Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Rusya’nın Kırım Tarihini İstismar Etmesine İzin Vermeyin

20 Mart 2014

Victor Ostapchuk,
Toronto Üniversitesi, Yakın ve Orta Doğu Medeniyetleri Bölümü Doçenti, 7 Mart’ta The Globe and Mail’deki "Don't let Russia abuse Crimean History" başlıklı makalesinin tercümesi.

Çeviri: Dr. Özhan Kapıcı

Kırım’ın statüsü hakkında uluslararası bir kriz tırmanırken, Kırım Tatarlarının kaderi neredeyse tartışma dışında bırakılmaktadır. Batı dünyası ise esasen tarihin manipülasyonunu kabul etmiş durumda: Rusya’nın anlatısına göre Kırım geleneksel olarak baskın Rus nüfusuyla birlikte bir Rus toprağı olmasına karşın Nikita Hruşçov tarafından 1954’de tuhaf bir şekilde Ukrayna’ya devredilmiştir. Bu uyarlamayı kabul etmek, başta Kırım Tatarları olmak üzere Kırım’daki Rus olmayan halkların tarihini inkâr etmektir ve Rusya’nın, Ukrayna sınırlarının ötesinde sonuçlar doğurabilecek fiili tecavüzüne üstü kapalı bir şekilde müsaade etmek demektir.

Kırım’da, kadim çağlardan beri Ermeniler, Yunanlılar, Yahudiler, Moğollar, Slavlar ve Türkler dâhil birçok halk yerleşti. Mamafih yalnızca Kırım Tatarları Kırım’a biricik anavatanları olarak sahip çıktı; onların mevcudiyetleri ve egemenlikleri Ruslarınkinden yüzlerce yıl öncesine gider. Müstakil bir etnik grup olarak, Cengiz Han İmparatorluğu’nun vârisi bir devlet olan Kırım Hanlığı’nın oluşumu, 15.yüzyılın erken dönemlerine dayanır.  Neredeyse 350 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesi altında Kırım Hanlığı, Doğu Avrupa’da Karadeniz’in kuzey steplerini kontrol eden önemli bir güçtü. 1783’te Rusya İmparatorluğu, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndaki vaatlerine mugayir olarak Tatarların devletini bertaraf etti.

Hal böyleyken Kırım Tatarlarına ne oldu ve Ruslar ile Ukraynalılar nereden geldiler? Tatarlar her ikisiyle de ve komşuları Ukrayna Kazaklarına karşı savaştılar. Rusya Kırım’ı aldıktan sonra Slav yerleşimcilerin kitlesel kolonizasyonunu başlattı. 19.Yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’na göçe zorlamak suretiyle nüfuslarını üçte ikiye indirerek Tatar nüfusu azaltmayı sürdürdü. Bugünkü Türkiye’de Kırım Tatar kökenli milyonlarca insanın mevcudiyeti, hâlihazırdaki vaziyet hususunda Türklerin kaygılarını izah etmektedir. Nihayetinde 1944’de Josef Stalin, Nazi Almanyası’yla işbirliği yaptıkları bahanesiyle bütün Kırım Tatar nüfusunu Orta Asya’ya terk etmek suretiyle sığır vagonlarında sürgün etti. Sürgün edilen 225,000 kişiden hemen hemen yarısı açlıktan ve tabii şartlardan helak oldu.

Bu soykırım hareketi Kırım’a başta Ruslar olmak üzere ilave yerleşimlerin önünü açtı. 1980’lerin sonunda Tatarlar Kırım’a geri dönmeye başladılar ve evlerini geri alınamaz bir şekilde yeni yerleşimcilere kaybetmiş bir şekilde buldular. Bu durumu ve her zaman dönüşlerini hoş karşılamayan yeni yerleşimcilerle birlikte yaşamayı kendilerine kabullendirdiler. Kırım Tatarlarının Rusya yönetimi altındaki tecrübeleri son derece travmatikti, bu manzarada bir Cumartesi günü birdenbire acele bir referandum ortaya atıldı, Kırım’ın Rusya’ya geri dönmesi ihtimali onların bütün bu sıkıntılarına rağmen dehşet vericidir. Onlar Ukrayna’nın güvenilir destekçisi olarak kaldılar.

Kırım Tatarlarına yönelik etnik temizlik ve kolonizasyon ile birlikte Ruslar, Kırım’da hâkim nüfus hâline geldiler. 2001’deki nüfus sayımına göre Kırım’ın nüfusu iki milyonun biraz üzerindedir, %58 Ruslar, %24 Ukraynalılar ve %12 Kırım Tatarları. (Tatar oranı hem göç hem de doğu oranları münasebetiyle bundan böyle artacaktır). Ruslar medyada sıklıkla bahsedildiği gibi “muazzam çoğunluğu” güç bela oluşturuyorlar.

Kırım’ın işgalini meşrulaştırmak için Rusların başvurduğu iki mit daha var. Bunlardan ilki Kırım’ın “Rus kanıyla kutsanan Rus şânı”nın toprakları olduğudur çünkü Rusya orayı 18. yüzyılda fethetmiştir ve İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlardan geri almıştır. Oysa bu inanç, Rus ve Sovyet imparatorluklarının, ordularında çoğu gayri Rus barındıran çok uluslu devletler olduklarını göz ardı ediyor ki hem Osmanlılara karşı hem de Üçüncü Reich’a karşı savaşlarda Ukraynalıların ve diğer milletlerin de kanı döküldü.

İkincisi, Kırım’ın 1954’te Rusya’dan Ukrayna’ya geçişiyle ilgili. Hikâye Hruşçov’un bütün kanunî normları boşa çıkararak, Rusya ile birleşmesinin 300.yıldönümü dolayısıyla adayı tek taraflı olarak Ukrayna’ya hediye etmesi ve iktidar mücadelesinde Ukrayna Komünist Partisi’nin puanlarını kazanmasına dayanıyor. (Gerçekte Sovyetler Birliğinin Yüksek Sovyeti bu geçişi tasdik eden bir kanun geçirdi). İktisadî motivasyonlardan ise nadiren bahsedilir. İkinci Dünya Savaşı Kırım’ı mahvetti ve Hruşçov, toparlanma hızının çok kötü olmasından rahatsızdı. Ukrayna Cumhuriyeti’nin yardımları, özellikle çorak yarımadaya ana kıtadan getirilen su,  son derece önemli gözükmekteydi. Ukrayna kaynakları ekonomik canlanmanın anahtarıydı.

Acınacak bir durum ki Kırım’ın geçmişi hakkındaki Rus mitleri, hâlihazırdaki krizin gerçek aktörünün rolüne müsaade etmiş oluyor. Ukraynalıların da kendi hikâyeleri var. Bütün milletler epik mitlere sahiptir, fakat dışlayıcı bir mit uluslararası bir krizi çağırdığında, onu fiili tecavüz için meşrulaştırıcı bir faktör olarak kabul etmekten ziyade, onun ne için olduğunu anlamak gerekir. Hem bir adalet meselesi olması hem de sağduyu gereği, Müslüman dünyada yeni bir sıkıntıdan kaçınmak için Tatarların sesinin tam olarak dinlemeye ihtiyaç var. Rusya’nın anlatısını kabul ederek Batı, yalnızca zulümün hukuk üzerindeki zaferine yardım etmekle kalmayacak, savaşın barış üzerindeki zaferine de yardım edecektir.

Çeviri: Dr. Özhan Kapıcı

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü