Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Hasta Ruhlar Tedavi Edilebilir mi?

11 Temmuz 2009
Seyhan GÜNEYCE

Dün Mehmet, bugün Ahmet haddini aşmaya devam ediyor. Tarihlerin ve kişilerin önemi yok. Bu tip yazarların ruh hali önemli. Ortada olan haddini aşmanın ilerisinde bir ruh hali. Haddini aşmak bile normal insana mahsustur. İzan ve idrak sahibi akıllı insan haddini aşabilir. Bunlar tedaviye muhtaç bir ruh halini yansıtıyor. Akıllı bir insan art niyetinden olayları çarpıtabilir. Kendince farklı bakış açıları geliştirebilir. Yalan yanlış fikirler uydurabilir. Altan kardeşler bunun ötesinde bir haleti ruhiye içindeler. Buradan uyarmak bir aydın olarak görevimiz. Kendileri hastalıklarını kabul etmeyebilirler ama okuyucuları bunu bilmeli.

İnsanların değişik korkuları ve düşmanlıkları olabilir. Bunların sebeplerine inilerek tedavi edilmeleri mümkündür. Bu tedavide hastanın içinde bulunduğu durumun gerçekliğini kabul etmesi ve tedaviyi kabul etmesi çok önemlidir. Hasta kendisinin dünyanın en sağlıklı ve en önemli insanı olduğunu zannediyorsa yapılacak bir şey de yoktur.

Bir insan gözü ve gönlü körleşecek kadar nasıl Türklüğe karşı düşmanlık içinde olabilir. Bir insanın düşmanlık sınırı kendisini rezil edecek boyutta olabilir mi? Bunun izahı mümkün mü? Psikoloji belki açıklayabilir. Ama mutlaka bir patalojik vaka olarak açıklar. Normal bir durum olamaz. Normal şartlarda izah edilemez. Bu Altan kardeşler bir tipolojinin somut örnekleridir.

Konunun birkaç yönü var. Birincisi bu tiplerin gerçek hayatla bağları kopuktur. Toplum içinde normalmiş gibi gezerler ama marazi davranışları her an ortaya çıkabilir. Bu ortaya çıkan durum genellikle hayallerinde kurdukları gerçek dışı dünyayla ilgilidir. Siz nasıl bir hayal dünyasında yaşadıklarını sadece emareler vasıtasıyla takip edebilirsiniz. Yoksa tutarlı bir düşünce ve davranış dünyaları yoktur. Bir yere koyamazsınız. Kim söyleyebilir bu tiplerden birisinin siyasi kimliğini?

Bunlar ne komünisttir, ne liberaldir, ne Müslüman’dır, ne Hıristiyan, ne de başka bir şey. Varsa yoksa kendileri ön palanda olsun. Merkezde kendileri vardır. kendilerini dünyanın en önemli kişileri olarak görürler. Sürekli rol yaparlar. Birilerine yalakalık, başka birilerine de saldırganlık yaparlar. Bu durum konjonktüreldir. Güç ve menfaat merkezleri bunların rengini belirler. Dün Marksist olmak modaydı ve bunlar Marksist’ti. Sonra liboşluk geçer akçe oldu ve bunlar liboş oldu. Yarın kim bilir ne olurlar. Ama kişilikli olamazlar.

Kişiliği olmayanın doğruluk ve yanlışlık ölçütü yoktur. Dolayısıyla ahlakı yoktur, ahlaki kaygı ve ilkeleri yoktur. Temel ölçü kendi çıkarlarıdır. Bu çıkarda da bencil benlikleri ön plandadır. Doğrunun ve iyinin tek ölçütü kendilerine çıkar sağlama derecesidir. Türklüğe düşmanlıktan benliklerini yüceltebiliyorlarsa onlar için yeterlidir. Çünkü Türklük düşmanı merkezler bunlara yaptıklarından dolayı paye ve menfaat verir. Bununla hem çıkar sağlarlar, hem de kendilerini önemli hissederler.

Dikkat edin bir dönem Türkiye’de “solcu olmak adam olmaktır” safsatası ile bu türden tipler ön planda idi. Herkes de bunların gerçek anlamda Marksist olduklarını zannetmişti. Marksizm her ne kadar sapkın bir ideoloji olsa da ölçüleri kesindir. Taraftarları da son derece kendi ilkeleri doğrultusunda ahlaklı ve idealist insanlardır. Düşmanımız olsa bile mert olanını her zaman takdir ederiz. Ama ne zamanki Sovyetler yıkıldı, bizler de bu tipler karşısında şaşırdık kaldık. İşte o zaman anlamaya başladık ki bunlar bukelamun tipler. Her kalıba girebilirler. Allah muhafaza menfaat edineceklerini bilseler bizden fazla milliyetçi olmaya kalkarlar.

Normalde biz toplumda herkesin milliyetçi olmasını ahlaki bir görev olarak düşünüyoruz. Bu ahlaki göreve talip olanların ise kişilikli, sağlıklı ve idealist olması beklenir. Fakat kendisini merkeze alan, bencil, çıkarcı, ilkesiz tiplerin milliyetçi olmasını beklemek zaten abestir. Abesle iştigal etmek de zaten sağlıklı bir durum değildir. Dolayısıyla biz de bu tiplerle muhatap olurken buna dikkat etmemiz gerekir. Milliyetçi olabilmek bu bakımdan fedakarlık ve idealistlik gerektirir. Hastalıklı bencil tiplerin ise böyle olabilmeleri mümkün değildir.

Yazımıza başlarken iki Altan’ın köşelerinde yazdıkları Çin’in Uygur Türklerine yaptığı katliamı Türkiye’deki Kürt problemine bağlamaları noktasından hareket etmiştik. Bunun izahı mümkün olmayan bir saptırma olduğundan bahsetmiştik. Hiçbir izan sahibi insan şu satırları yazamaz: “Kültür ve dil konusundaki şikâyetleri aslında bizim ülkemizdeki Kürtlerin şikâyetlerine benziyor. Vahşet, başka bir ülkede yaşandığı vakit insanlar, kendi ülkelerinde yaşandığında fark etmedikleri haksızlıkları daha iyi algılıyorlar…. Bu konuda Çin devletiyle Türk devletinin yaklaşımları birbirine benziyor.”

Evet küçük Altan, bu cümlelerle kızgınlık da olsa bütün dikkatleri üzerine çekti. Zaten amacı neydi? Kürtleri anlamak veya haklarına sahip çıkmak mı? O bilmiyor mu iki farklı olgunun karşılaştırılamayacağını. Bildiği halde böyle yapmasının tek sebebi kendi egosudur. Biz bile işimizi gücümüzü bırakmış Altan yazıyoruz. Amaç budur. Hele Kürt meselesini kaşımakta olan dış mihraklar bir de aferin derlerse tamamdır bu iş. Bu aferinin nasıl olduğunu zaten hepimiz biliyoruz. Bazen fonlanarak, bazen ödüllenerek, bazen de adam yerine konarak oluyor. O merkezlerden adam yerine konmak ne kadar önemli bilmiyor musunuz?

Türkiye’deki Kürtler ile Çin zulmü altındaki Uygur Türkleri arasında paralellik kurmak gerekirse Kürtler burada da Türklerin kardeşidir, orada da. Olayların tırmandığı noktada ajanslar ilginç bir haber geçti: “İlk defa MHP ile DTP aynı konuda aynı tepkiyi verdi.” Bu aslında işin sırrı. Devlet Bahçeli’yi DTP’lilere insanca davranıyor diye eleştirenler zaten bundan korkuyorlar. Biz 12 Eylül öncesinde tezgahlanan bir oyunla aynı aileden, aynı köyden, aynı memleketten insanları kaybettik. Aramıza husumet sokuldu. Bu husumetin devam etmesini kim isteyebilir? Neden birbirinizle düşmanlığa devam etmiyorsunuz diye kim sorabilir?

Marksist PKK terörü tırmandığı günlerden beri Türk milleti ve özellikle Türk milliyetçileri soğukkanlılıklarını korudular. Kürtler ile biz akrabayız, onları kardeşimiz olarak kabul ediyoruz. Terör çıkaranlar ile halkı ayırmak gerekir diye ter döktüler. Bence başardılar da. Bundan kimler rahatsız buna bakmak lazım. İlk yıllarda Öcalan’ın köpekleri devletle ve Türkler ile neden iyi geçiniyorsunuz diye Kürt ailelere şiddetli saldırılar düzenledi. Bugün de neden bu milliyetçiler Kürtlerle çatışmıyor diye rahatsızlananları biliyoruz. Halbuki Türk milletinin tarihi davasını misyon olarak üstlenen Türk milliyetçileri bu oyuna gelmedi. Kürt halkının büyük çoğunluğu da bu oyuna gelmedi. Anadolu’da bin yıldan beri kaynaşarak birlikte yaşayan insanlar bugün neden kavga etsinler?

Altanvari tatlısu aydınları işte bu kardeşlik kültürünü anlayamaz. Türk kültürü batılılaşmanın etkisiyle son zamanlarda çok değişim yaşadı. Kürtlerin bulunduğu bölgeler bu değişimden daha az pay aldı. Bu bölgeler Anadolu’nun diğer bölgelerinin belki 30 – 40 yıl önceki hayatını yaşamakta ve değişim tehdidi içlerine girmiş durumda. Devlet Türklerin kültürünü ne kadar değiştirmeye zorladıysa, Kürtlerin kültüründe de o kadar etki meydana gelmiş durumda. Bu gerçeği anlayamayan zevat, orta Anadolu kökenli bir Türk milliyetçisinin doğu Anadolu’da yaşayan bir Kürt ile gayet iyi anlaşabildiğini, hatta evlenebildiğini anlayamaz. Bu durum batıda üretilen şablonlara uymaz. Altan kardeşler bunu anlayamaz.

Milli mücadelede verilen savaşa bu milletin bir parçası olarak katılan Kürtler kendilerini Türk milletinden ayrı görmediler. Kıbrıs çıkarmasında da benzer durum yaşandı. Galatasaray’ın UEFA kupasındaki maçlarında PKK taraftarları bile Türk takımını milli bir heyecanla takip ettiler. Bu tarihi bir oluşumdur. İçinizden çıkartmak isteseniz bile atamazsınız. Arada sadece mahalli farklılıklar vardır. Birilerinin kışkırtmaya çalıştıkları gibi milliyet oluşturacak kültürel fark yoktur. Hele Çinliler ile Uygurlar arasındaki farka ve çatışmaya benzer hiçbir taraf yoktur.

Olmayan bir benzerliği gündeme getirmenin tek bir izahı vardır: o da hastalıklı bir tipolojidir. Fildişi kulelerinde Kürtlerin hayat tarzlarını ve kültürlerini bilmeyen yazarların, sözde Kürt taraftarıymış gibi kendi egolarını ön plana çıkartarak kendilerinden bahsedilmesini sağlamanın başka açıklaması olamaz. Bu tipler her şeyi pervasızca kullandıkları gibi Kürtleri de kullanmaya devam etmek istiyorlar. Ama artık oyunlarının bozulma zamanı geldi. Maskeleri düşmeye başladı. Uygur Türklerinin verdiği şanlı mücadele inşallah Türkiye’de zihinlerdeki yanlışların ve bilinçsizliklerin ortadan kalkmasına vesile olacaktır. Herkes doğruları ve gerçekleri er geç anlayacaktır. Anlamayanlara Altan gibileri yeter.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü