Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Ve Türkmenler de “Namert”e Muhtaç Ediliyor!

24 Temmuz 2009
Yıldız UĞUR

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz günlerde gazetecilerle yaptığı kahvaltılı sohbet toplantısında, Barzani bölgesiyle ilişkiler hakkında özetle, “Dağlıca’dan sonra Türkiye ile Kürtler arasında bir çatışma olacağı bekleniyordu, ama en kapsamlı ilişkiler sağlandı… Türkiye geçmişte sıcak takip, kara harekâtı yaptı. Artık kapsamlı çözüm yollarına ihtiyaç var… Irak’ta Erbil dâhil tüm şehirlerde konsolosluk açmayı düşünüyoruz” mesajlarını verdi. 2010 Ocak’ında yapılacak Irak seçimlerine de geniş yer ayıran Davutoğlu, “2003’ten beri Irak’ta en kritik dönem yaşanıyor. Eğer meşruiyeti tartışılmayacak seçimler yapılabilir ve bütün etnik grupların parlamentoda adilane temsili sağlanabilirse, Irak’ta olumlu bir dönem sağlanır. Bu seçimler, uzlaşma sağlayamaz, şaibeli bir tablo ortaya çıkarsa, önümüzdeki 5 yıl çok kötü olur, bölge sıkıntılar yaşar. Irak’ta merkezi yönetim ile bölgesel yönetim arasında ciddi görüş ayrılıkları var” dedi. 5 ay sonra yapılacak seçimler üzerinde böylesine duran Davutoğlu’nun, özellikle Türkmenlerin akıbeti açısından son derece önem taşıyan Barzani bölgesinde 25 Temmuz Cumartesi günü yapılacak “Başkanlık ve yerel parlamento seçimlerine” hiç değinmemesi dikkat çekiciydi.

Oysa bilindiği gibi, Irak Merkezi yönetimi ile Barzani arasındaki “ciddi görüş ayrılıklarının” en baş sebebi, Kerkük meselesi ve Kerkük’ü Barzani bölgesine dâhil eden sözde “Kürdistan Anayasası”. Geçtiğimiz günlerde “Kürt Bölgesi Yüksek Seçim Kurulu”nun yabancı gözlemci ve gazeteciler için yaptığı basın toplantısında, perdeye “Büyük Kürdistan” haritasının yansıtılması da bu gerçeğin en somut göstergesiydi.

Evet, Barzani’nin niyeti, o anayasayı, seçimle birlikte referanduma götürmekti, ancak hem Bağdat’ın, hem de ABD’nin bastırmasıyla, anayasa referandumu bir süreliğine ertelendi. Zira ABD, Irak’tan çekilme pazarlıkları sürerken, Kerkük dolayısıyla Türkiye’yi, daha doğrusu Türk Milleti ve TSK’yı karşısına almak istemedi. Eş zamanlı olarak ABD merkezli Uluslar arası Kriz Grubu’nun, “Kürtler Bağdat yerine Türkiye’ye bağlanmak istiyor. Türkler, Kerkük’e sahip olacak” yollu raporunun yayınlanması da tümüyle bu sıkıntıyı bertaraf etmeye matuf bir havuçtu. Netice alındığı kesin, çünkü Türkiye ne Barzani seçimleri, ne o anayasanın Barzani parlamentosunda kabulü, ne de Kerkük konusunda ağzını açmıyor. Dahası Ankara’da yapılması planlanan “Kerkük Kongresi” ileri bir tarihe erteleniyor. Ancak “Barzani Anayasası” referandumu sanıldığı gibi öyle uzak bir zamana yayılmış değil, seçimler atlatıldıktan hemen sonra Ağustos içinde yeniden gündeme oturtulması bekleniyor.

Bu arada isimsiz BM kaynaklarından, “Kürtlere, bu düşmanca referandumu desteklemeyeceğimizi bildirdik. BM’de herkes bu tür bir referandumun savaşa yol açacağına emin” açıklamaları geliyor. Oysa Barzani’ye Kerkük için “üçlü alternatifi” sunan da, o sözde anayasanın hazırlanmasına yardım eden de ABD ve BM. Nitekim Irak Meclis Başkanı İyad El Samarrai, “ABD’nin de, BM’nin de, Kerkük konusunda doğru adımlar atılmasını istemediğini” vurguluyor. Türkmenler feryat ediyor, duyan yok. Çaresizlikten bazı Arap gruplarla birlikte AB’ye başvuruyor, ama “İstekleriniz Irak kanunlarına uygun değil” cevabı alıyorlar. Ne yapsınlar, denize düşmüş, yılana sarılıyorlar! Son çare olarak, özellikle Kerkük’te kendi güvenliklerini sağlamak için Türkmenlerden oluşan silahlı bir güç kurma peşindeler. Keza Irak Başbakanı Maliki, Musul’da genel durumun iyi olmadığını açıklayıp, “Peşmerge güçlerinin burada bulunması kanun dışı” sözleriyle isyanını dillendiriyor.

Cumartesi günkü seçim öylesine önemli ki, Barzani, ABD’li yetkililer ve Irak Cumhurbaşkanı Talabani dâhil, tüm güvenlik ve istihbarat teşkilatı, tüm resmi, sivil kurumların görevlileriyle seçime asılıyor. O anayasanın “varlığını”, kendi varlığından “önemli gördüğünü” anlatırken, “Bütün milletlerin, kendi anayasasına sahip olma hakkı vardır. Biz Anayasayı millete sunacağız, millet buna karar versin. 140. Madde üzerinde pazarlık yapmayız. Kerkük ve diğer bölgelerin kimliğinin Kürdistani olduğu gün yüzü gibi aydınlıktır, bunda hiçbir şüphe yoktur. Bin yıl da geçse 140. madde uygulanmalıdır” diye meydan okuyor. Dahası PKK dahil bölgedeki tüm Kürtlerin katılımıyla geçtiğimiz Mart ayında yapılması planlanan, ancak ertelenen Kürt konferansını düzenleyeceklerini hatırlatıp, “Taki Kürdistan’ın bütün parçalarındaki Kürtler tek bir siyasi söyleme sahip olsunlar” diyor. Başbakan Neçirvan Barzani de, petrollerini taşıyarak, Akdeniz’e inmelerini sağlayan Türk şirketlerini överken, “Bazen ‘Türkiye buna ne razı olur ne de yardımcı olur’ deniyordu, ancak bugün değil engel olmak, bu projelerin gerçekleşmesinde Türk şirketlerinin çok önemli katkısı oldu. Türkiye yol vermez diyenlere en iyi cevap budur” sözleriyle Türkiye’nin geldiği noktayı gözler önüne seriyor.

Türkiye sadece İmralı’daki bölücü başı değil, Barzani’yle de “açılım” yarışına girerken, Eğitim Bakanlığı’na bağlı öğretmen ve memurlarla toplantı yapan Barzani, “Gençlerimiz öyle eğitilmeliler ki, kendilerini ülkeleri için feda etmeliler” talimatı veriyor. Kerkük merkez ve bölgelerine Kürtçe eğitim vermek üzere 400 öğretmenin atanması planlanıyor.

Ve sadece bölge gazetelerinde değil, Batı basınında, “Barzani’nin Kerkük talebi kabul edilemez… Barzani 13 binden fazla Filistinli mülteciye kucak açıyor. Acaba neden? Kerkük’teki etnik katliamın göz ardı edilmesi karşılığında ABD’nin ve Batı’nın sevgisini temin edecek bir anlaşma imzalamak veya ABD’yi K. Irak’ta hem parayı, hem de güvenliği kontrol altında tutan oğlunu kendisinin yerine getirmesini onaylamaya ikna etmek için mi? Kendini Bismarck zanneden Barzani felakete yol açacak… Irak Kürdistan’ında çatışma yakın… Kürt-Arap ihtilafı yakın, Irak devleti parçalanabilir” şeklinde çok ciddi yayınlar yapılıyor.

Ya Türkiye’de? Gündemde bile yok. İlgilenenler de “sıradan bir seçim”in haberleri veriyor. Veya Todays Zaman gibi, “Kürdistan’da seçim” başlığı altında Neçirvan Barzani’nin siyasi geleceğinin derdine düşülüyor. Kürt konferansının öncülüğünü yapan, “Sigara içme özgürlüğünü savunmanın, Ergenekon Örgütü’nün eylemlerini ulus-devletin çıkarları adına savunmaktan hiçbir farkı yok. İkisi de özgürlük değil. Çünkü ikisi de insanın en temel hakkı olan yaşama hakkına karşı çok ağır bir saldırı hali” derken, binlerce insanımızın en temel hakkı olan yaşama hakkını elinden alan PKK’ya affı can-ı gönülden destekleyen pek “mümtaz” bir yazarımız da, son olarak “Türk eğitim sistemi ve resmi ideoloji” hakkında ahkâm kesiyor ve bakın neden dert yanıyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla eğitim, ulus-devlet projesinin ana taşıyıcısı oldu. Milliyetçi eğitim, dünyanın her yerinde öğretim sisteminin bir parçası haline gelirken, Türkiye’de bizzat eğitim sisteminin kendisi oldu…”

Keşke öyle olsaydı! Olsa, en önce kendileri ulus-devleti yıkacak fikirlerin bayraktarlığını yapar mıydı? Hadi biz “çağdışı”yız, pek sevdikleri, yere göğe koyamadıkları Barzani’nin, “Gençlerimiz öyle eğitilmeliler ki, kendilerini ülkeleri için feda etmeliler” talimatına acaba ne buyururlar?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü