Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İnsan Öğütme Değirmeni

09 Ocak 2012

Seyhan GÜNEYCE

 

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde yayınlanması insanlık için önemli bir evredir. Bu evreye kadar Batı dünyası karanlık bir ortaçağ, engizisyon işkenceleri, vahşi imha savaşları yaşadı. Vahşi kapitalizm ve sömürge çağında kendi insanları başta olmak üzere çok sayıda insanın kanı aktı. Modernliğin zirvesi olan 20. Yüzyılda aynı vahşet devam etti. Ama insanın değerini koruma mücadelesi de aynı paralelde gelişti. Hümanizm ve aydınlanma gibi fikir akımları bu mücadelenin Batı’daki yansımalarıdır. İnsanın değerini bulmaya çalışan gayretler önemli bir mesafe kazandırmasına rağmen başka problemlere yol açmıştır. Bizde ise durum biraz daha farklıdır.

İnsanın değeri İslam diniyle birlikte özel bir anlam kazanmıştır. Türklerin İslam’ı kabulüyle birlikte anlam dünyası bu esaslarda gelişmiştir. Dünya, insan, Tanrı dengesini sağlayan İslam’ın yaklaşımı Türk toplumunda ve kültüründe belirleyici olmuştur. Bu anlamda Türk toplumunda insanın özel bir değeri ve anlamı vardır. Fakat geri kalmışlık ve Batılılaşma hamlesi bizim toplumumuzda bazı kırılmalara yol açtığı için insan değeri konusunda bazı problemler ortaya çıkmıştır. Konu bu bağlamda uzun bir tahlile muhtaçtır.

Türkiye yakın tarihte maalesef insan harcama konusunda sicilini bozmuş durumdadır. Dış veya iç odaklar tarafından sürekli suçlu aranması ve farklı sosyal kesimlerin sürekli kışkırtılması sebebiyle insanlar değersizleştirilmektedir. Türk milletinin şerefli üyeleri çeşitli suçlamalarla birbirini bitirmeye ve kötülemeye çalışıyor görünmektedir. Bunun yakın tarihte somut örnekleri vardır ve hala can yakan sıcaklıktadır. 27 Mayıs 1960 yılında meydana gelen Askeri darbe bunun en canlı ve çarpıcı örneğidir. Sonraki örnek 1970’li yıllardaki Marksist terör ve karşısında verilen milliyetçi direnç olmuştur. Klasikleşmiş ifadesiyle sağ – sol çatışması gibi görünen bu çatışma 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte büyük bir insan kaybına yol açmıştır. Bunu sadece vefat edenler bakımından değil, insanları değersizleştirme ve suçlama bakımından değerlendirmek gerekir. Binlerce insan eğitimlerini aksatarak istikballerini kaybetmiş, binlercesi cezaevi zindanlarında ömürlerini tüketmiş, binlercesi gördüğü muamele yüzünden travma geçirmiştir. Bu dönemde insanın değeri bir hiç hükmündedir ve sadece sayı olarak görülmektedir. Bu anlamda “insanın adı yok” hükmü geçerlidir. Bu dönem Türkiye’nin istikbalinin harcandığı bir dönemdir.

İnsanın değeri olmayınca adı da olmaz. Sadece sıfatı ve yaftası olur. Kategori kalıplarına mahkûm edilen insanlar ön yargılarla suçlanır ve değersizleştirilir olmuştur. Sadece taraflar bir değerden bahseder. O da kendi tarafındakini değerli görür. Hâlbuki insan temel olarak değerlidir ve hukuk karşısında eşittir. Üstelik modern anlamda millet olma özelliği ile her birey saygıdeğer bir yere sahiptir. Birbirine üstünlüğü olmayan eşit bireylerden oluşan bir millet ve milli devlet yapılanması bunu sağlar. Fakat Türkiye bu konuda sürekli krizler yaşamaktadır. 27 Mayıs ile ülkesinin seçilmiş Başbakanını aşağılayarak idam eden, 12 Eylül ile ülkedeki vatanperver ve milliyetçileri tırpanlayan, askeri yönetim görüntüsüyle sivil siyaset kaynaklarını kurutan, 28 Şubat müdahalesiyle insanları mağdur eden süreç son dönemde farklı bir biçime bürünerek insan öğütmeye devam ediyor. Ergenekon adıyla bile kültürün en önemli kodlarından birini değersizleştirirken, açılan davalarla ihtilal dönemlerini aratmayacak bir süreç yaratılmış durumdadır.

Son olarak ülkenin Genel Kurmay Başkanlığı’nı yapmış bir isim terör örgütü mensubu olmak suçlamasıyla tutuklanmış durumdadır. Tutuklanma sebebi hukuki olarak mutlaka sabit delillere dayanmaktadır. Fakat bir ülkenin gücü değerlerinde saklıdır ve yönetim kademelerinde görev yapan insanlar da birer değerdir. Eğer saygın değer taşımıyorlarsa zaten o toplumda problem var demektir. Bizim için yakın geçmişten beri devam eden değersizleştirme operasyonları ciddi bir problemdir. Bu operasyonların kaynağı her ne olursa olsun insan bizim için bir değerdir. Özellikle de devlet ve millet hizmeti için çalışan insanlar bu değere layık olmak zorundadır. Toplum da kendi insanlarına gerekli değeri vermek ve sahip çıkmak durumundadır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü