Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Siyaset ve Seçimler

24 Mart 2009
Yusuf KAĞAN

Türkiye Mahalli idarecilerini seçeceği bir seçime doğru yol alıyor. Adaylar ve siyasetçiler seçmenin oyunu almak için her türlü aracı en etkin şekilde kullanmak istiyor elinden geldiği kadar da kullanıyor. Liderler seçim bölgelerinde mitingler düzenliyor. Kalabalık kitlelere hitap ediyorlar.

Seçim bölgelerinde gezen gazetecilerin izlenimleri ve televizyondan gördüğümüz kadarıyla, Türkiye bazı alanlarda çok modernleşmiş. Yollar, köprüler, alış veriş merkezleri, sokaklar, arabalar, son derece modern. Elli yıl öncesinin büyük şehirlerinin önemli caddelerinde tek tük görülen otomobil, bugün en ücra köyde bile son model olarak kendini gösteriyor.

Şehirleşme ve teknolojik donanım ülkemizde bu kadar yerleşirken, seçim sürecinde yaşanan olaylar gösteriyor ki Türkiye siyasi üslup ve demokrasi açısından bir adım ileri gitmemiş. Hatta geriye gittiğine dair somut veriler var.

Anlatacağım olay ellili yıllarının Urfa’sında geçiyor. Olayı aktaran Urfa’nın siyasi ve kültürel tarihini en iyi bilenlerden Yazar Mehmet Kurtoğlu.

Celal Bayar ve Adnan Menderes yurt gezisi sırasında Urfa’ya gelmişler. Valilikte görüşme yaptıkları sırada birisi kendileri ile görüşmek istiyor. Görüşmek isteyen kişi Mustafa Bozcan isimli bir siyasetçi ama görüşmesi için engel çıkarıyorlar. Bozcan Nuri Demirağ’ın meşhur Milli Kalkınma Partisinde siyaset yapıyor. Mustafa Bozcan idealist birisi olduğundan Urfa’ ya gelen her siyasetçiye soru soran, proje sunan, çağının üstünde bir adam. Dolayısıyla o günün insanları tarafından ve sıradan siyasetçilerin “deli” diye adlandırdığı birisi. Bu sırada Mustafa Bozcan’a her türlü engel çıkarılmış. Valilik önünde engelleniyor, herhangi bir çıkıntılık yapmasın diye yaklaştırmıyorlar bile. Mustafa Bozcan daha sonra Menderes ve Bayar’la görüşmeye muvaffak oluyor. Projesini ve Urfa için isteklerini dile getirtebiliyor. Anlattığı proje Türkiye’nin bugün en çok öğündüğü GAP projesi taslağı. Bozcan daha sonra Belediye başkanlığına aday oluyor. Projeleri yine şaşırtıcı ve o günün insanının çok çok üstünde. Balıklı gölün suyunu şehre şebeke suyu olarak dağıtacağını anlatan Bozcan seçimleri kazanmasına rağmen bir şekilde Belediye başkanı olması engelleniyor ve olamıyor.

Bu olaydan takriben elli yıl sonra Başbakan Mersin’e seçim gezisi için gidiyor. Daha önceki yıllarda kendisine “çiftçinin hali nice olacak” diye soran vatandaş, Başbakanın Mersin’de kaldığı süre içinde nezarette tutuluyor. Elli yılda daha da geriye giden siyaset ve erk anlayışı Türkiye’nin önünde en büyük sorun olarak duruyor. Türkiye tek parti dönemindeki uygulamaları anımsatan olaylar yaşıyor. Toplum milli şef dönemindekine benzer bir şekilde tek partinin mecburu ve mahkûmu olmaya zorlanıyor hem geleneksel baskı ile hem de çağdaş siyasal ikna yöntemleri ile.

Siyaset yapıcıları birbirlerini suçladıkları yetmiyormuş gibi toplumu baskı altında tutmak için yöntemler geliştiriliyor. Türkiye şehirlerinde, yollarında, arabalarında yaşadığı gelişmeyi siyasi üslupta ve iletişimde bir türlü yaşayamıyor. Toplumda siyasetçiye ve idarecilere olan güven ve itibar her gün daha çok sarsılıyor. İnsanlar umutsuz ve heyecansız seçim sürecinde adeta şuursuz tercihler yapmaya yönlendiriliyor. En çok dosya çıkaran en önemli, en temiz en iyi idareci olarak önümüze sunuluyor. Yolsuzluk dosyaları çıkarılanlar diğerlerini şantaj ve tehdit ediyor. Tehdit edilenler hesaplaşma yeminleri ediyor.

Elli yıl öncesinin Urfa’sında şehre hatta ülkeye sığmayacak projeleri olan insanların olduğu bir ülke, elli yıl sonra hırsızlık tartışmalarından ileriye gidemeyen, baskı ve tehdit bağrışmaları ile bir seçim süreci yaşıyor.

Topluma umutsuz ve vizyonsuz vaatler sunmaktan usanmamış 68 kuşağının 20 yıldır yönettiği bir çok şehirde, aynı anlayışlar temcit pilavı gibi önümüze sunulmakta. Soğuk savaş döneminin eskimiş sağcı ve solcu sıfatlarından başka kendilerine sıfat ekleyemeyen ve eskimiş, anlamsız ve derinliksiz sağ-sol ayrımının toplumu ülke ve yaşadığı şehrin sorunlarına dolaylı olarak seçime duyarsız kılmaktadır. Toplum bu sıfatlardan daha çok ahlaklı, güven telkin eden, şaibesiz, samimi, şeffaf ve kültürlü idareciler arıyor. Seçim sürecinde başkentte yeni bir şeyler söyleyen adayın seçmenlere tercih olma imkânını bile yok etmeye yönelik her türlü iftiralar ve şeytanlıklar sergileniyor.

Siyasetteki bu ahlaksız ve baskıcı tavırlar devam ettiği sürece kurumlar yolsuzluktan ve kirlilikten kurtulamayacak, verilen mesajlar ve yaşanan seçim süreci gençliği sosyal olaylara ve siyasete daha çok duyarsız ve ilgisiz yapacaktır. Toplumun eski ve durağan anlayışlara mahkûm olmaması yolunda ümit verici çok fazla örnek yok maalesef. Biz yine yeniden 40 yıl önceki 68 kuşağının ufuksuz, eskimiş, hiçbirisinin gerçekleşmediği hayallere teslim etmeye zorlanıyoruz.

Birikmiş çöplerden ve bozuk kaldırımlardan daha önce siyasi kirliliğin ve aymazlığın temizlenmesi gerektiği şehirlerimiz, modern zamanların kurgusuna uygun medeni, yaşanır, temiz ve kimlikli olabilmesi için ileri görüşlü, ahlak sahibi, dinamik, şehre kültür ve tarih açısından bakabilen idarecilere her zaman olduğundan daha fazla ihtiyaç duymaktadır.

Seçimlerde yapacağımız tercihler, şehirlerin geleceğine yön vereceği gibi siyasetin temizlenmesine, şeffaflaşmasına, gençleşmesine de yön verecek ve hayallerimizin büyüklüğünü de gösterecektir.

Yusuf KAĞAN
Akademik Çalışma Grubu Üyesi

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü