Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Yeni Avrasya Ekonomik Birliği

25 Kasım 2011

Sefer Aşır ERASLAN

Sovyetlerin dağılmasından sonra en çok telaffuz edilen kelimelerden birisi de “Avrasya “sözüdür. Kimi “Avrasya Birliği” kurar, kimi “Avrasya Ekonomik Topluluğu” kurmaya çalışır, kimi de ”Avrasya ikinci kutup” iddiası ile yol almaya çalışır. Bu günlerde Rusya  Başbakanı Putin“Yeni Avrasya Ekonomik Birliği” kurma hevesiyle ortalıkta dolaşmaktadır. Peki Avrasya nereden başlar, bu tabiri kullananların esas maksadı nedir? 

İngilizler, Birinci Cihan harbinden önce dünyaya mutlak hakim oldukları dönemde kendilerini dünyanın merkezine koyup yakınlarında olan ve Balkanlara kadar olan bölgeye “yakın doğu” demişler. Biraz uzağa ki Balkanlardan başlayıp Hindistan’a kadar olan bölgeye de “orta doğu” demişler. Mutlak bir İngiliz sömürgesi olan bölge. Sadece Osmanlı hariç onun da gözünü oymak üzereler. Rusya ile beraber. Daha ötesi de “uzak doğu” olarak adlandırılmış. Yani  kuzey Afrika’yı da katarsanız BOP uygulama alanının taa kendisi. Avrasya işte bu büyük ve bakir coğrafyanın en mümbit sahası. Bizim için ise zenginliklerden de öte kan bağımız, soy ağacımızın kökleri, kardeşlerimizin, atalarımızın yurdu  olma ”özelliği ile ön plana çıkan bir coğrafya. Osmanlının hakim olduğu Türklerin hayat sürdüğü coğrafya dediğimiz orta Avrupa’dan başlayıp Doğu Türkistan’ı da  içine alan büyük yer yüzü parçası, atalar yurdu.

Avrasya kelimesinin algılanış şekli de farklıdır. Biz o coğrafyaya duygusal, hissi açıdan bakarak “sınırlarımız dışında  kalmış “nazlı Budin’den, mazlum ”Kosova’ya”, akıllardan hiç çıkmaya Uyvar’dan ”İstanbul’da bir semt kadar bizden ve çocukluk hatıralarımızın olduğu “Üsküp”e, kırım kırım kırılan Kırım’dan, mahzun Tiyanşan’a, ulu Pamir’den, mübarek Gazne’ye, kardeş Kerkük’ten, masum Caber’e kadar olan coğrafyadaki kardeşlerimizle kucaklaşmayı can atarken batı, “buralardaki zenginliği nasıl kendi memleketime transfer ederim”in peşindedir. Osmanlı coğrafyasının içerisindeyken şimdi sınırlarımızın dışında kalan yurtlarda yaşayanları gözü yaşlı gördükçe kendimizi suçlu hissediyoruz. Çünkü elimizde olmadığı halde oralarda kalanların bize “bizi terk edip kabuğunuza çekilerek bizi unuttunuz, sormuyorsunuz halimizi” der gibi bakışlarla baktıklarını zannedip üzülüyoruz. Yani batının Avrasya’ya bakışı emperyaldir, sömürü esaslıdır, ahlaksızcadır. Dün zenginliklerini ellerinden aldıkları kara Afrikalıyı Kunta Kinte’leri esir pazarlarında satan yüzsüz batı, şimdi iki yüzlü bir tavırla oralara yardım ederken dahi maddi kazancın peşindedirler. ABD, kendisini ile arada okyanuslar olsa bile Avrasya kuyruğuna onlar da girmiş bulunmaktadırlar. Bu coğrafyadaki enerji kaynaklarına sahip olmak, o karbon fosillerinin nakil yollarına hakim olarak pay kapma, başkalarının bu yolla kalkınmasına engel olma . . gibi kendi işlerine gelen, hesaplarına uyan stratejiler uygulamaktadırlar. Daha düne kadar ticaret yapmaları için ülkelere savaş ilan edenler, savaşmak mecburiyetinde bırakılanların yerini artık reklam ve büyük sermayeli şirketleri marifetiyle yapmaktadırlar. Çünkü savaşarak öldürdükleri canlı onlar için yok olan bir müşteridir. Onların insan olma, insani haklara sahip olma gibi bir değerleri  yoktur. İşte “Avrasya fikri de bu mahalde değerlendirilebilecek bir kavramdır batı için. Hem ABD hem AB aynı zihniyettedirler. Lakin Rusya’nın yaklaşımı da maksadı da bambaşkadır. Gelelim bu bakış açısının kuvvetli  temsilcisi Rusya lideri Putin’in Avrasya’ya bakışına ve yaklaşımına:
Bolşevik ihtilalinin yeni olduğu yıllarda, bizde olduğu gibi, Lenin’e yağcılık ve yaltaklık olsun diye “Lenin baba çok yaşa! Senden büyük gelmedi, senden büyük gelmeyecek!” diye bağırlarmış. Lenin bunu işitip bir radyo konuşması yapar ve der ki: ”Bundan sonra bana” senden büyük gelmedi, senden büyük gelmeyecek “demeyiniz. Bu büyük Rus milletine hakarettir. Dün benden büyük Petro’lar, Çar’lar  geldi, yarın da başkaları gelecektir. ”
İşte Lenin’in anlatmaya çalıştığı o çar bugün hayattadır ve büyük Sovyet Rus imparatorluğunun dağılmasıyla, dağıldığı zannedilen bu  millet dün adı “Sovyet “olan bu imparatorluğu önce “Bağımsız Ülkeler Topluluğu “olarak adlandırmış ama tutmadığını görünce yeni bir kavram olan, kulaklara hoş gelen bir kavram olan “Avrasya “ile doldurarak yeni Panslavist Rusya imparatorluğu kurmanın peşindedir. Eski sömürgeleri yeni efendilere bırakmak niyetinde değildir. Ancak eskisi gibi kolay da olmayacağını bildikleri için daha yumuşak topsuz tüfeksiz, tehditsiz, korkutmasız, seve seve, gönüllüce yapmanın planlarını hazırlamaktadırlar. Bu konuda en büyük kozu sistemin adamlardır.

Enerji nakil hatları adeta yağlı urgan gibi sardığı Türk cumhuriyetlerinin, Rusya’nın bu pozisyonunu kırma gücü de yoktur. Bu hatların işleyemez olmaları da bu ülkelerin kan damarlarından birkaçının kopması demektir. Bu ise yaşama kudretlerinin yok olması anlamına gelir. Bu  idari siyasi, insani fikri ve gönül bağı Rusya için avantajdır. Rusya’nın Avrasya siyasetininin mimarı Vatandaşlık Partisi genel başkanı olan Aleksandr Dugin’dir. Dugin,   Putin ile KGB’den arkadaştır. O partiyi de Putin kurdurmuştur. Dogin’in bu konudaki görüşü “siyasi bir birlik kurarak ipleri yeniden ele almak esasına dayanır. Rusya liderliğnde birlikten yanadır. Rusya’nın askeri gücü de bu birliğin varlığını devam ettirmedeki caydırıcı olarak hizmet sunacaktır. Bunca gücün sahibi olan bir devletin lider ülke, emir veren ülke, veto hakkı olan bir ülke gerektiğinde de eski alışkanlıklarından dolayı vurup kıran ir ülke olmayı hak etmektedir. Bu  yaklaşımın elbette akla uygun tarafları vardır, ancak dünkü “ake” ağabey hem de korku salan ağabey olan Rusya’nın yeniden “ake”lik yapmasına da, Türkiye gibi yeni “ake”olma iddiasında olanlara da karşı olan Özbekistan gibi ülkeler nasıl ikna edilebilinecektir acaba? O eski düşünceleri artık değişmiş demek ki. Siyasi bir birliğin ancak iktisadi birlik ile desteklenmedikçe hayat bulması mümkün değildir” fikrine gelmeleri de bir ilerlemedir. Ancak ilk aşamada kurulacak olan iktisadi birlik yerini siyasi birliğe terk ederek eskiye dönülmüş olacaktır, belki de.  

Türkiye için, daha evvel denen ve tutmayan bir “Balkan Paktı”ile uzun süre yaşamış, müspet işlere de imza atmış bir “Sadabat, Bağdat Paktı, RCD”benzeri bir alt oluşumlarla desteklenerek bir üst birlik olarak düşünülmesi gereken “Avrasya Ekonomik Birliği” işe yarar, olumlu işler yapabilir. Bu birliğin  Rus hakimiyetindeki bir oluşum olmaması için Hindistan, Çin, Pakistan da dahil edilerek eşit oy hakkı esasına göre  karar alma pozisyonundaki olacak olan bu ortaklığın daha hakkaniyet ölçülerinde ve faydalı olması düşünülebilir. Bundan emin olmayan, başka başka alternatifleri de değerlendiren Çin, yanına Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan’ı da alarak ŞİÖ örgütünü kurmuştur. Bu bile akla hem Rusya’nın yeniden hakimiyetine, hem de AB ve ABD’nin Asya’daki bazı kalabalık nüfusa sahip ülkeler vasıtasıyla provokasyonuna engel olabilme gayretlerinin tezahürüdür.       

Zaten şu anda devleti yönetenlerin tamamı eski sistemin yetiştirdiği, eski sistemin ahlakı ile ahlaklanmış insanlardır. Bunların Sovyet döneminden kalan hesaplaşmaları henüz nihayete ermemiştir. Tek endişeleri eskinin yeniden hortlaması, karşılarına çıkıp yeni ve acı bir hesaplaşma içinde olmaları ihtimalidir. Ayrıca bütün Türkistan’ı bir ahtapot gibi saran, bir yağlı urgan gibi bedenini saran boru hatlarının onların can damarları olduğunu  iyi bilmektedirler. Yani siz o hatları işlemez hale getirirseniz oralarda hayat durur, yaşamak imkansızlaşır. Öyleyse bu hatları tekrar kullanmak, daha verimli hale getirmek, yeni işlevler yükleyerek oradaki insanların her daim korkulu rüyaları olan “ya eski Sovyet yeniden canlanırsa” fikrini akıllardan çıkartmamak bu günkü Rus idaresinin birincil politikasıdır. Bu anlayış ile var olan bu realite elbette Rusya’ya her konuda avantaj sağlamaktadır. Türkiye için avantaj olan şey ise demokratik oluşu batılı anlayışla iktisadi ve siyasi meselelerin halline bakması gelmektedir. Çünkü eski sistemin yanlışlıkları ile perişan olmuş olan bu devletler yenide eski rüyaların kabus gibi tekrarlanmasını istememektedirler. Ayrıca her ne kadar eskinin Sovyet kafalı adamları hala görevde iseler de halk yeniklerin, yeni anlayışın yeni dünyanın bambaşka atmosferinin tesirinde kalarak eskisi gibi korkak ve itaatkar olmamaktadırlar. Arap baharına benzer olayların yakın bir gelecekte buralarda da sergileneceği kesindir. 1972 yılında cebinde yasak olan ABD doları ile gezen ticaret erbabı gençler şimdi oraların zenginleridir. Bunlar o sermayelerini kaybetmemek için elbette eskinin hortlamasına izin vermeyecekleri gibi batılı gizli servisler de boş durmamaktadırlar. Adeta çölün altından mantar gibi fırlayan tank, top ve uçaksavar kullanan adamlar herhalde Libya’ya bir günde indirilmediler. Ayrıca cebine koyduğu altı milyon dolarla beş yılda şah rejimini yıktığını söyleyen ABD’li ajanın benzerleri de herhalde oralara seyahate gitmemektedirler. Buralardaki halkın Türk ve Müslüman oluşu da ayrı bir avantajdır. Her  şeye rağmen, devlet adamlarının kara propagandalarına rağmen ahali  bizi sevmekte desteklemekte, beklemekte ve tercihini Türkiye’den yana kullanmaktadırlar. Yalnız büyüklük taslayıp da yapamamak en tehlikeli bir siyasi tercihtir. Dün sadece Türkiye ve ABD’ye güvenen Özbekistan bu gün kabuğuna çekilmiş yalnızları oynamaktadır. Gürcistan yaşadığı Osetya krizindeki tutumları sebebiyle batıya ABD ‘ye ve bize güvenememektedir. Çünkü Rusya’ya karşı gerektiği şekilde onları koruyamadı batı.  

İşte bütün bu olanlardan ders alarak Putin gibi yeni bir Avrasya politikası  belirleyerek daha aktif ve söylemlerinin arkasında durarak güven telkin eden bir politika izlemeyiz. Başarını sırrı lafta değil sözünün arkasında durmakla olacaktır. Bize göre bir Avrasya hem buraların hem de dünya huzuru için gereklidir mecburidir, vazgeçilmezdir.

24-kasım-2011
SEFER AŞIR ERASLAN

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü