Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Türkiye’nin “Kürt Sorunu” Aydın Problemi mi?

29 Temmuz 2009
Seyhan GÜNEYCE

Son günlerin ana problemi tekrar kanlı katil Öcalan oldu. Türkiye’de yaşayan ama nereye hizmet ettiği belli olmayan borazancılar boru öttürmeye başladılar. Anladık ki bir yerlerden işaret alındı ve sefer başladı. Anında öncülük yarışı başladı. Kimisi Heybeliada’ya pardon İmralı’ya gitmekten bahsetti, kimisi katil teröristin felsefe okuduğundan dem vurdu.

Nasıl da heyecanlandılar. Göze girme yarışında düşman çatlattılar. Fakat bu arada çatlayan yıllardır “vatan sağ olsun” basiretiyle şehit cenazeleri kaldıran Türk milletinin kendisi oluyordu. Nitekim bunların kimi çatlatmak istedikleri anlaşılmış oldu. Zaten bu kalemşorların Türklükle ilgili heyecanlarının bir türlü yükselmediği biliniyordu. Onlara göre böyle bir heyecanı ancak “banal milliyetçiler” yaşayabilirdi. Kendileri ise seçilmişlerdi.

Bunların seçilmiş oldukları doğru aslında. Kendilerini seçtirmek için ne taklalar attıkları herkesin malumu. Millete ne kadar yukarıdan bakarlarsa, ne kadar hakaret ederlerse, ne kadar şikâyet ederlerse yükseldiklerini gördüler. Dolayısıyla birbiriyle yarışa girdiler. Bu yarışta kıran kırana pastadan pay almak vardı. Kimisine fonlardan destek geldi, kimisine cemaatten köşe başı, kimisine de ödüller…

Ortada tartışılması ve çözülmesi gereken bir problem olduğu ortada. Bunu isimlendirme konusu bir yerlerden özellikle yönlendiriliyor. Biz de bundan dolayı aynı kalıpları kullanmak istemiyoruz. Fakat Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde Kürt vatandaşlarımız arasında ateşlenen bir Marksist terör problemini bir türlü doğru ifadelendiremiyoruz. Herkes farklı anlamlar çağrıştıracak şekilde yanlış kullanmaya devam ediyor. Hatta itiraz ettiğinizde istihza etmeye kadar vardırılıyor. “Artık siz de kabul edin!” deniyor.

Biz problemleri kabul etmiyor değiliz. Sadece aydın duyarlılığı içinde doğru değerlendirilmesini istiyoruz. Olayları doğru tahlil etmek için tarihi süreci ve bütünlüğü içinde değerlendirmek gerekir. Ortada tarihi boyutta bir Kürt Meselesi varsa, Osmanlı’nın yıkılma döneminde ve Milli Mücadele döneminde Türklerin yanında yer alan bu sosyal grubu nasıl açıklayacaksınız? Hatta biraz daha geriye giderek başka Türk gruplarıyla dahi savaşan Osmanlı Türkleriyle birlik olan Kürt aşiretlerini ne yapacaksınız?

Demek ki tarihi boyutuyla ortak kültüre sahip bir toplum haline gelmiş insanlar arasında başka sebeplerden düşmanlıklar türemiş. O zaman bu başka sebeplere bakmak gerekir. Bu sebepler son günlerde karşılaştığımız sonuçlar nazarından değerlendirilemez. Uzun tahliller ve araştırmalar gerektirir. Ama biz kolaycı bir toplum olduğumuz için önümüze atılan ezber cümleler ile Kürt sorununu tartışmayı tercih ediyoruz. Bu da bizim asıl problemimizin aydın dediğimiz zümre ile ilgili olduğunu gösteriyor. Çünkü bu zümre Ermeni meselesinde de aynıdır, Kıbrıs meselesinde de. Çünkü doğal suçlu her konuda Türklerdir. Türkleri savunan milliyetçiler de baş düşmandır. Aslında Türkler ve Türk milliyetçileri olmasa her şey ne kadar güllük gülistanlık olacaktır. Ne Rumlar, ne Ermeniler ne de terör örgütü bir şey yapıyor. Onlar son derece masum ve sadece onlara itiraz ederek oyunbozanlık yapan milliyetçiler suçludur.

Burada kullandığımız milliyetçiler siyasi veya fikri anlamda kendisini milliyetçi tanımlayanlar değildir. Zaten olması gereken milletin bünyesindeki milliyetçiliktir. Hatta bu milliyetçilik en korktukları milliyetçiliktir. Milletin ortak şuurunda bazen feraset, bazen irfan olarak ortaya çıkan tavırdır milliyetçilik. Bu milliyetçilik çok koltukları sarsmış, çok oyunları bozmuştur.

Son günlerde ağızlarda gevelenen “sorunun çözülmesi, dağdakilere af getirilmesi, teröristlerin masum siyasetçi rolüne büründürülmesi” gibi, ezber klişelerin başlarına neler getireceğini bu mihraklar göremiyorlar. Aldandıkları milletin kardeş çatışmasına sebep olmamak için gösterdiği basireti tepkisizlik olarak algılamaları. Millet bu konularda devletiyle bütünleşerek gereken milliyetçi tepkisini gösterir. Bunu özellikle siyasetçiler iyi görmelidir.

Türk milleti eleştirilebilir, seçim ve tavırlarında hatalı görülebilir ama iradesi tamamen yok farz edilemez. Son seçimlerde AKP’ye yönelmesini farklı kesimler çok yanlış değerlendirdiler. Hala bu yanlış değerlendirmeyle gitmemelerini dileriz. Kimse milleti aptal ve iradesiz görmesin. Bu millet çok badireler atlatmış ve kendisini hakir görenlere ve düşmanlık yapanlara gereken cevabı vermiştir. Burada tek sıkıntı kendisine tercüman olacak aydınların bir kısmının iradesini başka yerlere devretmiş olmasıdır.

Kürt açılımı adıyla milletin rencide edilmesinin ve zarar verilmesinin vebali olduğu kadar bedeli de vardır. 25 yıldır süren bir terör mücadelesinde, terörist gruba silah bıraktırmayı başaramayacaksınız, hapse koyduğunuz terörist başını zapt edemeyeceksiniz, dışarıdan telkinlerle aldığınız kararları çözüm diye sunacaksınız, şehit analarının ve ailelerinin canını acıtacaksınız ve adına zafer diyeceksiniz. Sorun çözdük diyeceksiniz. Millet de bunu yutacak. Size gereken dersi vermeyecek. Bu ülkede AKP’yi iktidara getiren millet birilerine çok iyi ders verdi. Bazıları bu dersi anlamamışa benziyor. Milletin oylarının burada toplanması AKP’li siyasetçilerin çok başarılı olduğundan değildi. Kimse bunu kendinden menkul zannetmesin. Dikkat ederseniz son seçimlerde dahi bu parti Türkiye’nin milliyetçilik hassasiyetlerinin en yüksek olan bölgelerinde teveccüh gördü. Hata yaptığında yine bu bölgelerinde tarihin sarı yaprakları arasına gönderilir. Bunu başbakan da çok iyi görmüş olmalı ki “söz ola kestire başı” ifadesiyle mesaj vermek mecburiyetinde kaldı.

Kimse merak ve endişe etmesin. Kimsenin yaptığı yanlış yanında kar kalmaz. Herkes er veya geç hesabını verir, cezasını çeker. Herkes şapkasını önüne koyup ne yaptık, ne yapıyoruz muhasebesini yapsın. TSK da bu muhasebeyi yapsın, milliyetçiler de, iktidar ve muhalefet partileri de. Ortada çözülemeyen ve Amerika’ya havale edilen bir sorun varsa vebali de vardır. Bu sorunu bahane edip düşmanlıkları körükleyene kadar, kardeşlik kültürünün geliştirilmesine ne katkı yapabiliyorsunuz buna bakmak lazım. Bu kültürün birinci şartı adalet ve güvendir. Adaletin olmadığı yerde ne barış, ne kardeşlik, ne de çözüm vardır. Çözümün ilk şartı budur. Kimse ölümü gösterip sıtmaya razı olmamızı beklemesin. Kirli pazarlık değil adalet istiyoruz. Hem kanunla, hem ahlakla, hem vicdanla…

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü