Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Kamuoyu toz-dumanla meşgul olurken, fransa sessiz, sedasız, itirazsız nato’nun askeri kanadına döndü..

17 Nisan 2009
Taner ÇİFTÇİ

Bilindiği gibi, Nisan ayı başlarında, kamuoyu NATO Genel sekreter adayı ile koparılan fırtına ve toz-dumanla uğraşırken, FRANSA sessiz-sedasız ve “itirazsız” NATO’nun askeri kanadına dönüverdi. Türk kamuoyu bu önemli gelişmenin hâlâ farkında değil, “cambazı seyretmekle meşgul..”

Türkiye, AB konusunda olduğu gibi, NATO ile ilgili önemli kararlarda söz sahibi olamıyor. Soğuk savaş döneminde Batının kadîm “sınır karakolu bekçiliği”ni yürüten Türkiye, yeni dönemde karar mekanizmalarında “yok” sayılıyor.

Bu tavır, aslında batının Türkiye hakkındaki gerçek kanaatlerinin test edildiği bir “turnusol kağıdı” niteliğinde ve yeni değil. Aşağıdaki 1951 tarihli NATO toplantıları ile ilgili haber, bu gerçeği belgeler nitelikte.

Bu ülkenin münevverleri özellikle dış ilişkilerde sevgi, dostluk vs. gibi şark tipi avunma araçlarını bırakarak, hoşuna gitmese de, artık batının Türkiye hakkındaki gerçek düşüncelerini bilmek, anlamak zorundadır..

Eminim, aşağıdaki yazıyı okuyunca siz de; “tarihimiz boyunca olduğu gibi, son 60 sene zarfında da değişen bir şey yok.” diyeceksiniz..

 

(NATO ile ilgili gelişme ve toplantıları izleyen Anadolu Ajansı Muhabiri M.NERMİ’nin, Roma’dan gönderdiği 30 Kasım 1951 tarihli haber.)

ROMA, 30 Kasım 1951

Bakanlar Kurulu, Atlantik Konseyinin Roma'da yaptığı toplantı çalışmaları hakkında Başbakan ve Dışişleri Bakanı Alcide De Gasperi, Savunma Bakanı Randolio Pacciadi ve Hazine Bakanı Giuseppe Bella'nın izahatını dinlemek üzere bu sabah toplanmıştır.

Roma’da toplanıp konuşmakta¬dırlar. Avrupa müdafaasını ilgilendi¬ren ehemmiyetli meseleler bu on iki devlet konferansının gündemindedir. Bu konferansa Türkiye ile Yunanistan birer müşahit gönderdiler.

Evvelki gün gazetelerde çıkan bir Ro¬ma telgrafına göre, «Konferansta görü¬şülecek meseleler arasında Akdeniz ve Orta - Doğu Komutanlıkları ve Türki¬ye ile Yunanistan’ın Atlantik Paktına iştirak şekilleri de mevcuttur.»

Son satırları okuyunca hayret ettik: Türkiye ile Yunanistan’ın Atlantik Paktına girmelerinin ayrı bir şekli mi olacaktır? Diğer 12 devlet bu pakta hangi şekilde girdilerse Türkiye ile Yunanistan aynı şekilde katılacaklar¬dır.

Fakat 22 Kasım tarihli gazetelerde çı¬kan bir telgraf bu meseleyi daha fazla aydınlatıcı mahiyettedir. Gene Roma’dan gelen bir Amerikan ajansı telgra¬fında deniliyor ki:

«Askerî liderler, Türkiye ve Yunanis¬tan'ın gelecek sene Atlantik Paktına kabullerinden sonra paktın neresinde ve ne şekilde yer alacaklarını tetkik etmişlerdir. Yunanistan’ın durumu kolaylıkla halledilmiştir. Türkiye’nin du¬rumunun halli daha müşkül görün¬mektedir. İngiltere liderliğinde olan bazı devletler Türkiye’nin, Eisenhower komutanlığı dışında bırakılmasını istemektedirler.»

Bu telgraf haberlerinin tam doğrulu¬ğundan şüphe edilebilir. Çünkü Tür¬kiye'nin «Atlantik Paktının neresinde ve ne şekilde yer alacağı..» tarzında bir mesele olmamak gerektir. Bunun bizce hiç mânası yoktur. İngiltere, Fransa veya Norveç Atlantik Paktının neresinde ve ne şekilde yer almış iseler Türkiye de o yerde ve o şekilde yer alacaktır.

Hükümet en yetkili ağızlardan tekrar edegelmektedir ki Türkiye, Atlantik Paktına, ancak diğer devletler gibi eşit haklar ve külfetlerle girer. Haklarda ve vazifelerde eşitlik olunca da Türki¬ye için Atlantik Paktına, hattâ Yunanistan’dan farklı, hususî bir giriş şekli ve paktın içinde sırf Türkiye’ye mah¬sus ayrı bir mevki tasavvur edilemez. Anlaşılıyor ki Türkiye’nin Atlantik Paktına alınması, fakat Eisenhower komutanlığı, yani Avrupa müdafaası dışında bırakılması fikrini ileri süren gafiller hâlâ vardır.

Atlantik Paktının, bir tecavüz ve harp tehlikesi karşısında tek müdafaa kuv¬veti, Eisenhower komutasındaki ordu¬lardır. Amerika'nın, İngiltere’nin Fransa’nın paraca, silâhça, insanca ne¬leri varsa bu Avrupa ordusuna tahsis etmişlerdir. Bu ordu, bin zorlukla gelecek yıl 40 tümene çıkarılmak isteniyor. Amerika’nın ve diğer devlet¬lerin, her hangi bir tecavüzü önlemek için EIsenhower kuvvetleri dışında baş¬ka askerî imkânları yoktur ve daha uzun zaman olmıyacaktır. O halde, Eisenhower komutası hududu dışında bırakılmak istenen Türkiye’nin yardı¬mına nereden, kim gelecektir? Atlantik Paktı bir siyasî vesikadır. Asıl ehemmiyetli olan, bu vesikanın askerî tat¬bikatıdır. Hem Atlantik Paktını imza¬lamak, hem de bu paktın tek yardım ve müdafaa uzvu dışında kalmak, kar¬şılıklı taahhütlerin külfetlerini yükle¬nip faydalarından mahrum kalmak demektir.. Böyle bir «yeri ve şekli» Türkiye elbette kabul etmez. Netekim «Times» gazetesi, İstanbul basınında tercümesini okuduğumuz bir yazıda şöyle diyordu :

«Her şeye rağmen, topraklarının sa¬vunması, doğrudan doğruya General Eisenhower komutası altına konma¬dıkça Türkiye tatmin edilemeyecektir..» İngiliz gazetesinin bu düşüncesi tam yerindedir. Eğer Roma’dan gelen bu haberler doğru ise, hükümetin lâzım gelen teşebbüslerde ısrarla devam etti¬ğine ve edeceğine eminiz.

Kabul etmelidir ki Amerikanın gay¬retlerine rağmen, Türkiye’nin Atlantik Paktına girişinde bazı devletlerde bir zihniyet hüküm sürmektedir. Bu zih¬niyetin izlerini başka bir vesikada gö¬rüyoruz. Türkiye ve Yunanistan’ın At¬lantik Paktına kabul edilmeleri için geçen ay Londra’da bir protokol imza¬landı. Bu protokolda iki noktayı dik¬kate değer bulmaktayız. Biri, proto¬kolün başındaki şu cümledir : «Yunanistan ile Türkiye’nin Atlantik Paktına girmeleri

Kuzey Atlantik bölgesinin emniyetini arttıracağından: Türkiye Yunanistan’ın Atlantik Paktına girmelerindeki ilk gaye kendi emniyet¬lerini arttırmaktır, sadece Kuzey At¬lantik bölgesinin emniyetine hizmet etmek değildir. » Türkiye ve Yunanistan’nın emniyetlerinin Kuzey Atlantik bölgesinin emniyeti bakımından ehem¬miyetli olduğunu belirtmek gerekirdi.

Gene protokole göre, Atlantik Paktı¬nın altıncı maddesi şu şekilde değişe¬cektir: «Akitlerin Avrupa’da veya Ku¬zey Amerika’daki topraklarına, Cezayir Fransız vilâyetlerine, Türkiye arazisine karşı herhangi tecavüz...» Bu maddeye göre Türkiye Avrupa’dan ayrılmış, olu¬yor. Halbuki Avrupa Konseyine girmiş olan Türkiye’nin Avrupalı devlet sıfatı resmen tanınmıştı. Herhangi yanlış an¬layışa yer bırakmamak için «Bütün Türkiye toprakları dahil olmak üzere Avrupa... » demek gerekirdi. Fakat bu protokol Türkiye’ye gösterilmeden yazılmıştır. Hakikatte çok ehemmiyetli bu küçük yanlışlıklar ondan ileri gel¬miştir. Protokolün yazılışına hâkim olan zihniyetle Türkiye’nin Eisenhower komutası dışında kalmasını istiyen si¬yaset birdir. Kabul protokolünde Av¬rupa'dan ayrı tutulduğu içindir ki Tür¬kiye'ye Atlantik Paktında «hususî bir yer, ayrı bir şekil» arıyanlar var. Bu zihniyetin Roma konferansına kadar devam etmiş olmasına Türk efkârı hayret edecektir.

Dışişleri Bakanı Köprülü Paris’te bü¬tün Atlantik devletleri ricaliyle görüş¬mek imkânını bulmuş, Türkiye’nin At¬lantik Paktına kayıtsız şartsız, diğer¬leri gibi girebileceğini tekrarlamıştır. Türkiye’nin ısrarı karşısında bu hususî giriş şekillerinden mutlaka vazgeçeceklerdir. Türkiye’nin hususî mev¬kilerde oturamıyacağını kesin olarak söylemek yetecek ve her şey yoluna gi¬recektir.

M. MERMİ-Roma

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü