Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Milleti Parçalamanın Bin Bir Yolu

26 Aralık 2010
Seyhan GÜNEYCE

Sözü geldiği zaman herkes milliyetçilerden daha milliyetçi, vatanseverlerden daha vatansever. Kimse mangalda kül bırakmıyor. Herkes üfürüyor. Biliyorum biraz argo ve duygu burukluğu ile yazıma başladım. Herkesin milliyetperver olması ancak hepimizi memnun eder. Fakat işin aslı maalesef öyle görünmüyor. Son zamanlarda lafın nereye varacağı bilinmeden konuşmalar yapılıyor, yazılar yazılıyor. Bilinmemesi belki art niyet olmadığını akla getirir. Ya bilinerek yapılanları…

Açıkçası tutarlı ve sağlam bir dünya görüşüne sahip olmayan insanlar memlekete zarar veriyorlar. Tarihi kökleri ve sosyal bütünleşmesi güçlü bir milletin parçalanması için sanki birileri seferber olmuş. Bu seferberliğe ve oluşturulan koroya katılmak için birçok kişi ve kuruluş adeta yarış içinde. Adam veya kadın konuşuyor: İki dil kabul edilmelidir. Kültürel haklar verilmelidir. Siyasi çözüm getirilmelidir. Demokratikleşme gerçekleştirilmelidir. Vesaire… Diğer taraftan tabuları yıkalım, statükodan kurtulalım, değişime direnmeyelim ezberleri… Adeta milletin varlığına ve bütünlüğüne savaş açılmış ve değişik cephelerden saldırılar yapılıyor.

Kimse niyetini kamufle etmesin. Zamanın en önemli özelliklerinden birisi olarak şeffaf olsun. Herkes kimin ne niyetle meydanlarda konuştuğunu anlasın. Söylenen sözlerin ne anlama geldiğini ve nereye kadar uzanacağını görsün. İyi niyetli veya art niyetli olarak milletin varlığına ve birliğine zarar vermenin boyutu anlaşılsın. Kimse kimseye rol yapmasın. Kimse içindeki başka hesapları başka mecralarda görmeye kalkmasın. Artık tehlikenin boyutu net olarak anlaşılsın.

Tehlike devletin parçalanmasında değildir. Asıl tehlike milletin parçalanmasındadır. Bazılarının söyleyemediği Türk milletinin parçalanması için hummalı bir çalışmayı hep birlikte seyrediyoruz. Sözü geldiği zaman “milletimiz” “bu millet” “70 milyonluk millet” yakıştırmaları ardına saklanarak öğündüğümüz Türk milleti aşiretçilik ilkelliği ile bölünmeye çalışılıyor. Birileri Türk milletinin içindeki aşiretlerden devşirme yoluyla milletçikler türetmeye çalışıyor. Bunun çok matah bir şey olduğunu zanneden zevat ise çanak tutuyor.

Önce kısaca dil meselesine demokrasi penceresinden bakalım. Ülkenin bütününe dağılmış bir etnik grup var. Ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşıyorlar. Yaşadıkları bölgede kendilerinden farklı çok sayıda başka etnik gruplar da var. Konuştukları diller bilim adamlarının karma dil dediği gelişmemiş bir aşiret dili. Bir medeniyet dili değil. Yaşamasında kimse için mahsur yok. Ama küreselleşen ve kültürler arasında kıyasıya verilen mücadelede yaşama şansı yok. Bunu herkes görüyor. Aslında kendileri de görüyor. Ama ne hikmetse yaygarayı o kadar güçlü çıkarıyorlar ki hepimiz irkiliyoruz. Halbuki varlığı tarih boyunca Türk kültür dairesinde olmasına bağlı. Emperyalist emelleri olmayan Türkler, hiçbir zaman farklılıkları yok edici olmamışlar. Tersine o farklılıkların varlıklarının adeta sigortası olmuşlar. Anadolu bunun en önemli örneği ve bu durum Türk kültürünün en önemli ayrıcalığı. Bunu uzun hikayelerle anlatmaya gerek yok. Kürtler kaç yıldır Türk milletinin içinde yaşıyorlar. Oysa İngilizler sömürgelerinde neler yaptılar. Kısaca karşılaştırmak yeter.

Dil konusunda iddia sahiplerinin varsayımından hareket edecek olursak, bölgede veya Türkiye’nin her tarafında farklı dillere demokratik hak tanımak gerekir. Kısaca etnik dil veya yaşayan dil dediğimiz bir olguyu kabul ediyoruz. Mesela Kafkasya’dan Anadolu’ya gelerek yerleşmiş farklı gruplar kendi köylerinde ve aile içinde bu dillerini kullanıyorlar. Güneydoğu’da yer alan Süryani, Arap, Kürt, Zaza gruplarının her biri farklı lehçeler kullanıyorlar. Madem ülkede demokrasi çok dillilikle sağlanacak, madem demokraside çoğunluk egemenliği yerine her farklılığın haklarını korumak önemli. O zaman demokrasi adına birileri neden iki dilden bahsediyor. Eğer sayı fazlalığı söz konusuysa Türkiye’nin kahir ekseriyetinde zaten böyle bir problem yok. Hayır, bunlar önemli değil silah önemli diyen varsa da bunu açıkça söylesin ve farklı dil lehçelerine sahip olan gruplar da hemen silahlanmaya başlasın.

Konunun ne kadar saçma bir hal aldığını göstermek için verdiğimiz örnekler yanlış anlaşılmasın. Ama iki dilli bir Türkiye olabilmesi için milletin parçalanması ve çok dilli olunması gerekir. Teklif ettikleri 20-25 bölgede, “her bölgede o bölgenin etnik çoğunluğu isterse onların dili de bölgede ikinci ayrı bir dil olsun” diyorlar ama Güneydoğu dışında böyle bir bölge olmadığını kendileri de biliyorlar. Demokrasiden bu anlaşılıyorsa eğer sayıca az olanların diline de bu hakların verilmesi gerekir. Tabelalar değiştirilecek olursa iki değil en az beş ayrı lehçede düzenlenmesi gerekir. Bunun saçmalığını herkes görebiliyorsa eğer iki dillilik tartışmasının saçmalığını da görebilir. Bunun demokrasi ile hiçbir ilgisi olamaz. olsa olsa ilkelleşmeyle ilgisi olabilir. Küreselleşen dünyada aşiretleşen ve parçalanan bir toplumun büyümesinden ve dünyada söz hakkı elde etmesinden kimse bahsedemez. Özellikle ülkeyi yönetenlerin hem Türkiye’nin dünyada önemli bir güç olduğundan bahsetmesi, hem de bölücü faaliyetlere göz yummaları ve müsamaha göstermeleri büyük bir çelişki meydana getirir. Türkiye ya milletinin birlik ve bütünlüğünü ortak değerler etrafında güçlendirerek bir dünya devleti olacak, ya da etnik problemlerle boğuşan bir üçüncü dünya ülkesine dönüşecek. Bir asır önce hasta adam ilan edilse bile dünyanın önemli güçlerinden birisi olan Türk milleti, kendi içindeki basiretsiz aydınları ve yöneticileri sayesinde yerinde saymaya devam ediyor. Bölücü faaliyetler ise geriye çekiyor. Türkiye, öncelikle milletini seven, milletine inanan, milletine güvenen ve milletine ileriye atılım yaptıracak bir yaklaşıma, inanca, vizyona sahip kadrolar bekliyor.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü