Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Üstad Ata-Anadan da Azizdir

27 Kasım 2011

Sefer Aşır ERASLAN

              Şahısların ve toplumun kendilerini tekrarlama, gelecek yıllara ve kendinden sonraki nesillere kendi sahip olduklarına benzer bilgi ve değer yargılarıyla tezyin edilmiş şahıslar bırakma arzusuyla gerçekleştirilen faaliyetlerin tamamıdır “diye tarif eder İbn-i Haldun eğitimi.

Meşhur İslam alimi, pedagogu ve düşünürü olan İbn-i Haldun, batılı pedagoglara ilham kaynağı olmuş, eseleri batı dilerine çevrilerek uzun yıllar ders kitabı olarak okutulmuştur. Batı  hayranı,   batı uydusu aydınlarımız onun prensiplerinden faydalanmayı zül saydıkları için hep batılılara meyletmişlerdir. Ancak unuttukları bir şey vardır ki o batılıların ilham kaynağı da  İbn-i Haldun‘dur.

İbn-i Haldun, eğitimin iki amacını olması gerektiğini ve iki aşamalı olmasının zaruretlerinden bahseder. Birincisi,   manevi değerlerin, ruhi faktörlerin kazanılması ve kazandırılması ; ikincisi ise teknik  öğretim uygulama ve fen bilimlerinin kazandırılmasıdır. Birincisi gence kim olduğunu ne yapması /yapmaması gerektiğini,   ikincisi ise hayatta lazım olacak olan değerlere sahip olmayı sağlayacaktır. M. Akif de gençlerde iki özelliği arar. Fazilet ve marifet. Bunlardan birisi eksik olursa genç eksiktir, yarımdır, topaldır, noksandır. Fazilet gencin  içinde yaşadığı /mensup olduğu toplumun ahlak, maneviyat, inanç, kültür ve medeniyetidir. İltimas, zimmet, rüşvet, irtikap…gibi olumsuzlukların insani olmadığı gibi İslami de olmadığını bilen adamlar olarak yetişmelidir. İftira, yalan, hırsızlık, zina, kumar … gibi insani vasıflarla bağdaşmayan durumların yanlışlıklarını  bu vasıflarla yani fazilet ile kendisinde bulundurur. Makama, maddeye, dünyevi olan şeylere değil, Yaratan’a kul olmayı ancak ona tapmayı, ona bağlanırsa gerçek hürriyete sahip olduğunu bilen bir insan olur. Aykırı olmak için farklı olmak için cool (KUL) olmak için ille de batının kirli ipine bağlanmamak gerektiğine inanır. Faizi meşrulaştıran, başkalarının sofrasındaki iki lokmayı bire indirerek açlığa talim etmelerine aldırmadan o bu maddi güçle köşklerde havuzlu villalarda yaşar. Devletin güçsüzleştirilmesi için ne kadar kredi alırsan al, faizi benim boynuma deyip ihraç ettiği çaya ot katarak satan soysuz adamdan ne dava adamı ne devlet adamı olur. Hangi klik veya guruba mensup olursa olsun onda fazilet yoktur. Bunun bir azgınlık, sapkınlık ve ahlaksızlık olduğuna inanmayı,   fazilet özelliği ile fark ederiz. Faziletli insanda insaf olur, vicdan olur, merhamet olur,   ahde vefa olur, geçmiş hukukun olduğunu fark eden insan faziletli insandır. Haram, helal, edep, haya, utanma bu özelliklerle  fark edilir.

Marifet ise müspet ilimdir. Tabii ilimler, fizik, matematik, kimya, teknik, teknoloji, tıp bu alanın içine girer. Bunlar dikkat edilirse hayatta lazım olan yaşamamızın vaz geçilmez değerleridir. Bunlar olmadan bir insan  hayatta başarılı olamaz. Ancak fazileti alıp bunları yani marifeti onun üzerine bina etmedikçe  yine  boştur. Ahlaksız alim, vicdansız bilgin, acımasız mucit, buluşlarının kölesi araştırmacı bu sebeple hayat bulur, var olur. Yüce Yaratan’a kul olmayı şiar edinmiş bilgin, ”maymundan gelme olduğunu” söylemez. Ahlaklı bir alim, ”çocuğun anasından süt emmesinin libido tesiri ile “olduğunu ileri süremez. Vicdanlı ve yaratılış gayesine müdrik bir alim insanları topluca ve daha çok nasıl öldüreceğinin” hesabını yapamaz.

İbn-i Haldun eğitimin manevi yönünün doğru ve sağlam olması gerektiğini” ifade eder. Manevi eğitimin üzerine maddi eğitimin bina edilmesini “ister. Aksi halde temelsiz bir yapıdan farkın olmayacağını ifade eder. Manevi eğitimin temeli ilk öğretimde atılmalıdır. Pozitif bilimlerin nasıl kullanılacağı, nerede kullanılacağı, hangi metotlarla kullanılırsa insanlığa faydalı olunacağı öğretilmelidir.Bunların tamamı ilk okuldan itibaren alınacak kazanımlardır.

İbn-i  Sina da eğitim ve öğretimin manevi yönünün kuvvetli olması gerektiğini” söyler. Manevi tarafı olamayan bir eğitim eksiktir, sakattır.

İmam-ı Gazali, İslam felsefesinin esası olan metotları ortaya koyan, Aristo’nun felsefesini çürüten adam, olarak bilinir. Batı da en çok tanınan bilim adamı ve filozoftur. O da çocuğa önce manevi değerlerin verilmesini ister. Manevi değerlerden mahrum bir adam “dava kazanacağım “diye mahkemede yalan söyleyerek hakimi kandırma yolunu seçer. Şayet manevi değerlere sahipse, yalanın  ne demek olduğunu, yalanla nasıl bir haksızlığa sebep olduğunu bilirse, onu yapar mı hiç? Hakkı, hukuku, haramı, helali bilen bir adam sahte belgelerle para aldığı adam lehine durum yaratmak için hesap cambazlığı muhasebe oyunları yapar mı hiç?

Eğiticisi, öğretmeni iyi yetişmemiş bir sistemde yetişenlerde kalite aramak mümkün değildir. Eserin mükemmelliği müessirin mükemmelliği ile orantılıdır. Uzaktan eğitilen, mektupla eğitilen, hızla eğitilen, süratlendirilerek, eğitilmiş gibi yapılarak, insan yetiştirmesi istenen adamlardan ne kadar  kaliteli adam yetiştirmesi beklenebilir?Kendisi ne kadar kalitelidir. Aydın diye geçineler de yetiştikleri okullardan aldıkları eğitimin gereği olarak hangi milletin kültür ile yetiştilerse oranın adamı olarak onların kavuğunu sallayan adam durumunda kalmaktadırlar. ABD okullarında yetişenler, Fransız  liselerinde yetişenler, Alman okullarında, İtalyan okullarında yetişenler hep o kültürlerin savunucusu olmuşlardır. 1983 ten sonra Türkiye’ye getirilen ve “prens” denilen şahısların büyük çoğunluğu hırsız, zimmetçi, irtikapçı, dolandırıcı, hortumcu çıkmıştır. Namuslu birkaçı hala burada üst düzey görevlerde çalışırlarken diğerleri ABD ‘de sırra kadem basmışlardır.. Buraya gelince de ya ayağından veya arabasından kurşunlanmışlardır. Şayet manevi eğitimi mili değer yargılarını eksiksiz olarak alsalardı bu zeka ile böylesi olumsuzluklara değil, yüceliklere imza atarlardı. Bir gazetenin yaptırdığı ankette gençlerin üçte ikisi ”Namık Kemal, Süleyman Nazif”’i tanımazken batılı müzik guruplarını bilebilmektedirler. Bir  prof. Olan hocam rahmetli Adnan Kahveci’yi ilk defa tanıdığında ABD’nin bütün özelliklerini bilen bu müthiş adama, ”Ahmet Hamdi Tanpınar’ı  ve Bursa’da Zaman “ şiirini okuyup okumadığını sorar. Olumsuz cevap alır. Ancak haysiyetli bir aydın olan bu adam eksikliğini kabul ederek pişmanlığını ifade  eder. Bazı ahlaksız entelektüeller gibi, inkara ve küçümsemeye kalkışmaz.Bu gün TV de boy gösteren batılı ülkelerde meşhur olduğu söylenen mağrur adamların tamamında millik vasfı yoktur. Manevi değerler olmadığı için bir değersizlikler manzumesi olan makutelere sahip olmakla iftihar ederler. Kendi kültürünü, maneviyatını veremeden okutulan küçücük çocukların ABD, Fransız, Alman, İtalyan okullarında okutulan yavruların elbette onların adamı olmaya namzet adamlar olmaları kaçınılmaz olacaktır. Kendilerinden öncekilerin olduğu gibi.

Eğitim sistemimiz millilik esasına göre yeniden  planlanmalıdır. Çünkü bu günkü sistemin ne milli ne de batılı olduğu söylenebilir. Her gelen siyasi parti kendi inançları yönünde değişiklikler yaparak adeta yamalı bohçaya dönüşen bu sistem  çağdaş, milli, manevi  değerlerin esas alındığı bir sisteme yerini bırakmalıdır. Batılı sembolleri kendisine rehber kabul eden, “cool olma” gibi  tek belirgin şiarı olan adamları bu eğitim sistemi ortaya çıkardı. Öyleyse bazılarının beğenmediği bize has olan  bizim olan sistem esas alınarak asıla dönüş sağlanmalıdır. Batılı tarzda yetiştirilerek kendini inkar eden adamların yerini milli, değerli, vasıflı, kaliteli, lider, yüceliklerin sahibi hedefi ve ilkeleri olan adamların alması için eğitim sistemimize de öze dönüş yaşanmalıdır.. Hem fazilet hem de marifet sahibi adamları yetiştiremezsek “bilgi çağı “denilen ancak sevgi mahrumu çağın gerisinde kalacağız. Hem insanı seven hem de çağdaş değerlerle müzeyyen adamlara ihtiyaç vardır. Öğretmenlerin  ve öğretmenlik mesleğinin ortaya çıkışına gelince.

Düşününüz ki bütün dünya bir dershane, bütün insanlık hedef öğrenci, elbette eskimeyen yıpranmayan, modası geçmeyen, her daim çağdaş olan, bir eğitim sistemi ve bütün insanlığa “ben ahlakı tamamlamak üzere gönderildim “ buyuran bir çağlar ötesi, zaman ve mekan sınırlarının ötesinde bir eğitimci ve öğretmen var. On dört yüzyıldır kelimesi dahi değişmeyen değiştirilemeyen bir temel kitap var adı. Kuran. Eskimeyen eğitim sistemi İslam. Daralmayan daima genişleyen bir dershane, dünya. Sevgisi hiç eksilmeyen bilakis her daim artan bir öğretmen, bir eğitici , bir muallim adı: Muhammet. Binlerce selam olsun sana ve ehline ey yüceler yücesi öğretmenler azamı. Unutulmazsın, senin şefaatine layık olmak kadar şerefli bir mükafat olur mu hiç? Bedir gibi küfür ile en büyük savaşta galip gelen Peygamber ordularının esir aldıklarına verdikleri ceza: On tane okur yazarlığı olmayan adama okuma öğretmek. Bundan daha kolay bir ceza var mı? Bu gün Guantanamo’daki zavallılara değil on, on bin kişiyi okutacaksınız” deseler onu da havada kapar razı olurlar. İşte batı azgınlığının cezası, işte  Müslüman müsamahasının tezahürü.

Çocuğun ilk öğretmeni eğitimcisi anasıdır. Bunun için anaları iyi eğitmek, güzel eğitmek, çok yönlü eğitmek gerekir. Çünkü çocuk,   gözünü ilk açtığında anasını görür, ilk sözü “ana” dır. Ailede eğitilen çocuk daha mükemmel olurdu ama zaman ve imkanların kısıtlı olması bu iş ile ilgilenen bir adama ihtiyaç hasıl oldu. Bu da paralı mürebbiler, öğretmenlik mesleği diye de bir mesleğin meydana gelmesine sebep oldu. Zengin köşklerinde,   sultan saraylarında oturup da paralı eğiticiler, mürebbiler, öğretmenler tutanlar dahi adına “sosyalleşme” denilen bir gerçek uğruna çocuklarını bu toplumun ortak kullanım mekanı olan yerlere göndermek ihtiyacını hissettiler.  Buradan da öğretmenlik mesleği doğdu. Ana –babadan ayrı sadece bu işlerle meşgul olan, bu işi bütün unsurlarıyla bilen ve yapan insanlar vardır artık. Belli bir ücret karşılığı, belli bir zaman ve mekanda yapıldı işler.  Okul, öğretmen, eğitim sistemi, eğitim malzemeleri ve eğitim metotları ortaya çıktı böylece.

Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz “ilkesi yerine batılıların “sürekli eğitim “ilkesini tercih eden yerli besleme aydınlar kendisinin sahip olduklarının değerini geç anlamış ama artık bir inat uğruna dönmeyi de içine sindirememiştir.”Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” prensibinden “çocuğuma dokunursan hapislerde süründürürüm “ noktasına gelinmiştir. Çünkü artık ne “eti senin kemiği benim” kaldı ne de memleketimin geleceği olan bu yavrular benim de geleceğimdir “ilkesi kaldı. Perişanlığın kaynağında iyi yetişmemiş öğretmen, iyi yetiştirilmek” gibi bir derdi olmayan öğrenci, nasıl olursa olsun “havasındaki veli bu çözüşlün baş aktörleridir.

Öğretmenin aldığını araştıranlar bir de ne verdiğini araştırsınlar. Bu gün öğretmene verilen ücret hak ettiğinden kat be kat fazladır. Yarısından fazlasının yaptığını yapacak  binlerce insan vardır sokakta. Sadece derse girip –çıkan ya ödev vererek veya sessiz çalışma yaptırarak(ne demekse) veyahut da ev ödevi veriyorum diye yazdırarak zaman öldüren adamalara daha fazla tahammül edilmemelidir. Yazım ve yazışma kurallarını bilmeyen, bir şiir, bir hikaye, bir anı, bir günlük yazmaktan aciz, hayatında hiç kitap okumamış adamlarla ne kadar kaliteli adam yetişir? Sıfır çeken öğrencinin mezun olduğu okul, öğretmen,   milli eğitim hesaba çekilmelidir. Yazışma ve laf ebeliği ile dolu  raporlara değil, göz önündeki faciaya dikkat kesilip çareler aranmalıdır.

Aileler, ” çocuğu okula göndererek vazifemi yaptım gerisi okula ve öğretmene kalmıştır” diyemezler. Okuldan aldıkları anahtar durumundaki bu bilgileri evde kendi imkan, kabiliyet ve şartları nispetince destek vererek mükemmele ulaşabilirler. Başkası senin çocuğuna senin kadar içten can-ı gönülden nasıl hizmet eder? Hem okuldan, hem çevreden aldığı olumsuzlukları hem de öğretmenden alamadığı eksiklikleri evde ana –babanın tamamlaması gerekir. Senin yavruna başkaları nasıl senin gibi bakar?  Metrolardaki, köprü altlarındaki, terminallerdeki perişanlığın baş sorumlusu kendi dünyasındaki ana-baba, kendi zevk meclisinden başka yeri göremeyen ebeveynlerdir. Öğretmenler Molla Akşemseddin gibi alim, fazıl, merhametli olacak. Babalar da Sultan Murat kadar ileri görüşlü, öğretmene hürmetli, Fatih gibi haddini bilen insanlar olmalıdır ki büyük adam olsunlar. Gençlere büyük bir geçmişin, muhteşem bir geleceğin mimarı olduğu fikri verilerek ideali olan, hedefi  olan insanlar olarak yetiştirilmeliler. Doyan, gezen, eğlenen varlık olmaktan çıkarılarak gelecekle ilgili plan ve projesi olan insan haline getirilmelidirler. Malum ikinci Mehmet ilk okul öğrencisi iken hocası  kulağını çeker. Mehmet, duygu sömürüsü yaparak anlatır olayı. Babası “sabah olsun da ben onu nasıl döverim bir görsün” der. Akşemseddin’i bularak yarınki olacakları anlatır. Sabah  okula giderken olacaklardan mutlu olacağını zanneden Mehmet, başına geleceklerden habersizdir. Akşam anlaşıldığı gibi şikayet edilen Hoca, sopayı bir Mehmet’e bir babasına vurur. İşte o hareket Mehmet’i Fatih haline getiren sebep. Hoca abide, eser muhteşem, kazanan memleket lider ülke…İşte ne kadar da çok ihtiyacımız var bu tabloya. Öğretmenin padişahtan da büyük olduğu fikrine ne kadar da çok ihtiyacımız var.Öğretmenin Akşemseddin vasfında oluşuna, toprağın suya ihtiyacı kadar muhtacız.

Son zamanlarda sapık öğretmen modası başladı adeta. Bir eşek kadar adam olmadık, öğretmene benzemedik yaratık, ilk okuldaki masum yavruya sarkıntılık ediyor. Milli eğitim de onu yerini değiştirerek ödüllendiriyor. Adeta hacda beraberindeki rehberlik ettiği kadına sarkıntılık eden sapık olduğu kadar hayvandan da aşağı imama verilen yer değişikliği cezası gibi. Bunları hem meslekten atacaksın, hem hapse atacaksın, hem de yüzüne tükürttüreceksin ki ibret olsun ders alsın diğer sapık meyli olanlara.

Öğretmeni sadece maaş ve diğer maddi imkanlarla değil öğrenciye verecekleri ile de zenginleştirmeliyiz. Kalite ve kapasitesini zorlayarak en üst düzeye çıkarılmalıdır. Çünkü bugün  internet bağlantısı ve bilgisayar hizmetini büyük reklamlarla sunanlar, öğrencinin öğretmenden daha iyi bilgisayar kullandığını, daha mükemmel internet  kullandığı gerçeğini göremeden katılmış olmakla yetinilen ve sonunda birer kağıt verilerek taçlandırılan(!) duruma son verilmelidir.Yunus‘un bir dörtlüğü ile okulda neler verilmelidir anlamalıyız.

Vardım mektebe eyledim ilim talep

Dediler ki önce edep sonra edep

Edepsizin ilmi, ilimsizin ise edebi olamaz. Mektepler sadece ilim verilen yerler değil aynı zamanda ahlak edep verilen yerler de olmalıdır. Bunu da ahlaklı öğretmenler, edebli terbiyeciler, yapabilirler ancak.Bir Özbek kelam-ı kibarında “Üstad ata-anadan da azizdir.”der.Aah keşke…

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü