Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Anadolu’nun Uluslararasılaştırılması

16 Mayıs 2009
Yıldız UĞUR

Türkiye’nin “tarihi fırsatlarla” karşı karşıya olduğu söyleniyor. “Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu”nda “çözüme” hiç bu kadar yaklaşılmamış…Acaba neyin çözümü ve kimler için?..

“Kürt sorunu”ndan başlayalım. Bölgede Türkiye’ye şiddetle ihtiyacı olanların, PKK’yı günlerle sayılı bir zamanda bitirebileceği aşikârdır. Ama aralarında bunca yıllık “hukuk” var(!). İstiyorlar ki, onların da gönlü “hoş” olsun!..Maalesef, Batılı güçlerce desteklenen bölücü terörde, hedefe çok yaklaşıldığı için üçüncü aşamaya geçildi. Üçüncü aşama dediğim, üniter-milli devletimizin “milli” kısmının budanması, “tek devlet-iki millet” yapısının oluşturulması. Tabii şimdilik!..Beraberinde, yine batılı güçlerce kurdurulan Barzani “devleti”nin tanınması. ABD’nin Afganistan-Pakistan-İran projeleri için, her iki planın acilen gerçekleşmesi gerekiyor !..

“Ermeni sorunu”na gelince; Barış ve istikrarın değil, enerji havzaları başta olmak üzere bölgenin paylaşımı savaşı yaşanıyor. Azerbaycan’la ilişkilerimizin riske atılması, “Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma” misali, kardeş ülkeden aldığımız gazın zamlanması, Türkiye’nin, Ermenistan’ın, “ön şartsız görüşelim” şartını kabul edip, tüm tezlerini bir yana bırakması gibi kayıpları geçiyorum. Mesela Nabucco Projesi, boydan boya Türkiye topraklarından geçecek bu proje için AB, kayıtsız-şartsız “kabul” istiyor. Aksi halde müzakerelerdeki “enerji” başlığının açılmayacağı tehdidini savuruyor. Merkel ve Sarkozy’nin kaçıncı kez malum-u ilan olan son, “Türkiye AB üye olamaz” çıkışları da, aslında bu gözdağının devamı. Emareler yine sonuç alacaklarını gösteriyor. Ancak iş Nabucco’dan ibaret değil…Bunun gerisinde Türkiye’nin, aynen Gümrük Birliği’nde olduğu gibi, enerji politikalarında da hiçbir söz hakkı olmaksızın AB’ye tek taraflı bağlanması var. AB, yıllardır bunun için uğraşıyor. Türkiye bunu kabul ettiğinde de, “Fırat-Dicle sularının uluslararası yönetime devri” başta olmak üzere, tüm planlar rahatlıkla hayata geçirebilecek. Özetle, “Ermeni sorununu çözme”nin hedefi, sadece Orta Asya enerji kaynaklarını Avrupa’ya akıtmak değil, Başbakan Erdoğan’ın ifadesiyle, “taşıyıcı-transit ve tüketici ülke” olan Türkiye’nin tüm enerji politikalarına hükmetmektir. Bu konudaki savaşın boyut ve önemini ifade için Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in birkaç gün önce devreye soktuğu yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nden bahsetmek istiyorum. Belgede, şöyle deniliyor: “Uluslararası politika, Ortadoğu, Barents Denizi, Kuzey Kutbu, Hazar ve Orta Asya’nın da dahil olduğu enerji kaynaklarını elde etme üzerine yoğunlaşacak. Enerji kaynaklarını hırsla kontrol mücadelesinde ortaya çıkan sorunları, askeri güçle çözme teşebbüsleri göz ardı edilemez.”

100 yıl önce Almanların bir Haydarpaşa-Bağdat demiryolu projesi vardı. Nabucco, aynen bunun gibi, Türkiye’yi Doğu’dan Batı’ya tam ortadan ikiye bölüyor. Bakü-Ceyhan, yukarıdan aşağı…20 yıl önce Irak’ın kuzeyinde tesis edilen 36. paraleli de unutmayalım. Ne işe yaradığını hep beraber gördük. Sayın Gül’ün, o günlerde yaptığı şu tespitler ne kadar doğruymuş: “32’nci ile 36’ncı paralel nedir?..Var mıdır böyle bir BM kararı?..Yoktur böyle bir şey. Olan şey sadece şudur; Amerikan, İngiliz ve Fransız üçlüsünün, bu bölgeyi bölmek, bu bölgedeki petrol hakimiyetini devam ettirmek, İsrail’in güvenliğini temin edebilmek için bu bölgeye baskı kullanmaktır…Eğer siz, BM kararlarıyla hiç ilgisi olmayan, üç ülkenin böyle yaptırımlarını, başınıza taç yaparsanız, yarın aynı şeylerin Türkiye’nin başına gelmeyeceğini kim garanti edebilir? Yarın Türkiye’nin şu bölgesinde, Amerikan ve İngiliz Kuvvetleri, ‘siz uçak uçuramazsınız’ dediğinde, ‘evet’ mi diyeceksiniz?..”

Bu tabloda, sevkiyatın ana merkezlerinden Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın stratejik konumunu ve burada kurulacak hakimiyetin önemini ayrıca anlatmaya herhalde gerek yok.

Galiba “çözüm” denilenler, Türkiye’nin tamamen “uluslararasılaştırılması”. Bu nereden çıktı derseniz; 1914’lü yıllarda düzenlenen, “Anadolu’da Türkiye Yaşayacak mı?” başlıklı Londra Konferanslarındaki tartışmalardan…Tercümesini Habil Adem’in yaptığı tebliğlerden bazılarını özetleyelim. Prof. Johns Mool, şunları söyler:

“Rusya’nın Şark politikasında muazzam bir başarı gözlemlenirken, İngiltere ortaya atıldı. Kendisini müdafaa edemeyen Türkiye’yi muhafaza etti ve Türkiye’de bir hak kazandı. Bu İngiliz ‘hak muhafaza’sı Anadolu’ya münhasırdı. Kıbrıs’ın bir ‘hak muhafaza’sı karakolu yapılmasıyla tahakkuk etti ki, Anadolu’nun bugünü ve geleceği yalnız ‘Anadolu Türkü’nün’ değildir. Bu kıta için emek, akıl, para, gemi, asker feda eden ve birçok siyasi buhranlar geçiren İngiltere’nin de bir hissesi vardır.”

“Alman, diğer devletler gibi siyasi istilaya başlayamazdı, iktisadi istilayı buna tercih etti. Almanların Anadolu planı, Haydarpaşa’dan Bağdat’a kadar yılankavi bir zincir ile ayrılacak olan arazi, bir yılan gibi etrafını imha ederek, Alman lisanını, ticaretini, sanayini, medeniyetini yaygınlaştıracak ve Almanların çoğalmasıyla Türk köylüsü ve Anadolu unsuru değişmeye mecbur olacaktı. Türk’ün vatanı yanında, bir Alman vatanı da bulunacak ve siyasi hakim, ekonomik hakimin mahkumu olacaktı. Geniş bir program hazırlamıştı. Bir kuzeyli eğitimci diyor ki, Alman’ın ilk hedefini, kamuoyunun güveni teşkil etmelidir. Bunun için de Türk’e yardımcı olmak ve maddi bir istifade göstermek lazımdır. Bu, ne olabilir; İstifadeli bir banka tesis etmek…Eğer Alman yüzde 50 faizi yüzde 5’e indirir ise bütün köylünün teveccühünü kazanacaktır…Bu banka için de bir ikametgah lazımdı, onun kolayını buldular. Demiryolu hattının her bir istasyonunu bir Alman şehrine dönüştüreceklerdi. Haydarpaşa’dan başlayan bu çalışma, Haydarpaşa’nın Almanlaşmasıyla nihayet buldu. Haydarpaşa’da birçok Alman apartmanları, muntazam bir Alman mektebi ve Deutsche Orient Bank’ın büyük bir şubesi vardır. İstilanın hiçbir uzvu eksik değil. Pek tabii, hükümetin, gazetecilerin ve siyasetle meşgul bir İstanbul grubunun emniyet ve hürmetine de ihtiyaç vardır. Almanların hedef-i umumisi budur. Alman, ticaret vs. işlerde kökleştikten sonra şiddete başlayacak ve nüfusunun çoğalmasıyla ağırlaşacak olan Anadolu için birçok akıbetler tasavvur edilecektir.”

Londra konferanslarında, Dr. Vrenikser de şu tespitlerde bulunur:

“Türk’ün anlayamadığı, Avrupai usuller ne kadar tatbik edilirse, Türk o kadar mağlup ve mahkum olacaktır…Nihayet Türk’ten de eser kalmayacaktır. Zaten yalnız bulunmuyorlar. Doğu’da faal bir Ermeni grubu olduğu gibi, Batı’da da Rumlar vardır. Bunlar her iki yönden hülul siyaseti takip ederek, Türk’ün mevkiini işgal etmeye çalışıyorlar. Gelecekte birçok tehlikeli, helak edici siyasetlerin esas sebebi olacak olan Anadolu meselesinin derhal halledilmesi lazımdır. En uygun ve doğal hal yolu da şudur; Doğu Anadolu’ya bir özerk idare vermek ve diğer kısmı beynelmilel bir kontrol altına almak. Eğer bu plan uygulanmayacak olursa, Anadolu’yu Rusya istila edecektir.”

Prof. Johns Mool’un, Dr. Vrenikser’e cevabı şu olur:

“Yaşayacak bir Türkiye’ye, yaşayabilmek hürmeti lazımdır ve bu hürmet, Türkiye için değil, belki dünya barışı ve menfaatleri için lazımdır. Yanlış bir anlayışın eseri olarak Türkiye ne kadar tazyik edilirse, tehlike o kadar fazla olacaktır ve her zaman Rusya önünde bulunulacaktır. Özetle; bu meselenin başka bir suret-i halli yoktur. Anadolu beynelmilel bir istila değil, beynelmilel bir hürmet, tarafsızlık ister ve öyle ki bölünme tahrikleriyle de rencide edilmesin. Ve düşünülmelidir ki, ‘ilerleme gösteriniz, medenileşiniz’ demek mecburiyetinde bulunduğumuz bir millete, bölünmelerden bahsediyoruz !.. Nasıl itimat etsinler, nasıl dinlesinler?..”

Türkiye bugün, gerçekten sadece kendisi için değil, dünya barışı ve menfaatleri açısından da “tarihi fırsatla” karşı karşıya. Yeter ki bu “fırsat”ı, “çözüm” diye dayatılan yüz yıllık planları kabul ederek değil, “beynelmilel hürmete” dayalı, kendi hak ve menfaatlerimizi gözeten, bağımsız politikalar izleyerek değerlendirelim.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü