Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Bilge Köyü Katliamının Arka Planı

15 Mayıs 2009
Seyhan GÜNEYCE

İnsan davranışlarını hayvanlarınkinden ayıran en önemli amil kurallardır. Bireyin iç dünyasında akıl ve gönül ilişkisinde içselleştirdiği kurallar ‘ahlak’tır. Yaşadığı toplumun benimsediği değerlere bağlı olarak uyulmasını zorunlu gördüğü ve çeşitli derecelerdeki toplumsal baskıyla uymaya zorladığı kurallar ‘örfler ve adetler’dir. Örfün toplum içindeki sistemli hale gelmesi “töre” olarak kabul edilir ve geleneksel yapıdaki gruplarda yazılı kurallardan daha güçlü ve etkilidir. Toplumun resmi örgütlenmesiyle oluşturulan devletin insanları uymaya zorladığı kurallar ise ‘kanunlar’dır. Bu kuralların hepsi de dereceli olarak insan davranışlarını yönlendirir.

İnsan, uyması gereken kural olmadığı zaman tehlikeli bir mecraya sürüklenir. Sosyolojide kuralların işlemediği durumlarda ortaya çıkan manzaraya “anomi” adı verilir. Aslı eski Yunanca olan bu terim kanunsuzluk veya normsuzluk anlamına gelir. Tarihte zaman zaman anomi adı verilen durumlar yaşanmıştır. En belirgin olarak sanayileşmenin doğurduğu toplumsal süreçte ortaya çıkmıştır. Durkheim, bu süreçte insanların kazanma arzularının kamçılandığını, geleneksel denetim mekanizmalarının devreden çıktığını ve insanların dizginlenemeyen bir anomiye sürüklendiğini belirtir. Anomi ile intihar arasında bağ kurar. Nitekim anomi toplumların ani geçiş dönemlerinde davranışlarını kontrol eden kuralların gücünü kaybetmesiyle ortaya çıkar. Burada ne toplumsal örfler, ne bireysel ahlak, ne de devlet yasaları etkili değildir. sonuçta sapkın davranışlar ortaya çıkar.

Türkiye uzun süredir yoğun bir sosyal değişme anaforu içindedir. Bu değişme süreci genelde yukarıdan müdahaleli şekilde hızlanmıştır. Bu yönlendirmeli değişim bazı sapmalara da sebep olmuştur. Toplumda dönem dönem buhranlar yaşanmıştır. 12 Eylül’e giden süreçteki sağ – sol adı verilen kardeş çatışması bu sapma durumlarından birisidir. İhtilal bu çatışmayı durdurmuş görünmesine rağmen buhranı ortadan kaldıramamış, hatta beslemiştir. Farklı boyutlarda toplumsal gerilimler devam ede gelmiştir. En kanlısı ise PKK terörü ile ortaya çıkmıştır. PKK Marksist – Leninist bir terör örgütü olarak mevcut denetim mekanizmalarını ve kuralları altüst etmiştir. Bölgede var olan toplumsal yapının kurallarını reddettikleri gibi, egemen devletin bütün uygulamalarına başkaldırış yaşanmıştır. Bu bir etnik ayaklanma değildir. Fakat uzun yıllar kasıtlı olarak yanlış sunulmuştur ve böyle sunulmaya devam edilmektedir. Bu Türkiye’nin meselelerinden sadece bir boyuttur. Ama önemli bir boyuttur. Bu meseleden bölge halkı da muzdariptir.

Terör yapısı gereği zaten kuralları tanımaz. Kuralsızlığı besler. Anomi ortamının doğmasına yardımcı olur. Bileşik kaplar misali aslında birbirini besler. Toplumda meydana gelen şiddetli kırılma bir taraftan teröre uygun zemin hazırlar, bir taraftan da ortaya çıkan terör var olan kuralları kökten yıpratır. Etkili olduğu yerlerde kuralların gücünü törpüleyerek anomi denebilecek bir ortamın doğmasına yol açar. Terörün 25 yıldır etkili olduğu bölgeye bu açıdan da bakmak gerekir. PKK’nın etki gücü belki doğrudan taraftar kazanma yönünde olmasa da, kuralların terk edilmesi noktasında tahmin edilenin üstünde olmuştur. Devlet yanında yer alan yöre halkının ve burada görev yapan bazı resmi görevlilerin bile kuralsızlık eğilimi bunu göstermektedir.

Terör ile birlikte artan toplumsal çözülme insanların davranış kalıplarını adeta altüst etmiştir. Eskiden geleneksel yapının sıkı bir şekilde belirlediği davranış kalıplarına göre yaşayan yöre halkının, şimdilerde neye göre ve nasıl hareket edecekleri tahmin edilemez hale gelmiştir. Eskiden beri hüküm süren geleneksel yapının belirleyici gücü bölgede zayıflamaya başlamıştır. Zor şartlar içinde şekillenmiş olan aşiret yapısı geçmişte insanlar için bir güvencedir. Bu yapıda modern birey iradesi yerine yerleşik sosyal kurallar ve liderler geçerlidir. Onun için popüler anlamda kadın cinayetleriyle gündeme gelen “töre” buralarda egemendir. Daha doğrusu sosyal değişme anaforuna girmeden önce egemendi. Şimdi neyin egemen olduğu belli değil. Modern toplumlarda devletin güvencesinde hukuk egemen iken, buralarda henüz modernleşme gerçekleşemediği için bir kuralsızlık belirtisi görülmektedir.

Kan davasının bile geleneksel yapıda uyulması gereken kuralları varken, son zamanlarda ortaya çıkan suç örneklerinde izah edilemeyen yönler artmaktadır. Son olarak, Mardin’in Mazıdağı Bilge köyünde 4 Mayıs 2009 günü, nişan merasimi yapılan eve gerçekleştirilen saldırıda 44 kişi hunharca katledildi. Bu katliamı doğru çözümleyebilmek için günlerdir yorumlar yapılıyor. Farklı yönleri irdeleniyor ve farklı bakış açılarından tartışılıyor. Bunlar arasında nasıl bir sonuca ulaşılır bilmiyoruz ama yapılan bazı art niyetli yorumlar konunun nasıl çarpıtıldığını gösteriyor. Bunun için konuyla ilgili bazı sosyolojik gerçeklere dikkat etmek gerekir.

Katliamın basına yansıyan yönü ile bir husumet olmasına rağmen kan davası olmadığı ortada. Saldırının zaten kan davasının töre kurallarına da uygun olmadığı yine yorumcular tarafından dile getirildi. Namusa dayalı bir töre cinayeti görüntüsü de vermeyen olayın sebeplerini iyi tahlil etmek gerekir. Saldırganlar akraba ailelerden olduğuna göre dini veya etnik bir çatışma da söz konusu değildir. Yine her iki taraf korucu olduğundan dolayı doğrudan terör örgütü ile bağlantısı kurulamamaktadır. Bazı çıkar çatışmaları dile getirilmesine rağmen böyle bir gerekçe, katliamın nedenini açıklamaktan çok uzak görünmektedir. O zaman ortada ne vardır. Cinnetin bile bir açıklaması varken, böyle bir tasarımlanmış katliamın nasıl bir açıklaması olabilir.

İnsan olan yukarıda işaret ettiğimiz gibi bazı kurallara göre hayatını sürdürür. Her insan grubunun kutsalları ve kuralları vardır. Başka toplumlar aykırı bulsa da, her davranışın mantıklı açıklaması vardır. Suçların bile açıklaması bu çerçevede yapılabilir. Sadece kurallarını yitiren insan topluluklarında açıklama zorluğu çoğalır. Meydana gelen olayı eski kurallara göre yorumlamaya kalksanız yanılırsınız, yeni kurallara göre anlamlandırmaya çalışırsanız yanılırsınız. Mardin Bilge köyünde meydana gelen olayın da arka planında uzun yıllardır bölgede meydana getirilen “anomi” diyebileceğimiz kuralsızlık ve değersizlik bulunmaktadır. Bu sebep tek başına belirleyici değildir ama ana faktör olarak kabul edilebilir. Çünkü kutsalı olan, kuralları olan hiçbir insan kadın, çocuk, yaşlı, hamile demeden bir sülaleyi toptan katlederek dünyadan kazımaya kalkmaz. Üstelik kendisini Müslüman olarak kabul eden insanlar, namaz kılarken kendi dininden ve kanından insanları bu şekilde öldürmezler.

Ortada çok ciddi bir sosyal problem vardır. Bu problemi devlete ve koruculuğa bağlamak en hafifinden haksızlıktır. Gerçekte ise art niyetliliktir. Konuyu saptırarak kendi çıkarlarına kullanmaya kalkmaktır. Halbuki konunun gerçek boyutuyla ele alınması ve incelenmesi bölgedeki problemlerin çözümüne katkı sağlayabilecek bir fırsat olabilir. Birbirini besleyen kokuşmuş yapıların bir an önce tedavi olması için başlangıç oluşturabilir. Bölgede bir aileyi veya sülaleyi kökten kazıma teşebbüsü feodal yapının bir ürünü veya sapması şeklinde PKK öncesinden vardır. PKK bu yöntemi kendisini desteklemeyen aileler ve sülaleler için kullanmıştır. PKK’nın hiçbir kutsal değere ve kurala saygı göstermediğini biliyoruz. Zaten anomiyi besleyen bu kuralsızlık ve değersizlik ortamıdır. Bu ortam PKK terör saldırılarıyla başta yöre halkına zarar verecek şekilde sürekli beslenmiştir.

Hiçbir kural ve değer tanımadan yok etmeye yönelik katliam teşebbüsü son yıllara mahsus değil. Mesela 1980 yılında Urfa’da İzol aşireti içinde, Lamia Türk ve ailesi halasının oğlu Mustafa İzol ve adamları tarafından saldırıya uğrar. Evdeki 14 kişi kalaşinkof mermileriyle öldürülür. Bugün DTP milletvekili ve eşbaşkanı olan Ahmet Türk’ün yengesi ve halasının kızı olan Lamia Türk 20 kurşun yarasıyla tesadüfen kurtulur. Fakat feodal yapının çarpıklığı sonucu 2004 yılında yine akraba kurşunu ile hayatını kaybeder. Bu tarz imha yöntemi PKK terörünün acımasızlığının zeminini oluşturur. 1984 yılında PKK saldırıları benzer yöntemle başlar. Saldırdıkları köy ve mezralarda çocuk, kadın ve yaşlı demeden imha yöntemi kullanmışlardır. (Saldırıların detaylarına kaynaklardan ulaşabilirsiniz.) Bu dönemdeki saldırılarda hedefte haklarını savunmaya kalktıkları Kürt aileler vardır. Son Bilge köyü katliamında da benzer bir yok etme teşebbüsü görülmüştür. Yöntem aynıdır.

Dolayısıyla bölgede kanı besleyen bir bataklık ortamı meydana gelmiş durumdadır. Bu ortamın çok yönlü sosyolojik sebepleri tahlil edilmelidir. Başta feodal yapının bozulma süreci olmak üzere, PKK terör saldırılarının meydana getirdiği travma bölgedeki kuralsızlığı ve kontrolsüzlüğü artırmıştır. Bölgedeki yaşayan insanların büyük çoğunluğu bundan muzdarip ve sessiz bir şekilde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Her toplumda canavarlaşmaya yol açan sapkın davranışlar ortaya çıkabilir. Bunu toplumun bütününe genellemeden doğru tahlil etmek ve çözmek esastır.

Ortada ciddi anlamda bir otorite boşluğu ve kuralsızlık vardır. Kuralsızlığın olduğu yerde canavarlaşan ve insanlıktan çıkan yaratıklar türer. İnsanı insan yapan ahlak ve hukuktur. Özellikle sosyal değişme sürecinin yoğun etkisi altındayken bir de terör saldırısı altında kalan bölge mutlaka rehabilite edilmelidir. Bunun yolu öncelikle bölge insanının feodal baskılardan ve terör örgütü uzantılı yapıların baskılarından kurtarılması için devlet güvencesine alınmasıdır. Ahlakın ve geleneksel toplumsal kuralların çözülmeye başladığı yerlerde devlet kurallarının adaletli ve etkin bir şekilde uygulanması gerekir. Aksi takdirde suç oranları çarpan etkisiyle artar. Buradaki insanlar bozulmuş aşiret yapılarının farklı emellerine ve terör örgütü uzantılı yapıların art niyetli önerilerine terk edilmemelidirler.

Artık devrede devlet güvencesi ve hukuku olmalıdır. Terör örgütü ağzıyla bu olayda korucuları ve devleti suçlayanlar karşısında, yıllarca devletin yanında terör örgütüne karşı duran korucuların feryadı da bunu göstermektedir. Terörle bölgede devlet egemenliğini ve geleneksel denetim mekanizmalarını yok etmeye çalışarak anomi meydana getiren kesimler, bölgenin devletle bütünleşmesinden ve buralarda devlet hukukunun egemen olmasından korkmaktadırlar. Korktuklarının başına gelmesi ancak bölgede sorunları çözer. Bunu ise bütün olumsuzluklardan en büyük zararı ve korkuyu çeken bölge halkının kararlı tavrı ile devletin şefkatli tavrı sağlayacaktır

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü