Tevazu sahibi olmasını hiç kimse Akif’in tabiri “sanma ki uysal koyunum, eğilir lakin çekmeye gelmez boyunum” felsefesindeki tevazu sahibi cevvaldir. Alçak gönüllü olması bir zafiyet değil azamet ifadesidir. İnsanların kusurunu araştırmak yerine şahit olduğu kusurları düzeltmeye çalışır. Önce eli ile, sonra dili ile, en nihayet gönlü ile buğz ederek düzeltmeye çalışır. Hem şahidi olduğu ve düzeltemediği kusurları örtmede gece gibi,iyilikleri açıp herkesin şahit olmasını sağlamada gündüz gibidir. Bütün bu yaptıkları ve yapacaklarını neticesinde sisteme aykırı davranarak düzeninin bozulması,imkanlarının kaybolması endişesini taşımaz. O, doğru bildiği yolda tek başına da olsa yürümeye devam eder. Ümitsizlik onun dergahına uğramaz. Daima onda bitmeyen bir ümit vardır. O, atalarının “çıkmadık canda bir ümit” misali beklentilerine canı çıkıncaya kadar, son nefesine kadar ümitlidir, ümit vardır,ümidini kesmez.

Gönül adamı, sabretmesini de sabrın sonunun selamet olduğunu da iyi bilir. Çünkü önünde sabır timsali bir Eyüp vardır. O’nun kadar olmasa da onun yolunda olmaktan mutlu olur, yol alır. ”Yaratan’ın sabredenlerle beraber” olduğunu iyi bilir. Dünyanın darılıp- küsüp, alakayı kesme yeri olmadığını bilenlerdendir. Hayatın küsecek kadar çok olmadığının farkındadır. Onun için sevdikleri ile, insanlarla doyasıya muhabbet, her anı gönül okşayan güzelliklerle dolu olarak yaşamasını bilen insandır. Uğradığı haksızlıklara, maruz kaldığı sıkıntılara, uğradığı yanlışlıklara hep sabreder, bunun da bir imtihan olduğunu, sınandığını düşünerek feveran ederek, isyan bayrağını açıp inkar kuyularında cayır cayır yanmaya talip olmaz. Çünkü idrak sahibidir. Nasıl hareket edeceğini, hangi stratejiyi takip ederek çıkış yolu bula bileceğini iyi bilir. Basiret sahibidir çünkü. Onun stratejileri Hak’ka bağlıdır. O, İlahi mesajları almada,sinyalleri bünyesine çekmede adeta yeni fırlatılmış bir uydu ile yerdeki alıcı ile çanak antenler gibidir. Uydudaki sinyali alamayan yerdeki çanak anten, paslı bir tenekenden öteye gitmeyeceği gibi ilahi sinyalleri alamayan,frekansları tutmayan,sadece maddi varlığı olanın eşyadan,maddeden farkının olmadığını bilenlerdendir. Çünkü dünya ile bağlantısı ancak varlığını devam ettirme noktasındadır. Asli bağlantıları o yüce kudret sahibi iledir.

Gönül adamında “ben,ene, benlik” denilen hastalık yoktur. ”Ben yaptım, benim makamım, benim binam, ben vücuda getirdim…” gibi basit işlerle meşgul olamaz. Hep “biz,bizim” felsefesi içerisinde bulunarak “ben”’leri “biz”’leştirerek çağımızın hastalığı olan bencillikten,egoizmden uzak durduğu gibi diğer insanları da bu hastalıktan uzaklaştırmaya gayret eder. Başkalarının perişanlığından zevk almaz. Başkalarının başındaki belalara gülüp geçmez. O bela adeta kendi bedenini, kendi ruhunu sarmışçasına acı hisseder. O, belayı defetmek için çabalar yırtınır, gayret eder. Cahil cevvaliyetiyle değil akl-ı selim kahramanlığı ile mümtaz bir şahsiyettir. Nerede, ne zaman, nasıl ve ne şekilde bir cevvaliyetin faydalı olacağının hesabını yapan büyük bir hesap adamıdır. Yanlışlıklarla pişman ve perişan olmaz bilakis daha da güç ve cesaret sahibi bir yüce adam olur.

Gönül adamı gündelik işlerle hem zamanını, hem imkanını heba etmez. O, büyük mefkurelerin, ulu ideallerin, kutlu davaların davacı olara yaratılmış ve bu uğurda can vermeye, kan vermeye namzet bir insandır. Kendi hedeflerini, beklentilerini hep ikinci planda tutarak milletinin ve insanlığın kurtuluşu ve hayrı için elinden ne geliyorsa onu ilk plana alarak hayata devam eder. Kendi imkansızlıklarından yerinmez, başkalarının imkanlarına imrenmez. O, haddini bilmenin, hesabını bilmekten daha birincil olduğunu bilerek hareket eder. Hesabını bilirken de hasisliğe asla tevessül etmez. İsrafı haram sayan inancın sarsılmaz takipçisi olarak “komşusu aç iken tok” yatmaz, yatanları da yatırmamaya gayret eder. Siyah jiplerin içerisinde nemrudi tavırlarla camie gelip, kibir abidesi bir eda ile etrafı nazar eyleyen zavallılara hayret ederek dehşete düşer, onların makus kaderleri için duacı olur.

Bu kadar olumsuzun etrafımızda cereyan etmesi karşısında “gemisini kurtaran kaptan” olmaya değil “bedenimi o kadar büyült ki cehennemde benden başkasına yer kalmasın” idrakinde bir olan gönül adamı, asla şunun veya bunun adamı değil Hak’kın ve haklının adamı olmaya devam eden insandır. Her konuşması hayırla başlar, hayırlı sözlerle nihayet bulur. Gönül adamı darılmaz, yorulmaz, kırılmaz, erinmez, yerinmez. Atından, devesinden, düşen kırbacını yerdeki kardeşine değil, inerek kendisi alarak hiç kimseye hizmetkar muamelesi yapmaz. O insanlığın hizmetkarıdır. Atalarının prensibi olan “hakimi değil, hadimi “olmak prensibine sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü ömrü kısa, gölgesi uzun bir atası vardır geçmişinde. Yavuz Sultan Selim vardır. . Çünkü onun hayatında hamken geri döndüğü ulu eşiğin altına yatarak nefsini öldürmeye, gönül kirini atmaya, çalışan bir Yunus Emre vardır,“hamdım ,piştim,yandım “ diyen. . Bir gönül yıkmanın dünyanın yıkılması olarak algılayan bu gönül erleri onun rehberi,önderi, mürşididir. Kendisine hayrı olmayan, kendisi doğru yolu bulmaktan aciz yalancı ve kötü rehberlerin revaçta olduğu dünyadan ümit vaad ederek insanlığın kurtuluşuna vesile olacak adamdır gönül adamı.

Gönül adamı, nefsinin adamı olamaz, nefsi de olan adamdır. Kalbi ile nefsi arasına gönül gibi bir çizgi koyarak hep doğruyu, güzeli ve müspeti temsil eden numune bir şahsiyettir. “Gönüller bir olunca samanlık seyran olur” derler ama, “gönüller bir vurdukça onu gülle, top, mermi sindiremez” böyle biline. Şu zor zamanlarımızda gönül birliğine, gönül seferberliğine,gönüldaşlığa o kadar çok ihtiyacımız var ki...

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü