Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Fikir Adamı Mı, Bilim Adamı Mı?

10 Ekim 2011

Sefer Aşır ERASLAN

Fikir adamı, akıl oyunları beyin jimnastiği yaparak bazı olmayanları, olması muhtemelleri ileri sürer. Buna katılan da olur katılmayıp reddeden de olur. Fikir adamı mutlak doğruları bir iddia olarak ortaya atıp ispat mecburiyetinde de değildir. O, bir konuda uzmanlaşmış adam da değildir. Ansiklopedik bilgisi ile her konudan haberi olan, söyleyeceği sözü, ağzında lafı olan adamdır. Fikir adamları olmasa tartışma olmaz. Tez –antitez olmadığı için doğrular veya yanlışlardan da bahsedilemez. Bilim adamı da her şeyi bilen adam değildir. Ancak kendi sahasında, kendi branşında bilgi sahibidir. Ancak fikir adamı çok şeyin hakkında kısa da olsa bilgi sahibi olduğu için, bilim adamından daha etkilidir. Ortaçağ Avrupa’sında o karanlığı yok edip aydınlığa çeviren fikir adamlarının, felsefecilerin tartışmalarıdır. Oysa biz bu tartışmalara “kulli feylesofin kezzabun” yani her filozof yalancıdır” diyerek, hatta bunlar akıldan mahrum, delidirler“diyerek o deli saçmalarına kulak vermek şurada dursun işitmek dahi istemedik. Unutmamalıyız ki İbn-i Rüşt, Farabi ve Gazali gibi İslam felsefecileri yani kelamcıların tartışmaları Orta çağda ilmi ve fikri üstünlüğü bize sağlamıştı. Batılılar İslam alimlerinin özellikle de Müslüman Türk alimlerinin Orta Asyalı alimlerin, hem fikri eserlerini hem de icadi eserlerini isim vermeden intihal veya çalma dediğimiz usulle kendi üniversitelerinde okuttular. Biz fikri çatışmalardan, fikir kıvılcımlarından şimşeklerin oluşacağını unutarak sadece seyre daldık. Kimi “işte medeniyet bu, bizi geri bırakan İslam medeniyetini, Türk medeniyetini bırakıp batı medeniyetini taklit edelim, çünkü kurtuluş orada” dediler. Unuttukları bir gerçek vardı ki o da taklit ettiğiniz şeyden yukarıya çıkamazsınız. Ancak onun kadar olabilirsiniz. Çünkü ondan daha büyük hedefiniz yok. Diğer bir gurup da “onların kalkındığı değerler bizimdir, onlar çalmışlardır” diyerek o çalınan değerlerin kıymetlerinin bilinmediği için bu durumun hasıl olduğu gerçeğini kabullenemediler. Böylece batı ile aramızdaki makas açıldı.

Fikir adamının çok şeyi, her şeyi bilmesi gerekmez. Müzik konusunda konuşan, genel bir bilgisi olan adamın müzikolog olmasına gerek yoktur. Zaten en ince noktasına kadar anlatacak da değildir. Bir spor yorumcusu olmak için sporcu olmak gerekmediği gibi, tıp ile ilgili konularda bilgi sahibi olmak, doktor olduğumuzun kanıtı da değildir. Rahmetli Ayhan Songar Hoca anlatmıştı. ”Peyami Safa yüksekokul mezunu olmamasına rağmen her konuda ansiklopedik bilgi hazinesine sahipti. Hasta yatağında hanımı beni çağırırken şu şu ilaçları da alıp gelsin” demiş. Gittiğimde “arkadaş doktor sen misin ben miyim” dediğimde gülümsemişti”. demişti. Bu gün bilim adamından çok fikir adamına ihtiyacımız vardır. Alim, bilim adamı binde bir çıkar, fikir adamı yüzde bir çıkmalıdır. Hatta gençlerimizin zeki olanları teşvik edilerek dünya devletlerinin önce dillerini törelerini, ananelerini, sosyal yapılarını, değer yargılarını, inançlarını, iyi öğrenip onlarla ilgili devletimiz lehine sosyal çalışmalarda bulunmalıdırlar.
Bilim adamı, bilgi üreten adamdır. Mucit, kaşif, icatçı.. gibi adamların azlığı icatların azlığı ile orantılıdır. Bizim üniversitelerimizde bilim üretilmemektedir. Sadece başkalarının ürettiği bilimi nasıl ürettiklerini, mucitlerin hangi metotla bu sonuca ulaştıklarını tekraren anlatılmaktadır. Behçet hastalığını bularak adını verdiren doktor ayarında kaç doktorumuz vardır. Nobel ödülü alanların bu çalışmaları o ödülün konduğu adamın buluşundan daha büyük değildir elbette.

Necip Fazıl, edebiyat, tarih, din, sosyoloji, siyaset, iktisat.. her konuda fikir beyan eder ama herhangi birinde bilim adamı değildir. Onun yazdığı bir dini metni okuyan çarpılır. İman ve İslam Atlası kitabını okuyan birisi alışageldiği bir üslupla yazılmadığı için önce irkilir sonra tadına doyamaz. Oysa okuduğu metin her zaman okuduğu Büyük İslam İlmihali’nden başkası değildir. Bu millet sadece Arap dili ve edebiyatı okuyan, Arapça bilen ama dini konularda uzman, alim, bilim adamı olmayan Diyanet İşleri Başkanı gördü. Ortalıkta dolaşan sadece Arap-Fars Dili okuduğu halde “İslamcı yazar” tafralarıyla endam arzeden adamları da tanıyoruz.

Memleketin geleceği, neslimizin selameti için görüşlerini hiçbir tesir altında kalmadan, hiçbir çıkar hesabı, kar-zarar hesabı yapmadan ortaya koyacak, yol gösterecek, rehber olacak adamlara ihtiyaç vardır. Yer altındaki zenginliğin yerini fikir adamları belirleyecek, gün yüzüne çıkarıp, işleyip faydalı hale sokacak olan da bilim adamı olacaktır. Ancak üniversitelerinde ünvanların önce localarca, sonra yandaş, yoldaş, soydaş…gibi önceliklerle dağıtılan ülkelerde o madenleri başkaları çıkarıp memleketlerine götürüler, asıl sahibi olan sen de baka kalırsın. Hani Özbeklerin milli şairi, değerli Erkin Vahidov, Özbek halkı için” pamuğunu, neftini, gazını, tillesini eller yiyip mahzun melil bakan Özbek’im” diyor ya işte mahzun melil bakmaktan başka çaren kalmaz.

Fikir adamı bir milletin söyleyen dili, hisseden gönlüdür. Onların yanlışları onarılması mümkün olmayan yaralar açar. Bilim adamının yanlışı laboratuardan döner amma fikir adamının yanlışı vahim sonuçlar doğurur. Bu gün yaşadığımız sıkıntının temelinde de fikir adamlarımızın fikir namusu olmadığı için ideolojik sebeplerle başkalarının borazanı olmalarından değil mi? Bilmeden konuşan adama da fikir adamı denilemez elbette. Önce kendisi bilecek, özümseyecek her gülden bir katre alarak onu milletin istifadesine sunacak. Beynini, gönlünü, aklını ve fikrini başkalarının emrine verenlere fikir adamı denilemez elbette. Aydın ile fikir adamı örtüşür. Aydını yabacılaşan, aydını ihanet içinde olan milletler iflas etmiş demektir. Bizdeki Tanzimat’tan bu tarafa yaşanılan durum da bu vahim hakikattir. Gönüllü kölelerle, paralı askerlerin fikir değil kir akıtan oluktan farkı ne olabilir?
9-10-2011—KIRŞEHİR

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü