Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İslamcı Siyaset ve Ticaretin Hazin Manzaraları

30 Eylül 2009
Seyhan GÜNEYCE

Bazı görüşlere göre insanlar hayatta sürekli imtihan içindedir. Bu yaklaşım büyük oranda doğru görünmektedir. Fakat hayatta bu imtihanı verebilmek öyle kolay görünmemektedir. Bizim toplumumuzda bunun örneklerini fazlasıyla görüyoruz. Son zamanlarda kendisini toplumun diğer kesimlerinden ayırarak “İslamcı” veya “Müslüman” olarak tanımlayan grupların zorlu imtihanına şahit oluyoruz. Özellikle aynı dine inanan bir toplumun içinde kendilerine ayrıcalık olarak dini sıfatları layık gören insanların düştükleri manzara gerçekten üzücüdür. Diğer Müslümanları hakir görürcesine sahiplendikleri dini sıfatlar büyük bir iddiayı ve sorumluluğu dile getirmektedir. İddialarıyla davranışları örtüşmediği zaman asıl problem ortaya çıkmaktadır. Son zamanlarda sıklıkla karşılaştığımız örnekler bunu göstermektedir.

Örneklerden birisi Üzmez hadisesidir. Geçen yıl Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez 14 yaşındaki bir kıza tecavüz iddiasıyla tutuklandığında “İslamcı Gazeteler ve Yazarlar” yorum yapmaktan kaçındılar, görmezden geldiler. Konuyu Hürriyet gazetesi yazarı eski İslamcı Ahmet Hakan sık sık dile getirdi. Buna rağmen pişkinliğe vurdular. Hatta yakın zamanda Üzmez davasının sonuçlanması ve hüküm verilmesi karşısında Ahmet Hakan isyanını tekrar dile getirdi: “Siz değil miydiniz, “Hırsızlık yapan kızım Fatıma bile olsa elini keserim” şeklindeki hadisi gözümüze sokup güya “Biz ilkeli adamlarız” diye hava basan... Peki küçük bir kız çocuğunu tacizden 13 yıl yiyen adamınızı niye birinci sayfanın en altına suç ortaklığı yapmış gibi sakladınız ki?” (18.09.2009 Hürriyet)

Geçen günlerde, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını  kaybettiği helikopter kazasında vefat eden İHA muhabiri İsmail Güneş'in eşi Yasemin Güneş Star Ana Haber'e konuk oldu. Yasemin hanım eşinin ölmeden önce kullandığı fotoğraf makinesi ve bilgisayarı çocuklarına hatıra olması için İHA’dan istediğinde, 8 bin 500 lira istenmesi karşısında şok olur. Uğur Dündar’ın şaşkınlıkla dinlediği bu haber karşısında muhtemelen seyredenler de çok şaşırmıştır. Duygusal bir ortamda geçen görüşme esnasında Dündar, kendisinin de muhabirlikten geldiğini, muhabirliğin ne denli zorlukları olduğunu bildiğini belirterek, "İzin verirseniz sizden talep edilen parayı ben ödemek istiyorum.” diyerek önemli bir jest ve anlayanlara ders vermiş oldu. Bu esnada gözleri dolan Uğur Dündar, "Bundan başka haber sunamayacağım" diyerek bülteni kapattı. (26.09.2009 Medyaradar) Halbuki İhlas grubu insanların dini duygularını sonuna kadar kullanarak sözde ahlakçılığın öncüsü gibi rol yapıyordu. Bu son olay tekrar gösterdi ki işin aslı öyle değil. Benzeri o kadar çok örnek var ki artık roller inandırıcı gelmiyor.

Bir başka örnek de aynı kesimin içinden bir ilkeli yazarın başına gelenlerde ortaya çıktı. İslamcı cenahın gazetelerinde yazılar yazmakta olan Fikri Akyüz isimli yazar, gördüğü bazı yanlışlıkları eleştirmeye ve yazmaya teşebbüs edince sansürlenmeye başladı. En son haber7.com internet sitesinde bu eleştirilerini net olarak yapınca (24.09.2009), yazısı hemen ana sayfadan düşürüldü. Bununla ilgili gazeteciler.com sitesinde bir mülakatı yayınlanan yazar, bu tavrın arkasında “Karşı mahallenin oğlanlarına çak ama bizim mahallenin adamlarına bırak çakmayı eleştiri bile getirme yaklaşımı var.” diyerek açıklamada bulundu. (25.09.2009 Gazeteciler.com) Fikri Akyüz içinde bulunduğu camianın hatalarını kapatmak yerine eleştirmeyi tercih etti ama tepki çekti. Camianın ne kadar içine kapanık olduğunu ve ahlaki kaygılardan uzaklaştığını gösterme bakımından son derece önemli bir örnek daha ortaya çıktı.

Özellikle iktidar partisini oluşturan kadroların eski alışkanlıklarıyla kapalı cemaat yapısını menfaat kapısı haline getirmeleri, Türkiye’de din ile siyaset ilişkisini yeniden şekillendirecek gibi görünmektedir. Her ne kadar eski düşüncelerinden vazgeçtiklerini, “milli görüş gömleğini” çıkardıklarını iddia etseler de hala toplumdan ve devletten kendilerini farklı görerek davrandıklarını göstermektedirler. Bunu kapatmaya çalışsalar da zaman zaman net olarak ortaya çıkmaktadır. En son “Kürt Açılımı” projesinde de bariz bir şekilde aynı hataya düşmüşlerdir. Bazı uyarılardan sonra geri adım atsalar da, başlangıçta devlet tarafından mağdur edilmiş cemaat psikolojisi sergilemişlerdir. Binlerce yıllık devlet ve millet şuuru içinde hareket eden bir kadro görüntüsü vermemişlerdir. Bu yaklaşım Türkiye için son derece tehlikeli bir durumdur. Cumhuriyet döneminde maalesef bazen Batıcı, bazen Sosyalist, bazen de böyle İslamcı yaklaşımlar eliyle, milletimizin tarihi ve sosyolojik özellikleriyle dünya milletleri içindeki yerini idrak edemeden yönetilme teşebbüsleri büyük yaralar açmıştır.

Batıcı ve sosyalist akımlar ülkeye zarar vermekle birlikte toplum tarafından teveccüh görmemişlerdir. Toplumun genel teamülü dini duygular yönünde gösterdiği zaaftır. Toplumun büyük kısmı kendisini dindar olarak nitelendirmese de, dini mesajlara son derece saygılı ve duyarlıdır. Dolayısıyla din adına insanları ikna etmek şimdiye kadar kolay olmuştur. Adeta toplumun açtığı bu gönüllü kredi hovardaca kullanılmıştır. Çeşitli cemaatler bazen hizmet için, bazen de çıkar için bu duygulara hitap etmişlerdir. Şirketlerinin ismini bile dini değerleri çağrıştıran kelimelerden seçmişlerdir. Çevrelerindeki insanlar bunlara kanarak fedakarca hizmet etmişlerdir. Hala da bir kısmı devam etmektedir. Bu fedakarlık eğer samimiyetle ve ahlaklı bir şekilde değerlendiriliyorsa problem yoktur. Fakat yaşananlar ve gözlemlenenler artık bu duygu suiistimalinin sona ermesi gerektiğini göstermektedir. Burada daha çok örnekler sayılabilir.

İslamcılığın artık bir suistimal aracı olarak kullanılması durdurulmalıdır. Bizim toplumumuz farklılıklarına rağmen zaten Müslüman bir toplumdur. Kimse kimseyi dini inançları ve ibadetleri bakımından kandırmamalıdır. Dini bakımdan başkalarından üstün ve ilerde olduğunu zannetmemelidir. Böyle bir görüntü İslam’a yakışmayacak ahlaksızlıklara sebep olmakta ve sonuçta dinin değerlerine ve topluma zarar verilmektedir. Bunlar Müslüman’dır diyerek insanların gösterdiği hüsnüniyet ve güven duyguları gittikçe tüketilmiştir. Bu durumda ortaya vahim ahlaksızlıklar ve adaletsizlikler çıkmaktadır. Bunu önlemek hem kandıran, hem de kanan insanların tavırlarına bağlıdır. Toplum bir millet bütünlüğü içinde yıllardan beri ortak bir kader yaşıyor. Kendi problemlerini çözebilmek için çağdaşlaşmaya ve medenileşmeye çalışıyor. Daha doğrusu köklü medeniyetini yenilemeye çalışıyor. Bunu ancak toplum tarafından kabul görecek ortak değerler ve ilkeler çerçevesinde çözebiliriz. Toplum içinde ayrıcalıklar ve suistimallar ortadan kaldırılarak sonuca ulaşılır. Ayrıcalık her zaman ve zeminde farklı konularda olabilir. Şu anda problem olan ahlaksızlığa ve ayırımcılığa sebep olan, dini görüntü içindeki menfaat gruplaşmasıdır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü