Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye (2)

18 Ekim 2012

Konuyla ilgili ilk yazımızı aşağıdaki şekilde tamamlamıştık: “Kısa vadede amaçlarına ulaşan ABD fundamentalizm kavramını bir tarafa bırakarak Ilımlı İslam kavramı üzerinden Arap Dünyasındaki Amerikan karşıtı İslami hareketlerin etkisini kırmak ve İngiliz-Fransız yapımı Orta doğu düzeni olan Sykes-Picot yerine ABD yapımı yeni Orta Doğu’yu hayata geçirmeye başladı. Tunus, Libya, Mısır, Yemen, Suriye ve diğer Arap ülkelerindeki hareketlerin tetiğine basan ABD Suriye’de frene basmak zorunda kaldı”. Bunun birden fazla sebebi vardır, fakat bu sebeplere geçmeden Ortadoğu’nun bazı genel özelliklerine kısaca temas etmek burada gereklidir.

Ortadoğu denilen coğrafya aslında coğrafi bir terim olmaktan çıkmıştır. Ortadoğu üç halkadan oluşmaktadır: Birinci halkayı Türkiye, İran, Arap yarımadası ve Mısır’dan oluşur. İkinci halka kuzey Afrika ülkeleridir. Üçüncü halkayı ise Kafkaslar ve Orta Asya oluşturur. Bu tanımın içine giren genel özelliklere bakıldığında Müslüman milletlerin yaşadığı, Türkiye ve İran hariç İngiltere-Fransa-Rusya yapımı yapay devletlerin yer aldığı, rejim olarak Türkiye hariç otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü, petrol ve doğal gaz zengini ama batı kontrollü ekonomilerin yaygın olduğu bir bölgedir. Stratejik değeri de bir o kadar büyük olan bölgenin üzerinde hâkimiyet mücadelesi yapan Egemen Güçler mücadelelerinde Türkiye’ye de kendi denklemleri içinde rol biçmektedir.

Türk dış politikası en son Atatürk döneminde bağımsız bir politikayı izlemeyi başarmış, milli menfaatlerine göre politikasında nispi serbestiyetini elde etmiştir. Ancak NATO’ya girdikten sonraki son 60 yılda politikasının merkezine Washington kriterlerini yerleştirmiş, adeta bunu gelenekselleştirmiştir. Şu anda maalesef yerleşmiş davranış kalıbına dönüşen bu anlayışın uygulamaları dış politikamızın ana ekseni olmaya devam etmektedir.

1980’lerin sonuna doğru Sovyetlerin çökeceğini gören Batının Türkiye konusunda 1920 ruhu canlanmıştır. Diğer bir ifade ile Sevr’in akim kalan uygulamalarını yürürlüğe sokmanın derdine düşmüştür. Sovyet tehlikesi ortadan kalktığı için NATO’nun ve bünyesindeki Batılı devletlerin Büyük Türkiye’ye ihtiyacı kalmadığı gibi mevcut sınırlardaki Türkiye Batı için tehlike arz etmeye başlamıştır. Çünkü Türkiye jeopolitik konumu itibarıyla yeni bağımsız olan Türk Dünyası ile irtibata geçecek ve Turan Birliğini hayata geçirebilecektir. Yeraltı kaynakları Araplarınkinden aşağı olamayan Hazar Türklüğünün Türkiye Türklüğü ile sadece ekonomik işbirliğine gitmesi Batının korkulu rüyası olmuştur. Yine Araplarla yakınlaşacak bir Türkiye İslam Birliğini sürükleyebilecektir. Dolayısı ile Türkiye’nin sınırları Batı merkezli Yeni Dünya Düzeni için kabul edilebilir değildir. Ayrıca Lozan’da aldığı mağlubiyetin intikamını almak için fırsat kollamaktadır.

Bundan dolayı PKK terör örgütünün varlığını hala devam ettirmesinin bir sebebi budur. Eğer terör örgütü amacına ulaşırsa Türkiye tamamen çözülecek doğuda Büyük Ermenistan Projesi ve güneyinde küçük Kürdistan hayata geçirilecektir. Böylece 1917-18 de düşündükleri Anadolu Türklüğü Hazar Türklüğünden ve Araplardan koparılmış olacaktır.

Tekrar Suriye konusuna dönecek olursak ABD’nin frene basmasının birinci sebebi Amerika’daki yaklaşan Başkanlık seçimleridir. ABD seçim atmosferinde bir savaş atmosferine alışık değildir. Mevcut Başkan savaş ekonomisi ve ölecek Amerikan tabutları arasında seçimi kazanamayacağını bilmektedir. İkincisi Rusya’nın Çin ile birlikte ortaya koyduğu karşıt tavırdır. Artık Rusya karnı tok sırtı pek konumdadır ve yeni düzende varlığını kabul ettirme iddiası ile hareket etmektedir. Tabii İran ile stratejik ittifak ruhunu da koruyan Rusya, Suriye üzerinden Ortadoğu’da etki alanını tamamen kaybetmek istememektedir. Üçüncü sebep, ‘Suriye’de Esad rejimi sonrası kim egemen olacaktır’ sorusuna net bir cevap bulunamamıştır. Müslüman Kardeşlerin bölgedeki etkinliği Batı’yı rahatlatmamaktadır. Mısır’da iktidar olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı, Suriye’de de iktidar olursa ve Batı karşıtı bir politika izlerse bu durum Batılı devletler için son derece rahatsızlık vericidir. Müslüman kardeşler radikal Batı karşıtı olmasa bile radikal İsrail karşıtıdır ki bu hal başta ABD olmak üzere Batılı devletleri tedirgin etmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında Suriye konusu çıkmazlarla doludur. Suriye rejimi ile sıfır sorun politikası başta olumlu sonuçlar vermiş, ticari kapasitemiz artmış, siyasi açıdan iki hükümet ortak bakanlar toplantısı yapmakta, sosyal alanda vizelerin kaldırılmasından dolayı karşılıklı ziyaretler yoğunlaşarak gelişmişti. Ancak Arap Baharı ile sınırlarımıza dayanan halk hareketinde Türkiye’nin alenen taraf olmasının sonucunda Suriye ile savaş sınırına gelinmiştir. Suriye rejiminin insanlık suçu karakteri kazanan zulmünü tasvip etmek mümkün değildir. Fakat bu zulme Batı ve batı ile birlikte hareket eden Türkiye’nin sert tavırlarının tahrik edici katkısı olduğunu ifade etmek gerekir. Eğer Suriye’de dengesiz bir yapılanma olur veya istikrarsızlık yıllar boyu devam edecek bir mahiyet kazanırsa Türkiye açısından büyük felaket olur. Suriye’nin kuzeyinde terör örgütünün etkinlik kazanması kaçınılmaz olacaktır. Terör Türkiye’yi teslim almak isteyenlere önemli kazanç sağlayabilir. Ekonomik açıdan Türkiye Suriye ticaretinden büyük kayba uğrayacağı gibi sığınan 100 bini aşan Suriyeli için ciddi bir külfeti daimi olarak üstlenmiş olacaktır. Ayrıca Türkiye’nin uçağının düşürülmesi veya arada bir Türkiye’ye Suriye’nin bombalarının düşmesi Türkiye’nin itibarını sarsıcı olayların artması kuvvetle muhtemeldir. Bu ihtimali zayıflatmak için TBMM’de kabul edilen tezkerenin olumlu olduğu aşikârdır.

Türkiye’nin diğer önemli iki komşusu Irak ve İran’ın geleceğinin nasıl şekilleneceği de hayati önemi haizdir. Parçalanmış Irak, parçalanmış İran ve parçalanmış Suriye haritaları ortalıkta dolaşmaktadır. Türkiye’nin güneyinin tamamen parçalanmasını arzu eden Küresel Güçlerin bunu Türkiye’ye yansıtmak istemeleri yukarıda bahsettiğimiz Sevr ruhu ile gayet mümkündür.

Türkiye’nin yapması gereken nedir sorusuna verilecek ilk cevap öncelikle NATO ruhuyla düşünmekten arınmak gerekir denilebilir. Küresel Güçlerin talepleri ve yapabileceklerini göz ardı etmeden kendi menfaatlerimizin neler olduğu Ankara perspektifli gözden geçirilmelidir. Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinin alt basamağı olan Büyük Orta Doğu Projesindeki rolümüzü terk etmeli, Büyük Türk Birliği Projesini geçirmenin derdine düşmeliyiz. Eğer komşularımızın parçalanması kaçınılmaz olursa Irak ve Suriye’de sayıları 5 milyonu aşan Türkmenlerin hamiliğini üstlenmeli, İran’ın parçalanması kaçınılmaz olursa 30 milyonu aşan soydaşlarımızla ilişkimizi geliştirecek bir anlayışı icraya dökmeliyiz. Bu politika sadece bizim menfaatimize değil aynı zamanda Suriye, Irak ve İran’ında menfaatine olacaktır. Çünkü Egemen Güçler Türkiye’nin liderliğinde Büyük Türk Birliği düşüncecisinin hayata geçmesindense bu ülkelerin bütünlüğünü korumalarına destek verecektir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü