Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Annesi Gül Koklasa Ağzı Gül Kokan Çocuk

09 Nisan 2012

Üstadın güzel mısralarından biri… Şöyle devam eder bu mısra: Elleri yumuk yumuk gözleri boncuk boncuk. Bu mısraları her okuyuşumda, otuz yıl önce, her evin duvarlarını süsleyen, ağlayan ve yanaklarına birer damla yaş düşen, gözleri mavi, duruşu masum  bu  çocuğu hatırlarım. Bir de her hatibin anlattığı, haram lokma yemenin zararlarını anlatan şu rivayeti… Hani ulemadan bir adamın üç çocuğundan ikisi beklediği gibi alim, fazıl ve mükemmel birer insan… Diğeri  ki en küçüğü, bambaşka bir çocuk. Her türlü kötülük, olumsuzluk mevcut. Adam araştırır,soruşturur bir sonuca varamaz. Kendisinin haram lokma yedirmediğine inanmaktadır. En sonunda hanımına sorar:
-Hanım bu çocuğa haram lokma mı yedirdin ki bu diğerlerinden farklı?”der.Hanımı anlatır.
-Bu çocuğa hamile iken bir komşumuza gitmiştim. Onların sepetindeki kırmızı elmaları görünce imrendim,özledim ama isteyemedim. Ev sahibi dışarıya çıkınca bir fırsatını bulup yanımdaki iğneyi batırarak elmanın suyundan içerek bu sıkıntımı izinsiz de olsa yok ettim. İşte bu çocuk o elmanın, haram olan suyundan beslendiği için böyle oldu, affet beni.
Evet  bir iğne batırımı elmanın haram suyu ile böyle oluyor da ya hortumlarla, oluklarla, denizler kadar büyük, ırmaklar kadar gür, haram sularla beslenen, haram yiyenlerin,haramzadelerin, nesline ne oldu”? dersiniz. İşte dün ve bu günkü devleti  yönetenlerin hali oldu. Ne hırsızlıktan utandılar, ne yedirmekten sıkıldılar, ne yemekten bıktılar, kahrolasılar. “Verdimse ben verdim“ demek küstahlığını gösterdiler. “Kendi adamlarımı değil de karşı fikirde olanlarımı mı”? diyen utanmazlar çıktı bu devletin başına bela olanlardan. “Devletin malı deniz yemeyen …” diyen ahlak fukaraları bu devletin başına yıllarca hem de yıllarca tebelleş oldular, saltanat sürdüler. “Çeşme akarken  kabını doldurmaya çalışan” fırsatçılar, kapkaççılar bela oldular bu devletin tepesinde. Onların çocukları da bu hırsızlık, irtikap, zimmet ve yolsuzluklarla ele geçirdikleri bu nimet mi külfet mi olduğu her insana göre farklılıklar arz eden, haramlarla yetişerek atası gibi devletin tepesinde bağdaş kurup boza pişirmeye çalışanlar hep bu adamların çocuklarıydı.Ellerinden bu imkanlar alınmaya  çalışanların başlarına gelmedik kalmadı.”Ya ölüm veya zindan” denilerek yok  edildiler, perişan edildiler.

Bir eli yağda, bir eli balda yetiştirilen, her arzusu hiç beklenmeden karşılanan, böylece arsızlaşan, kuduran, zaptolmayan çocuklar da dönüp annesinin boğazını kestiler. Çünkü başka yapacakları bir macera, bir tadılacak heyecan kalmamıştı anasını kesmekten başka. Bu çocuk, bir iğne batırımı kadar dahi harama tevessül etmeyen bir ana-babanın evladı olsaydı, o ebeveyn evladına haramın, serkeşliğin, edepsizliğin, hayasızlığın ne demek olduğunu öğretseydi de  bu çocuk da bunları aklına ve gönlüne nakşetseydi bunlar olur muydu hiç? Verdikçe isteyen, istedikçe arsızlaşan,  doyumsuzlaşan gencin vardığı son nokta maalesef anasını kesmek… Bu çocuğun anası şarap mı kokladı, rakı masalarında sarhoş mezesi olarak mı bu çocuğu peyda eyledi de ağzı gül kokmak yerine kendisini kesen bir katil evlat ortaya çıktı. Anaları iyi yetiştirmek gerekir ki hep gül koklasın, yıldız toplasın çiğerparesine ki onlar da ne anarşist, ne katil, ne sapık, ne hırsız, ne de hain olarak hayat bulsun bu dünyada.Çocuğum hata sende değil seni ilerici, çağdaş, zevkdaş, sarhoş, kimliksiz, kişiliksiz doyan, azan ama hiç bir mesuliyeti olmayan bir insan olarak yetiştiren ana-babandadır.

Şair şiirin devamında “Ağla yavrum ağla, yarın ağlayamazsın, bu günkü anladığını yarın anlayamazsın” diyor. Ya “erkekler ağlamaz” diyerek hicranını ve hüsranını içine gömerek dilhun olacak veya kız ise dünya umuru omuzlarına çöküp ağlamaya dahi fırsat bulamadan ömür tüketecek.Ya o anne, çocuğunun bu sevdiği yumuk yumuk elleri yarın açılıp da insanların başına yumruk olarak balyoz gibi indiğini görürse pişman olmayacak mı?” Bir şakinin anası denilmekten utanmak ne kelime, perişan olmayacak mı? Hep yumuk kalsaydı da yumruk olamasaydı da insanlar perişan olmasaydı” demez mi? O ilk adımı attığında kurbanlar kestiği, ilk kademin şerefine davetler verdiği bu adamın milletin başına bela olmasıyla bin pişman olmayacak mıydı? İlk defa dişlerinin çıktığında “diş hediği” yapak kutladığı bu adamın, devletin malını zimmetine geçirdiğini, milletin malını çalarak yediğini, haram lokmadan başka dişlerine değenin olmadığını görseydi “senin için yedirdiğim hediğim de haram olsun” demez miydi?

O resimdeki gibi masum, o duvardaki gibi gözleri mavi, o yanaklarındaki gibi göz yaşı olan bu çocuğun masumiyetinde bir gençlik yetiştirmek için evvela veliler olarak, ana-babalar olarak, haramdan uzak durmak gerektiğini fark etmek gerekir. Onlara bir iğne ucundaki su kadar dahi olsa haram yedirmeyen,hırsızlığın, devlet malını zimmete geçirmenin ne büyük bir felaket olduğunu, onlara öncelikle ve evvela analar, sonra da babalar, hocalar, din adamları, toplum önderleri velhasıl her sorumluluk sahibi insan vazifesini harfiyen yerine getirmelidir ki devletini soyan, soyduran, alan çalan, kaçan,  göçen adamlarla uğraşmayalım.

Yeni bir çocuk bayramını idrak etmeye yaklaştığımız şu günlerde ağzı gül kokan çocuklar, şarap kokan çocuklar değil, çalıp kaçan çocuklar değil, her şeye rağmen bekçilik yapan çocuklar yetiştirelim.Vatan zora düştüğü zaman, millete kastedenler cirit atmaya başladığı zaman, “kim var “denildiğinde  sağına ve soluna bakmadan “ben varım “ diyebilecek cesarette bir nesil yetiştirmek için önce anneler iyi yetiştirilmelidir. Kadını iyi yetiştirilen milletlerin yeni yetişen nesli de mükemmel olacaktır. Kadının eğitimi mükemmel olmalıdır. Çocukların parlak bir zekaya sahip olması için beslenmeleri iyi olmalıdır ki besleme nesiller yetişmesin.

Aydınlık yarınlar için, parlak geleceğimiz için, güneşli  yarınlarımız için, temiz süt emmiş, helal lokma yemiş, temiz bir hava teneffüs etmiş nesillere ihtiyacımız değil mecburiyetimiz vardır.

7-Nisan-2012-KIRŞEHİR
Sefer Aşır Eraslan

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü