Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Türkiye’nin “İpi” ve “Celladı”!..

00 0000
Yıldız UĞUR

Meşhur Kurtlar Vadisi’nde bir bölüm vardı. İskender Büyük, Polat Alemdar’ı hücreye tıkıyor, sonra önüne ip attırıyor. Kendini asması için. Ama Polat, oldukça ağır o iple İskender’in adamlarını evire, çevire dövüyor, tam bu sırada da Doğu Paşa gelip, onu kurtarıyor…

Bu sahne niye mi aklıma geldi? Cumhurbaşkanı Gül, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, AB’den sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış, “AB sürecinden geri dönüş yok” dese de, Başbakan Erdoğan AB’ye, “Almıyorsanız açıkça söyleyin… Nüfusumuzun 71,5 milyon olmasından mı rahatsız oluyorsunuz? T.C. vatandaşlarının büyük çoğunluğu Müslüman olduğu için mi bizi almıyorsunuz? Maç başlamış, tam maçı oynarken, hakem kuralları değiştiriyor. Bunun adı dürüstlük değil. AB’nin 27 ülkesi der ki ‘Biz Türkiye’yi almıyoruz’. Ne güzel, biter. Mecbur da değiller. Bunu söylesinler, ama bunu da söyleyemiyorlar. Niye söyleyemiyorlar? Bunun cevabı onlarda da yok” sözleriyle isyanları oynuyor. Türk Milleti’nin AB’ye güveni ve üyeliğimize yönelik beklentileri dibe vuruyor. AB’nin yeni dönem başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt açıkça, “AB’nin 27 ülkesinin 22’sinin desteklediğini veya bu konudaki görüşünü söylemekten kaçındığını, Fransa ve Avusturya’nın kesinlikle karşı olduğunu, Almanya’nın ise ikiye bölündüğünü” itiraf ediyor. Yapılan son bir ankette, Fransızların üçte ikisinin Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğu ortaya çıkıyor. Ve nihayet Avrupa Parlamentosu seçimleri, Türkiye karşıtlarının zaferiyle sonuçlanıyor.

İşte böyle bir ortamda AB Komiseri Olli Rehn, medyamızın büyük başlarını Brüksel’de toplayıp, “Türkiye’nin acilen yapması gerekenler” konulu bir konferans düzenliyor. İlginçtir, 1,5 saat konuşuyor ama sadece bir bölümünün yazılmasına izin veriyor. Bu ne işbirliği-dayanışma böyle! Türk Milleti’nin bilmesine gerek yok, medyanın büyükleri bilse yeter. Öyle ya, milleti onlar güdecek nasılsa! Nitekim dakika sektirmeden kolları sıvıyorlar. Hasan Cemal, “Türkiye siyasal reformlar için kolları sıvamalı, tam zamanı! Yoksa işler zora girecek! Türkiye kendi göbeğini kendi kesecek, yani reform atağına kalkacak!” buyuruyor. Ama bana Kurtlar Vadisi’nin o sahnesini hatırlatan en güzel, en gerçekçi başlığı Ali Bayramoğlu atıyor: “Türkiye’nin ipi kimin elinde?”…Ne demek istiyor? Türkiye AB’nin attığı “ipleri” tutarsa, olmayan süreç devam edecek, tutmazsa bitecekmiş!..

O ipler neler? AB ilerleme raporlarından, Avrupa Parlamentosu kararlarından, Katılım Ortaklığı ve Ortak Tutum Belgelerinden, Etki Raporlarından biliyoruz. Ama Komiser Rehn’in “en acil” diyerek, “operasyon timiyle” paylaştıklarından örnekler verelim: Ruhban Okulu’nun Türk hukuk sistemi değil, Patrik Bartholomeos’un istediği şartlarda açılması, ekümenliğin tanınması, azınlık vakıflarının kendilerine ait olduğunu iddia ettiği tüm mülklerin verilmesi, TCK 301’in kaldırılması yani Türklüğe hakaretin tamamen serbest olması, Kıbrıs ek protokolünün uygulanması, yani Rum kesiminin üstelik tüm Kıbrıs’ın temsilcisi olarak tanınması, ‘Kürt sorunun’ çözülmesi (Kürtçe eğitim, kamu hizmetlerinde ikinci dil olarak kullanılması, DTP/PKK ile müzakere gibi), ‘liberal’ bir Anayasa yapılması, TSK’nın susturulması. Bunların dışında, Yunanistan’ın Ege’deki iddialarının kabulü, Ermeni-Pontus-Süryani “soykırım” iftiralarının tanınması, Protestanlar, Süryaniler, Yahova Şahitleri, Lazlar, Çerkezler ve Alevilerin azınlık sayılması, Türk milliyetçiliği ile mücadele, Kemalizm’in “kurban” edilmesi gibi, resmen Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter-milli yapısını ve Lozan’ı ortadan kaldıracak onlarca akla ziyan talep var.

Diyelim ki, Türkiye bunların tamamını kabul etti ve yerine getirdi, o zaman AB üyesi olacak mı? Hayır, hatta asla!.. Neden mi? Hani Başbakan Erdoğan, “Maç ortasında kural değişir mi?.. Almayacaklarsa söylesinler. Niye söyleyemiyorlar? Bunun cevabı onlarda da yok”” diyor ya, aksine adamlar her şeyi açık açık söylüyor ve yapıyor. Mesela kurallar Türkiye için maç ortasında çoktan değiştirildi. Buna göre, Türkiye şu sayılanların tamamı yerine getirdikten sonra, üyeliği için önce AB Komisyonu’ndan karar çıkacak. Diyelim Komisyon onayladı, sırada Avrupa Parlamentosu var. Hadi AP de “peki” dedi, AB üyesi 27 ülkenin hükümet ve parlamentolarının da “evet” demesi gerekiyor. Hükümet+parlamentodan oluşan 54 engeli aştığımızda da iş tamam mı? Hayır, Fransa ve Avusturya anayasalarında yapılan değişikliğe göre, bir de bu ülkelerde halkoylamasına gidilmesi gerekiyor. Türkiye “reform” denilen o ipleri, kendi eliyle boynuna geçirdiği için o güne kadar bir ve bütün kalmayı başarsa bile bu süreceğin biteceğine, Türkiye’nin üye yapılacağına inanabilir misiniz? Sürecin böyle olduğu konusunda bize inanmayanlar, Batı ve iktidar nezdinde pek “itibarlı” olan Şahin Alpay’a kulak versin. Geçenlerde şunları yazdı: “Başta Avusturya olmak üzere Hollanda ve Danimarka ve üye ülkelerde halkın çoğunluğu da Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmıyor. Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin açık uçlu bir süreç olduğu muhakkak… Müzakere sürecini başarıyla tamamlayarak demokrasisini yerleştiren ve zenginleşen bir Türkiye herkesin yararına değil midir? O gün de istenmeyecek olursa, herhangi bir küçük AB üyesi Türkiye’nin üyeliğini durdurabilir.”

Bir de İngiliz Avam Kamarası Dışişleri Komisyonu’nun 23 Nisan 2002 tarihli bir raporu var. Bakın orada, “AB, Türkiye Konusunda Ciddi mi?” başlıklı bölümde ne yazıyor:

“Türkiye AB üyesi olmadan önce siyasi ve ekonomik kriterleri karşılamalı. Fakat sadece AB Komisyonu kararı ile üye olunmuyor. Üye ülkelerin hükümet ve parlamentolarının da karar vermesi gerekiyor. Kriterler tam olarak yerine getirilse bile bazıları Türkiye’yi istemiyor. Türkiye’nin üyeliğinde, ‘kültürel ve dini farklılıklar, coğrafik pozisyonu, büyüklüğü, nüfusu ve uzun süreli geleneksel düşmanlıklar’ hesaba katılacaktır… Ve üye devletlerin hükümet ya da parlamentoları karşı çıkarsa, Türkiye üye olamaz.

Demek ki neymiş, “Herhangi bir AB üyesi, Türkiye’nin üyeliğini engelleyebilir” miş. Peki, biz o ağır ipleri, kendi ellerimizle, boynumuza niye geçirecekmişiz? “Sonunda üyelik olmasa da olur, reformları kendimiz için yapmış olur”muşuz. Türkiye’nin alnında “enayi” yazıyor da, biz mi görmüyoruz acaba?

AB Komiseri Rehn’in, medya büyükleri ile birlikte yürüttüğü son operasyon, 23 Nisan 2002 tarihli İngiliz raporunun başka bir bölümünü de aklıma getirdi. Orada, “Türk midesine çok ağır gelecek” reformların yaptırılıp, sürecin kontrol altında tutulması için İngiliz hükümeti ve AB’ye şu tavsiyelerde de bulunuluyordu.

—Türk yetkilileri, medyası ve halkına sık sık, “Türkiye AB üyesi olacak, çok umutluyuz, reddetme kesinlikle söz konusu değil” şeklinde açıklama yapılmalıdır. Devlet adamlarımızın Türkiye’yi sık sık ziyareti de teşvik edici ve heveslendirici olacaktır.
- Türk halkının, Türkiye’nin adaylığının diğer adaylarla aynı şartlara tabi tutulduğundan emin olması sağlanmalıdır. Müzakereler için tarih verilmesi AB’nin niyetleri ile ilgili kuşku ve endişeleri yatıştırıp, reform projelerinin hızlandırılmasını kolaylaştıracaktır. İngiliz hükümeti, özellikle Türk halkının bilgilendirilmesinde önemli rol oynayabilir.
—Burs imkânları, vize kolaylığı, geleceğin muhtemel genç Türk liderleri ile kişisel ilişkiler kurulmasını sağlayacaktır.
—Son yıllarda birçok Türk akademisyen ve devlet görevlisinin, masrafları İngiliz hükümeti tarafından karşılanarak AB konferanslarına katılması sağlandı. Bu çok önemli, ancak baştanbaşa medyaya ulaşma daha iyi ve daha realist bir mekanizma olacaktır.

İşte “ipimiz” elimize böyle verildi, veriliyor. Dahası celladımızı da, medyamız başta olmak üzere bizden seçmişler!..

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü