Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Okulumuz açılıyor..!

14 Eylül 2011

Sefer Aşir ERASLAN

Memleketimin en büyük zenginliği olan genç neslin geleceğe hazırlanması için yeni bir dönem daha başlıyor. Hani “…neşe doluyor insan” diye başlayan bir şiir vardır. Gerçek manası ile neşe doluyor insan. Ancak bu neşenin daim olması için eğitimin en alt kademesinden, en az dahli bulunandan en yukarıdakine kadar bu işe gönül verenler, gönlünü verenler daha fazla gayret, daha fazla emek sarf etmelidirler. Memleket, millet bunu bekliyor onlardan. Bazı tekliflerim, tavsiyelerim olacak onlara.

Değerli öğretmenim! Sana emanet edilen bu yavrular yarının gençleri, öbür günün büyükleri ve devleti yöneten devlet adamları olacaklar.Bu istikbal vaat eden beyni, ruhu, kalbi ve hafızası bomboş olan bu insanları geleceğe siz hazırlayacaksınız.Onlara evde anası babası hep her konuştuğunda” sus sen bilmezsin, sen konuşma büyüklerin bilir onlar konuşsun” diyerek hep susturdular.Zaten konuşmayı dahi unutacakken sana geldiler.Sen de aynı zulmü yaparsan bu çocuk ebediyen kendini anlatamayacak, memleketin meselesi benim meselem, milletin derdi benim efkarım” diyecek mecali de kalmayacak.Sana bakan o pırıl pırıl parlayan,nur akan ,çakmak çakmak, ateş fışkıran gözlerdeki feri söndürecek tavırlarda bulunma.Onun gelecekte ihtiyaç duyacağı bilgi ve becerileri bandıra bandıra ver ki bütün bu meselelere Fransız kalmasınlar. O heyecanla kalkan elleri, pişmanlıkla indirtme. Çünkü o pişmanlık başkalarının hesabına kar olarak yazılacak, millet yeni bir aksiyonerini heba etmenin acısını gelecekte anlayacaktır. Sen ona “senin bu konudaki fikrin nedir?” diyerek onu adam yerine korsan o da vatanının doyduğu yer değil, doğduğu yer, olduğu yer, öldüğü yer olacağını bilerek, hesap ederek, adam olmanın verdiği tatmin hisleri ile çalışacak , meselelere bu zaviyeden bakarak büyük bir milletin büyük evladı olarak mukabelede bulunacaktır. Bu gencin ailesinin, ne fakirliğinin ne de zenginliğinin seni etkilememsi için eksiklikleri gece gibi örtmek, olumlu taraflarını gündüz aydınlığı gibi aşikar etmelisin ki eşit , dengeli ve makul davrandığını fark eden bu kutsal emanet, sana ve senin temsil ettiğin devlete ve millete aynı duyguları besleyerek faydalı olsun. Aksi taktirde senin temsil ettiğin devlete ve millete senin şahsında düşman olacaktır. Buna hakkın olmadığı gibi haddine de değildir.

Öğretmen arkadaşım! Sana emanet edilen bu çocuklara, devlet malının kutsallığını, başkalarının malını-kazancının hile çalmanın, gasp etmenin, irtikabın, zimmetin birer ahlak fukaralığı olduğunu öğretmelisin ki ileride karşısına çıkacak olan çeldiricilerden etkilenmeden elinin tersiyle itmesini, atmasını bilsin. Her yerde var olan, kontrol eden, her zaman ve zeminde gören – gözetleyen bir varlığın olduğunu kalbine yerleştirmelisin ki bu yanlışların şeytani bir vesvese ile aklını ve fikrini çelmeye çalıştığı ortamlarda dahi titreyip, ürperip yanlışa tevessül etmesin. Böylece senin şikayet ettiğin ” memlekette doğru dürüst adam kalmamış, rüşvetsiz iş yapılmıyor” serzenişlerin de yok olmuş olacaktır.

Öğretmenim! Her öğrencine bilimden önce ahlakı, maneviyatı öğretmelisin. Hesap sorularını, kar- zarar hesaplarından önce dürüstlüğü, çok okumayı, kültürlü olmayı “ehl-i kitap olan bir millete mensup olmanın, kitaba ehil nesillerin yetişmesini de beraberinde getirmesi gerektiğini fark edebilen adamlar olmalarına çalışmalısın.

Öğretmenim! Milletin geleceği olan bu insanlara sahip çıkmalısın ki vatana da o sahip çıksın. Sen ona sahip çıkmazsan, başkaları sahip çıkacak, senin hem ilk hem de son pişmanlığın fayda etmeyecektir. Onun kalbini hep başkalarının hayranlığı ile değil, kendi neslinin hayranlığı ile doldur ki başkalarının gönüllü kölesi olasın. Geçmişteki” biz adam olmayız, biz geri kalmış, geriliğe mahkum bir milletiz, bizi ancak batılılar adam ederler” diyerek önce kendisini sonra da bu milletin geleceği olan gençleri kullaştıran aydın kılığındaki başkalarının adamlarının yalanlarına kesinlikle tevessül etmemelisin. Gençlere kuru, duygusal, hamasi hisler doldurmak yerine, gerçekçi olduğu kadar idrakçi bir nesil yetiştirmeye gayret etmelisin. İyi ile kötüyü, zararlı ile faydalıyı, dost ile düşmanı, yarar ile yaramazı ayırt edebilen idrak ve strateji sahibi, basiret sahibi adamlar olarak yetiştirmelisin. Başarıda olduğu kadar başarısızlıkta da onun başını okşaman, ona dünyaları bahşederek “bizim öğretmen de ne baba adam” dedirterek hem sana hem de milletinin diğer fertlerine sevgi ve saygı bağlarıyla bağlanarak idealist bir adam olacaktır unutma. Dünün idraki, bu günün mesuliyeti ve yarının plan ve stratejisi içinde olacak çapta insanlar yetiştirmeye çalışmalısın. Batı medeniyetinin tahlilini iyi yaparak, ne büyük bir aşkla bağlanmalarına, ne peşinen hiç düşünmeden reddederek tahlil ihtiyacı duymayan reddiyecilerden olmalarına izin vermeyecek kalitede adamlar olarak yetiştirmelisin. Ona öyle çapı olan bir adam olmasını teklif ederek ve buna uygun bir terbiyede yetiştirmelisin ki o da vasıflı, kapasiteli ve kaliteli bir insan olduğunu her katıldığı ortamda, her bulunduğu toplulukta hem davranışlarıyla hem de üslubuyla etrafa ışıklar saçarak göz kamaştırsın. O topluluklarda kaybolan, pısırık, gölgesinden korkan, aciz varlıklar olarak kaybolmasınlar. Onlar, sadece midesinin adamı olan yiyerek yaşayan varlıklardan olmamalıdırlar. Ne birkaç dakika geç kalmak, ne bunu adet haline getirmek, kırılan -paramparça edilerek, darmadağın edilen kalplerin içine düştüğü perişanlıktan, düşmanlıktan daha tehlikeli değildir. Bütün olumsuzluklarda, çok fena öfkelendiğinde, kendine hakim olmakta zorlandığında hatırına kendi öğrenciliğin, kendi ciğer paren gelerek seni frenlemeli, seni zapt-u rapt altına alabilmelidir. Kontrolsüz öfkenin en tehlikeli, en yakıcı ve en yıkıcı güç olduğunu unutma.

İdareci arkadaşım! Derste dalga geçen, boşa geçen zaman olarak harcayan, zamanı ve imkanları heba eden adamları takip ederek faydalı olmalarına çalışmalısın. Emanet edilen bu varlığın bir madde olmadığını, bir pırlantadan daha değerli olduğunu, onu daha değerli kılmak için bir kuyumcu titizliği ile çalışarak nakış nakış örmeye çalışılmasını sağlamalısın. Şayet bu kabiliyeti, bu bilgi birikimi, bu kültür ve medeniyet zenginliği yoksa unutmamalısın ki onun yapacağı bir eğiticiliği yapacak kapasitede binlerce insan sokakta işsiz dolaşmaktadır. Bürokratik işlerle öğretmenin ve öğrencinin üzerine faydasız bir yük-bir ağırlık bindirmekten imtina etmelisin. Unvanının idarecilik olduğunu unutmadan devlet işlerindeki titizliğini her sahada göstermelisin.

Sendikacı kardeşim! Yanlış olduğu kadar tehlikeli de olan “en başarılı sendikacı, en iyi sendikacı, mensubuna-üyesine en çok para kazandıran sözleşmeye imza atan sendikacıdır” prensibini yıkarak, en iyi eğitimi almış , en kaliteli eğitimi veren adamın mensubiyeti ile gurur duymalısın ve bu uğurda gayret etmelisiniz. Üyenin çokluğu, aidatın bolluğu senin birinci hedefin olmamalıdır. En başarılı öğretmenin kendi sendikanızın mensubu olmasından iftihar hissi ile dolmalısınız. Aksi halde daha çok ücret için çalıştığı fabrikanın makinelerini kıran adamdan farkınız olmaz. Orada makine kırılırken senin mensubunun kıracağı kalpleri, yıkacağı mensubiyet duygularını hiçbir makine, hiçbir zenginlik tamir edemeyecektir, kurtaramayacaktır.

Milletimin ümidi, devletimin bekasının teminatı olan genç adam! Bu son bölümde de sana seslenmek istiyorum. Çünkü başladığın bu kutlu yolda senin başarılı veya başarısız, eksik ya da tamam olmanda en çok tesiri olanlar yukarıda saydıklarımdır. Başarısızlıkta en az suçlu sen olduğun gibi başarıda en fazla takdire şayan olan da sensin. Sen nasıl ki babanın neslini devam ettirmekle mükellefsen aynı zamanda devletinin bekası da senin omuzlarına yüklenmiş ağır bir mesuliyettir. Zorluklara, sıkıntılara ve hedefin büyüklüğüne, yükün ağırlığına bakarak gözün korkmasın. Makedonyalı İskender’in babası da tahta geçecek oğullarını sınava tabi tutar. Henüz hiç binilmemiş, üzerine binmeye çalışanı da hemen yere vuran bir at ile imtihan eder. Atın ihtişamından korkan kardeşleri birer birer attan düşerek sınavı kaybederler. İskender, gözlerini güneşe tutarak kamaşmasını, böylece atın muhteşemliğinden ürkmemesini sağlar. Hiç korkmadan –ürkmeden ata biner ve düşmeden sınavı kazanır, kral olur. Sen de problemler karşısında gözünü korkutmamak için geçmişini hatırla ve sahibi olduğun değerin farkına vararak kollarını sıvamalısın ki işte o zaman bütün meseleler kolayca hallolacaktır. Sana “geri” olduğumuzu söyleyecek şuursuzlar çıkabilir. Onlara inanma ve kanma. Bizim batıdan hiç eksiğimiz yoktur. Hatta fazlamız vardır. Dayanışma içinde olmalısın. Tesanüt, yardımlaşma dayanışma, işlerini kolay, sıkıntılarını asan eyleyecektir. Ferdiliği, kişiselliği deneyen batı çıkmaz sokak olduğunu öğrenip senin dayanışmanı, yardımlaşmanı örnek almak için can atmaktadır.

Genç arkadaş! Sana “gez- toz, eğlen, ye- iç, neşelen, hayat bundan ibarettir” diyen beyinsizler çıkacaktır karşına. Onlara inanma. Evet dünyaya bir defa geldik, öldükten sonra tekrar geleceğiz ama, yarın kıyamette sadece o tavsiye edilenleri yaparak varır da bir eser, bir isim bırakmadan varır da o yüce ecdadının önünden geçerken sana “bu bizden değildir, geçiniz, tanımıyoruz bunu” derlerse sen ne diyeceksin, bunun hesabını iyi yap. Bu dünyadan bir eser, bir iyi iş, bir isim bırakarak ayrılmak hedefin olsun. Arkadaşının eksikliği, başarısızlığı ve acizliği seni mutlu etmesin. Sen o olumsuzluklardan beslenen değil o kötü durumları ya yok ederek veya en az onun kadar üzülerek karşılama olgunluğunda olan bir üstün karakterin sahibi olmalısın. Unutma ki senin yaşındaki Mehmet İstanbul’un fethinin hesabını yapıyordu. O zamanki devlet adamları, çocuklarına dünyalık madde kazanmanın, zengin olmanın yollarını değil dünyanın takdirini kazanmanın reçetesini veriyorlardı. Onlar altı yüz yıldır hala aynı muhabbetle hatırlanırken bu günkülerin yarın esamesi okunmayacaktır.

Evet okullar açılıyor! İsteyen “dersini almış ediyor ezber” desin, isteyen “şimdi okullu olduk “desin, isteyen “mektebin bacaları” desin. Bu güzel günde ne söylesen yakışır. Okulların açılışına Özbekler “birinci kongurak(zil) derler. Sene sonuna da “ahirki kongurak”(zil) derler. Son zil çalmadan önce son sınıftaki kızlar, annelerinin giydiği gelinliği, erkekler de babalarının giydiği damatlıkları giyerek bütün sınıf şehri gezerler.Taşkent’in o kalabalık trafiğine rağmen yolun ortasından hiç umursamadan yürürler. Şoförler de onlara hürmeten ne araçlarıyla o kabalığın arasına dalarak onları bölüp parçalayıp rahatsız ederler, ne de korna çalarak huzursuz ederler. Siz ey bizim şöförler, siz de okul önlerinde öğrencilerin yoğun olarak kullandıkları yollarda bırakınız çarpmayı onlara sevginizi, geleceğin devlet adamı olmalarına hürmetinizden dolayı dikkatli davranarak istenmeyen durumlara sebebiyet vermeyiniz.

10-9-2011-KIRŞEHİR

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü