Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Protestocu Gençlik

13 Aralık 2010
Sefer Aşır ERASLAN
Tarihten hiç ders alınmamışa benziyor. 1950-1980 arasındaki olaylar tekrar edilmeye çalışılıyor. O dönemde Türkiye’nin yüz katı Marshall yardımı alan Fransa, öğrenci olaylarını kısa sürede bastırdı. ABD karşıtlığı adıyla başlayan daha sonra sokakları kan gölüne, evleri matem yurduna, memleketi de acıların mekanı haline getiren bu gösteriler, o karşı oldukları memleketin işine yaramış diğerleri az veya çok zarar etmiştir. O dönemde gençlere moda tabiri ile “asi gençlik“ diyorlardı. Sırtları sıvazlanıyordu. Hatta bu isimle bu muhtevada pek çok Hollywood filmi çevrilmiştir. Esas flim gizli emeller bilinemeden yapılan bu furya, hep zayıf milletlere özellikle de batının kendisine rakip gördüğü düşman gördüğü (düşmanlığı gizlerler) ülkelere olmuştur. Bizim gibi tarihi zaferlerle dolu, batıyı birçok defalar dize getirmiş milletlere de içinden yetişen besleme aydın, satılık politikacı ve kazancından başka şey düşünmeyen iş adamları vasıtasıyla kanca atılmış, gençler istismar edilmiştir. Dün ABD altıncı filosuna “go home” çekenler bu gün ya ABD destekli veya Soros destekli veyahut da iktidar destekli TV, gazete ve dergilerle yüksek ücretli danışmanlıklar yapmaktadırlar. Hem de maaile. Kimi baba-oğul, kimi karı-koca, kimi ana–kız, kimi de ana-oğul devlet destekli, iktidar destekli bol maaşlı yerlerde safa sürüyorlar. Dün onlara “asi gençlik” diye arka çıkarak önce hükümete daha sonra devlete karşı kışkırtanlar bu gün de aynı oyunun peşindedirler. Ruhu okşanan, kimliksiz insanlar bu kimlikle “aç it fırın duvarı yıkarmış” misali her yeri tarumar ettiler. Bunlara 1960'lardan sonra ”anarşist gençlik” denildi. Bu sıfatla da pek çok yıkıcı–bölücü meydan aldı, yol buldu. İşte kendilerine bilmem ne kuşağı diyerek yola çıkıp şimdilerde kimi “kızıl milyarder”, kimi ”ödüllü gazeteci-yazar”, kimi de “büyük düşünür–kurtarıcı-örgüt elebaşısı” gibi sıfatlarla dünya nimetlerinden “kaam “almaktadırlar. Hızını alamayan bu gençlik daha sonra o zamanlar moda olan “devrimci gençlik” ünvanı ile devrimi kanla yazmak üzere yola çıktılar. Devrimi yazamadılar ama masuma kan kusturdular. ”Sonuç bir zalim, bir faşist, bir katil”in yaptığı ve uslup olarak kendilerininkine benzeyen bir tarzla yok olup gittiler. Yok olan sadece o gencecik taze bedenler değil memleketin geleceği idi.

O dönemin adamları da önce masum yumruk hareketiyle başladıkları bu sonsuz girdaba daha sonra başbakanın yakasına yapışarak devam ettiler. Uçak kaçırmalar, elçi kaçırmalar, çocuk kaçırmalar, banka soygunları derken iş sokakları paylaşmaya geldi. Daha ilerisi okulları kurtarılmış bölgeler yapmak, mahalleri üs haline dönüştürmek, fabrikaların işgali ile devam etti. En son nokta ise eyvah ki ne eyvah masum insanları, hiç tanımadıkları insanları sokakta evinde veya arabasında katletmek oldu. Tahrik edenler, hep arkada kalanlar varlıklı veya nüfuzlu insanların çocukları hiçbir şey olmadan devam ederlerken fakirin ocak umudu ya dar ağacında veya bir pis kurşunla yok oldu.

Dünün “asi genlik “diye unvan verilerek raydan çıkarılan gençlerinin kaderini yaşamamaları için bu gün “protestocu gençlik “gibi payelerle şımartılmaya, azdırılmaya çalışılan bu günün gençliği aynı tuzağa düşmemelidir. Bu günün gençliğine de önce “cool gençlik - kuul gençlik" yani "umursamaz, aykırı, farklı gençlik" dediler. Milli hiç bir özelliği olmayan maymun taklitçiliğine denk bir taklitçiliğin adıydı bu tabir. Ana–baba, bacı-kardeş, vatan-millet, dost-düşman …gibi hiçbir endişesi olmadan sadece akılına estiği, canının istediği gibi yaşayan hayvanca bir sorumsuzluk sahibi gençlik. Bu günün gençliği adeta “asi gençlik “gibi ilk merhale olan “kuul gençlik” merhalesini geçtikten sonra sıra "protestocu” gençliğe geldi. Bu ikinci aşamadır. Üçüncüsünü söylemeye dilim varmıyor. Bu hale siyasi ihtirasları uğruna dindar ile kindarı, bölücü ile vatanperveri ayırt edemeyen iktidarlar sebep olmuşlardır. Ne üçüncü merhaleyi ne de devamında gelebilecek zorbalığı istemiyoruz. Ana-babalar da evlatlarına takdim edilen bu zokayı yutmamaları hususunda dikkatli olmalıdırlar. Hani anne balık yavru balıklara ders verir: Oltayı tarif ederek onun ucundaki yemi yutmamalarını söylerken tepeden aşağı inen balık ile şaşkına dönen buna da çare soran yavrulara “buna tepeden inme derler yavrum bunu çaresi yoktur” der ya biz çareyi de anlatmalıyız ki ne zokayı yutsunlar ne ağa takılsınlar ne de başları ağrısın. Memleket te selamette olsun. Gidişat iyiye, hayra alamet değil. Ama biz yine de sabrı, akl-ı selimi, ümüdü kloruyalım. Şairin dediği gibi:

Biz millet hem de ne milletmişiz, gelmişiz dünyaya insanlık nedir öğretmişiz.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü