Türk Dünyası Yardım Kampanyası

MERKEZ BANKASI, ANKARA, İSTANBUL...

18 Ocak 2008
Sungur TEKİN

Son günlerde, Hükümet tarafından alınan Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması kararına bağlı olarak başlayan tartışma gittikçe alevleniyor. Başbakan dahil Hükümetin muhtelif yetkilileri, İstanbul’u finans merkezi yapacaklarını, bu kapsamda, Ziraat Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu(BDDK) ve Merkez Bankasını İstanbul’a taşıyacaklarını belirtirken, bu konudaki kararlılıklarını, biraz da inatçı bir üslupla dile getiriyorlar. Taşınma konusunda, kamu oyunun gözleri önünde Bağımsız Merkez Bankası ile Hükümet arasında ciddi bir polemik yaşandığını da hepimiz yakinen müşahede etmiş bulunuyoruz.

Diğer yandan, Başta Banka’nın kendisi (çalışanları ve yöneticileri) olmak üzere, ATO ile bu kuruluş liderliğinde diğer bazı sivil toplum kuruluşları, çok sayıda yazar ve aydın ile Muhalefetten CHP ve MHP’nin de dahil olduğu bazı siyasi partilerin konuyu önemseyerek Merkez Bankasının taşınmasına karşı ciddi tavır takındıkları görülüyor. Ankara’nın başkent özelliğinin içinin boşaltılmaya çalışıldığı, Ankara’nın etkisizleştirildiği hatta, Büyük Atatürk’ün mirasına karşı bir kompleksin hayata geçirilmeye çalışıldığı da iddialar arasında. Diğer taraftan, İstanbul’un finans merkezi olmasını destekler mahiyette çok sayıda taşınma lehinde yazı ve görüşe de sıklıkla şahit oluyoruz. Banka’nın taşınmasına yönelik polemik ve tartışma en ileri para-finans politikalarından, siyasi, ideolojik, hatta jeopolitik küresel politika alanlarını da kapsayarak gittikçe alevleniyor.

Tartışmada, taşınmanın maliyetinin ne olacağı, arsa seçimine yönelik spekülasyonlar ve çeşitli iddialardan, Merkez Bankası çalışanlarının aile ve çocuklarının İstanbul’a nasıl uyum sağlayacağı, Bankanın matbaa, güvenlik ve elektronik sistemlerinin taşınmaya bağlı olarak getireceği ciddi ilave külfetlerden, taşınmanın İstanbul’a sağlayacağı faydalar ile Ankara için yaratacağı kayıplar uzun uzadıya anlatılıyor.

Merkez Bankası karargâhının-merkezinin bulunduğu şehir önemli midir? Para otoritesi ile siyasi otoritenin aynı şehirde bulunması gerekir mi? Dünyada tüm Merkez Bankaları ülkelerin Başkentlerinde midir? Muhtelif soruları da ilave ederek tartışmaya devam ediyoruz. Aslına bakılırsa, ilk defa böylesine bir konu, siyasi, tarihi, teknik ayrıca jeopolitik veçheleri itibariyle bu kadar kapsamlı ve toplumun değişik kesimlerince bu şekilde tartışılıyor.

Evvela şu hususu belirtmekte fayda görüyoruz. Para otoritesi konumundaki merkez Bankasının Ziraat Bankası, Halk Bankası gibi bankalarla veya diğer finans-mali düzenleyici kurumlarla aynı kefeye konulması, aynı konumda değerlendirilmesi doğru değildir. Bu bakımdan Merkez Bankası’nın Ankara’dan başka bir şehre (İstanbul dahi olsa!) taşınmasını tasvip ve kabul etmiyoruz.

Siyasi tarihte veya günümüzde vergi dahil hiçbir ekonomik politika aracı para kadar devletlere simge teşkil etmemiştir. Para aslına bakılırsa bayrak gibidir. Tarihin her çağında, maddi düzlemde, bayraklara ilaveten paralar kadar devletlerle özdeşleşen ikinci bir nesne-simge yok gibidir. Para’nın siyasi rejimler için doğrudan bir “metafor”, bir simge olduğu söylenir.Hatta para sistemi(para gücü) ile askeri sistem(askeri güç) arasında da yakın bir ilişki-münasebet bulunduğunu hepimiz görüyor ve biliyoruz. Amerikalı bir politik iktisatçı “dolar amerikan ordusunun, amerikan ordusu da doların teminatıdır” demektedir. Dünya Hakimiyeti teorilerinde, donanma, ordu ve ticaret sistemlerinin önemine ilaveten hep “altın”, “pound”, “dolar” gibi para sistemlerinin(şimdiki para merkez bankası sistemi) küresel güçlerin hakimiyet (hegemonya) mücadelelerinin temel payandalarından olduğu dış politikaya giriş kitaplarının temel bilgilerindendir.Dolayısıyla, siyasi otorite ve hakimiyetle bu kadar iç içe geçen para konusunu düzenleyen otoritenin kurumsal merkezinin siyasi sembolizmin ve iktidarın merkezinde, yani başkentte olması devlet geleneğinin tabiatındandır; önemlidir; elzemdir.

II Dünya savaşı sonrasında Almanya Müttefik Orduları tarafından işgal edilip Alman ordusu (Wehrmacht) tasfiye edilince, ekonomiyi yeniden inşa savaşına girişen Almanya’nın Alman Ordusu yerine Alman Merkez Bankasını (Bundesbank) geçirdiği (milli stratejik bir araç olarak) söylenir. Savaş sonrası Alman toparlanmasında, milli devlet geleneğinin ayakta tutulmasına “Alman Merkez Bankası (Bundesbank) karargâh rolü oynamıştır. Bu gün aynı güç, ülkemizde pek anlaşılmasa da, Avrupa ekonomik yönetiminde (Euro) bir numaralı belirleyici olup, küresel politikaların belirlenmesinde en önemli birkaç güç parametresi arasında yer almaktadır.[1]

Bizde de Göktürklerden Selçuklulara, Volga Bulgarları’ndan Osmanlıya kadar güç ve iktidarın göstergesi olması hasebiyle para hem devlet hem de siyasi rejimler açısından özel öneme sahiptir. Erken siyasi tarihler bir ölçüde nümizmatik tarihtir. Bizim geleneğimizde “Devlet” kurulurken sikke kestirilir, hutbe okutulur, vergi salınır. Profesör Ahmet Güner Sayar’ın vurguladığı gibi, “Cumhuriyet kurulurken (TBMM açılırken) Hutbe Hacı Bayram Camiinde okutulmuştur.” Yeni devletin başkenti Ankara’dır. Bilahare, vergi de buradan salınacaktır, sikke de burada kesilecektir.

Dolayısıyla, para yönetimi ya da şimdiki şekliyle Merkez Bankasının, Türk devlet geleneği ve hükümranlığımızın önemli bir sembolü ve parçası olduğunu akıldan çıkarmamamız gerekmektedir. Kısaca Merkez Bankası siyasi başkentimizde, Ankara’da kalmalıdır. Aksi devlet geleneğimize karşı atılmış bir adım teşkil edecektir.

Diğer taraftan, bağımsız da olsalar, merkez bankalarının işlev ya da fonksiyonları icabı hükümetlerle aynı ortamda olmaları, makro ekonomik para politikasını birlikte koordine etmeleri gerekir. Bu gün IMF, G-7, OECD, ve Dünya Bankası gibi hükümetler denetimindeki uluslararası ekonomik kuruluşların en yakın takipçilerinden birisi Hazine ise diğeri Merkez Bankasıdır.Çalışmalarını da birbirleriyle oldukça profesyonel şekilde koordine ederler. Birisinin siyasetin denetiminde diğerinin bağımsız statüye sahip olması koordinasyonu engellemez. Sonuç itibarıyla bu kurumlar şu veya bu üslupla milli iktidarı hayata geçiren, millet adına kullanan kurumlardır. Bağımsız olmaları Merkez Bankası’nın Hazine Müsteşarlığı ve diğer ilgili mali otoritelerle işbirliği ve yakın diyalog içinde bulunması gerekliliğinin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

Öte yandan, hadise sadece ülke içi mahalli bir mesele olarak da ele alınmamalıdır. Son dönemlerde, milli para sistemleri ve dolayısıyla da merkez bankalarının tasfiyesine yönelik, daha evvel iktisatçılarca ütopya addedilen görüş, dünyanın etkili güç merkezlerinde ciddi bir şekilde savunulmaya başlanmıştır. Özellikle “New York” Ve Londra temelli bazı çevreler milli paraların tamamen tasfiyesi ve küresel tek bir para otoritesinin hakimiyeti altına girilmesi yönünde görüşler ortaya atmaktadırlar.

Örneğin merkezi New York’ta bulunan “Dış İlişkiler Konseyi”(Council on Foreign Relations) adlı ağırlıkla ABD sermayesinin yönettiği düşünce kuruluşunun ekonomi yöneticilerinden Benn Steil “Milli Paraların Sonu”(The End of National Currencies) adlı makalesinde “dünya ekonomisinde son dönemlerde ortaya çıkan kürsel ölçekteki istikrarsızlıkları ülkelerin milliyetçi ekonomik tavırlarına” bağlamaktadır.(Foreign Affairs, Mayıs-Haziran 2007) Bu yazar makalesinde;

  1. Son 25 yıllık süreçte dünya ekonomisindeki küresel fon hareketlerin küreselleşmenin Aşil Topuğunu teşkil ettiğinin,
  2. Bu kapsamda, başta Türkiye ve Rusya Federasyonu olmak üzere bir çok Gelişme yolundaki ekonominin(GYE) ciddi krizlere maruz kaldığının,
  3. Küreselleşme karşıtı addettiği bazı iktisatçıların parasal krizlerin sebebini haksız yere IMF’ye atfettiklerini, parasal krizlerin söz konusu kuruma ulusal egemenliklerinin aşırı ölçüde devrinden kaynaklandığını iddia ederek, bu kurumu “uluslar arası finans diktatörlüğü” olarak yaftaladıklarının,
  4. Halbuki krizlerin gerçek nedeninin söz konusu ülkelerin milliyetçi tavırlarla parasal sahadaki egemenliklerini tamamen devretmeme yönünde ısrarları olduğunun altını çiziyor ve bu tavrı “parasal milliyetçilik” olarak adlandırıyor...

Dünya Finans hareketlerini büyük ölçüde elinde tutan işadamlarını finanse ettiği bu düşünce kuruluşunun direktörü bununla kalmayarak şöyle devam ediyor:

Milli paralar ile küresel piyasaların artık bir arada yaşaması mümkün değildir. Bu birliktelik, ölümcül para ve finans krizlerinin, jeopolitik gerginliklerin ve ticaret savaşlarının da ateşleyicisi olan bir korumacılığa da altyapı oluşturmaktadır. Küreselleşme sürecinin güvenli bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla ülkeler-devletler parasal egemenlikte ısrar eden bir milliyetçilikten (parasal milliyetçilik) ve (dahası) günümüz parasal krizlerinin tetikleyicisi olan milli paralarından(!!) da vazgeçmelidirler...”

Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasına bir de bu açıdan bakılması gerektiğini düşünüyoruz.

Hükümetler ve devletlerin zamanın ve çağın gereklerine bağlı olarak devlette, ekonomide ve diğer bürokraside reform, yeniden şekillendirme yapması, yeni şartlara uyum sağlamak ve ayakta kalabilmek açısından önemlidir. Türk tarihi bu açıdan dünyanın en zengin tarihidir. Ekonomik verimlilik, devlet yönetiminde rasyonellik çok önemlidir. Siyasi iktidarların iktisat politikası tercihlerinde esneklikleri muhakkak olmalıdır. Ancak bu esneklik devletin asli fonksiyonları, hassasiyetleri ve sembolleriyle oynamaya, bunlar üzerinde gelişigüzel ayaküstü kararlar almaya ve düzenlemeler yapmaya kadar gitmemelidir.

Uluslararası finans merkezlerinin yukarıda bahsettiğimiz görüşleri dünyaya benimsetmeye (dahası dikteye kalkıştığı) böylesi bir zamanda, Merkez Bankasının Ankara’dan kopartılmasının milli devlet, milli kimlik ve tarih şuurumuzla bağdaşmayan, devlet geleneğimize, teamüllere aykırı bir hareket olarak algılıyoruz.


[1] Nitekim bu yüzden iki Almanya 1989’da birleşince, Merkez bankası Berlin’e taşınmamış, Euro’nun ve tüm AB’nin karargâhı olmak dolayısıyla Frankfurt’ta kalmıştır. Türk Devletleri ortak bir para politikasına geçerlerse biz de ancak o zaman Türk Birliği’nin para ve finans karargâhı olarak Ankara dışında bir merkezi düşünebiliriz.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü