Türk Dünyası Yardım Kampanyası

AÇILIM POLİTİKASIYLA TEMEL TAŞLARI OYNATMAK

03 Mart 2009
Seyhan GÜNEYCE

İktidar partisinin ülkeyi yönetmek için hazırlıklı gelmediğini biliyoruz. Bir parti uzun çalışma süreçlerinden sonra ülke problemlerine tutarlı çözüm yolları geliştirir. Kendi içinde bunları tartışır, süzgeçten geçirir ve son şeklini verir. Halkın önüne çözüm projeleriyle çıkar ve beğenilirse seçimlerde onaylanır. Hükümet olma hakkı elde etmesiyle birlikte projelerini uygulamaya koyulur. Bu olması gereken doğal süreçtir. Fakat iktidar partisinin kurucu kadrosu eski gömleklerini çıkarmış olmalarına rağmen yenisini henüz dikemedikleri için bu doğal süreci uygulayamadılar.

Burada uzun bir özet yapmaya gerek olmadan zihinlerimizi yoklamamız yeterlidir sanırım. Birçok kere önce adım attılar, sonra yanlış olduğunu fark ederek vazgeçtiler. Bazıları ise içlerine sinmese de yanlışlıklarına rağmen uygulamaya devam etti. Bu uygulamaların birçoğu birbiriyle tutarlı olmadığı için ilginç görüntüler oluşturdu. Mesela özelleştirmelerde serbest piyasa ekonomisinin ve liberalleşmenin öneminden dem vurdular. Ama diğer taraftan komünist devletlerdeki gibi ders kitaplarını devletleştirdiler ve bedava dağıttılar. Dikkatli vatandaşlar buna çok sayıda örnek gösterebilirler.

Son girişimleri TRT 6 yayını oldu. Demokratikleşme ve bölge halkının kültürel haklarını verme teziyle yayına başlayan Kürtçe TV pimi çekilmiş bir bomba misali Türkiye’nin gündemine girdi. Kimin elinde patlayacağı ve kimlere zarar vereceği belli olmayan bu adım, iktidar partisinin ne yapacağını günübirlik kararlarla belirlediğine örnektir.

TRT 6 konusunda sıkıntıların olacağı ortadadır. Bu sıkıntılar Türk milliyetçilerinin tepki göstermesinden değil, ilgili tarafların kendisinden kaynaklanacaktır. Bir delinin attığı taşı bakalım kaç akıllı çıkarmaya çalışacak. Zaten ilk yansıması mecliste sarsıcı bir bomba etkisi yarattı. Soyadı Türk olan bir aşiret ve örgüt siyasetçisi fırsatı kaçırmadı ve partisinin grup toplantısında Kürtçe konuşma yaptı. Osmanlıyı çok sevdiklerini ve takipçisi olduklarını vurgulayan iktidarın muhterem yöneticileri, muhtemelen çok milletli sistem diyerek açılım için dayanak bulmaya çalıştıkları Osmanlı Meclisinde Türkçeden başka dile izin verilmediğini bilmiyorlardı. Bunu yine kendilerine yakın bir yayında Ünal Tanık hatırlattı. (Haber7.com 26 Şubat 2009) Dil konusunda hazırlıklı olmadan atılımların veya açılımların çok baş ağrıtacağı çok kısa sürede böylece ortaya çıkmış oldu.

Kürtçe ve Kürtler konusunda ne kadar büyük yanlışlıklar olduğu zaten tek tek ortaya çıkmaktadır. Ahmet Türk’ün yaptığı konuşmayı aleni olarak bölücü Kürtçülük yapan partidaşlarının dahi anlayamamış olması bunun en bariz delilidir. Bunu zaten kendi örgüt haberleşmelerinden de biliyoruz. Bazı art niyetlilerin bunu asimilasyon sonucuna bağlaması sadece ahmaklık veya hainlikle izah edilebilir. Türkiye’de yanlış kültür politikaları çok görülmesine rağmen hiçbir farklı etnik gruba asimilasyon politikası uygulanmamıştır. Son 30 yıldır gerekçe gösterdikleri uygulamalar herkesi adam etmeye ant içmiş bir askeri cuntanın kararları ve icraatlarıdır. Bu icraatlardan ötürü toplumun birçok kesimi kendi öz devletinden koparılmak istenmiştir. Büyük oranda da devlet toplum ilişkileri yara almıştır. Farklı gruplara mensup pek çok insan devlete kırılmıştır. Buna en bariz örnek ülkücülere reva görülen uygulamalardır. Bu bile pek çok şeyi doğru anlamaya anahtar oluşturur. Çünkü idraksiz bazı zevat bütün devlet uygulamalarını özellikle Türk milliyetçilerinin yaptığını sanabilmektedir. Bu tamamen “absürd” bir varsayımdır. Çünkü bu ülkede çok dillendirilmese de en fazla horlanma ve dışlanma Türk milliyetçiliğine yapılmıştır. Hala da yapılmaktadır. Alınan yanlış kararlar Türk milliyetçileri tarafından alınmış ve uygulanmış değildir.

Kürtçülük hareketinin bölücü bir terör hareketi haline gelmesini sağlayan zemin, herkesin bildiği gibi Türkiye’deki Marksist – Leninist terörist hareketlerdir. Bugün dahi kökleri orada birleşen bir ortak dayanışma gözlenmektedir. Dünün Marksist’i, bugünün liberali bazı kalemler ilginç bir şekilde Kürtçülüğü desteklemeye devam etmektedirler. Çarpık zihniyetleriyle iktidar partisine akıl vermeye devam etmektedirler. Bunların Türkiye’den beslenmelerine rağmen ihanet etmelerindeki psikolojiyi çözmek oldukça zor olsa da manzara ortadadır. Türk milletini kendi tarihi kültürü içinde beğenmeyen ve Batılılara benzeyerek değişmesi gerektiğini düşünen bu tür yabancılaşmış aydınlar Kürtleri nasıl sevsinler. Kürtlerin iyiliğini nasıl istesinler. Kürtçenin Türkçeden ayrıştırılmasının kime ne yarar sağlayacağını bu çerçevede herkesin iyi anlaması lazım. Bir dünya dili olma yolunda çok mesafe kat etmiş Türkçe karşısına bir etnisite dili sunmak kime yarar?

Oyun açıkça ortadadır: Türk milleti içinde şerefiyle yer almış farklı etnisitelerden gelmiş insanlar arasında fesat çıkarmak ve dünya güç dengelerinde gün geçtikçe söz sahibi olmaya aday Türkiye’nin önünü kesmektir. Bu esnada en büyük zarar da Kürtlere verilmektedir. Bölücü Kürtçülüğün kışkırtılmasıyla hem Türkiye’nin gücü tüketilmekte, hem de Kürtler uçuruma itilmektedir. Türk toplumu içinde yer almış olan Kürtler hem kendilerini geliştirmekte, hem de bu topluma zenginlik katmaktadır. Tıpkı Gürcüler ve Çerkezler gibi. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra büyük bir heyecanla ata topraklarına giden bu Kafkas halkları Türkiye’ye ne kadar fazla kaynaştıklarını o zaman anlamışlardı. Artık bu milletin bir parçası olmuşlardı. Buna göre davranmaya devam ettikleri müddetçe kendi akrabalarına da fayda sağlayabileceklerini geçtiğimiz yaz aylarında Rusya ile Gürcistan arasındaki çatışmada daha iyi gördüler.

Türk milletinin Kürtlerle bir problemi olmamıştır. Ama kendisine ihanet edenler ve kalleşçe arkadan vuranlarla mutlaka hesabı olmuştur. Kürtlerin böyle bir oyuna düşürülmeye çalışıldığı ortadadır. Oyun, Türklerin önünü keseceği düşünülerek birçok güç merkezi tarafından sürekli desteklenmektedir. Bu oyunu görecek ve bozacak olan Türk milletinin yönetim emanetini üstlenenlerin basiretidir. Türk milletini bir eşit etnisite gibi algılamak ve buna göre davranmak problemi kangren haline getirir. Artık herkes kabul etmelidir ki burası Türk vatanıdır ve burada Türk egemenliği vardır. Atalarımızın aziz kanlarıyla hak edilen Egemenlik tartışma konusu edilemez.

Türkler Anadolu’ya Selçuklu ile geldi ve burada Bizans’a karşı yerli halkın memnuniyetini sağlayarak egemenlik kurdu. Kimsenin diline ve hayatına karışmadan bir medeniyet sundu. Medreseleri, kervansarayları, şifahaneleri ve en önemlisi can güvenliği ile buraları çağının en üst düzeyine çıkardı. Bugün Batı karşısında kendimize hedef olarak koyduğumuz “çağdaş medeniyet düzeyi” o dönemde Türk medeniyeti için geçerliydi. Dolayısıyla bu vatana biz Rum diyarı demekten rahatsız olmamamıza rağmen Batılılar ilk defa Türkiye yakıştırmasını yaptılar. Bunu bizim atalarımız canıyla, emeğiyle, başarısıyla hak etti. Yoksa Türkçülük olsun diye konulmuş bir isim ve sömürgecilik olsun diye işgal edilmiş bir toprak söz konusu değildir. Dolayısıyla ortada kafası karışık veya işbirlikçi bazı zihinlerin zannettiği bir durum yoktur. Herkesin bu gerçeklere göre hareket etmesi ve konum alması beklenir.

Ünal TANIK Osmanlı Meclisinde Kürtçe var mı idi, HABER 7 - 26 Şubat 2009
http://www.turkocagi.org.tr/modules.php?name=Gundem&file=article&sid=3176

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü