Türk Dünyası Yardım Kampanyası

UMRANİYE DAVASI, PKK VE İLİŞKİLERİ

30 Ekim 2008
Yusuf KAĞAN

Türkiye son otuz yıldır bölücü terör belası ile uğraşıyor. Fiziki mücadele, ekonomik yatırımlar, eğitim çalışmaları etnik fesadın ateşini düşürmeye yetmiyor. PKK’nın bu kadar uzun süre ayakta kalması ve hala etkinliğini sürdürmesi uluslararası payandalarının yanında, içeride belli bir çete desteğinin olduğu iddiası, hiç de zayıf delillere dayanmıyor.

Çeşitli cephelerden gelen dolaylı ve doğrudan destek, terör örgütünün varlığını sürdürmesinde en önemli neden. PKK’nın Ümraniye davsında adı geçen çetenin iştirakçisi olduğuna dair iddialar unuttuğumuz ilişkiler yumağını hatırlatıyor.

Ümraniye davasında yargılanan Doğu Perinçek gibi isimlerin bir dönem PKK’ya olan destekleri sokaktaki okuma yazma dahi bilmeyen vatandaşlar tarafından bile malum.

Neredeyse haftada bir kitap basarak gündemden düşmeyen, televizyon programlarında elini masaya vurarak “Ben 27 Mayıs’ım” diyen, kırmızı kaşkolunu hiç çıkarmadan 90’lı yıllarda “sayın başkan” diye bebek katilini selamlayan malum yazar; “Bu davanın gerçek avukatı benim” diyor.

Davada konu bir çete oluşturmak. Söz konusu çetenin PKK’nın anonim ortaklığında payının olduğuna dair iddialar var. Eğer var olduğu iddia edilen bu çete; Ümraniye davası olarak başlayan hukuki süreçte ayıklanabilirse ve terör örgütü ilişkisi iddiaları ispatlanırsa, Türkiye'nin geçen son 30 yıllık döneminin birçok karanlık noktasının aydınlanması mümkün olacaktır.

Davanın gerçek avukatıyım diyen malum yazarın pkkperverliği ve Perinçek’in gazetelere yansımış Kandil Dağı ziyareti çok acılı ve sancılı geçen 90’lı yılları getiriyor aklımıza. Terör örgütünün küçük şehirleri bir güne varan işgalleri, Türk silahlı Kuvvetleri’nin o çetin mücadelesi. Ve 93 yılı geliyor ki; Türkiye’nin yakın tarihi açısından dönüm noktası olan yıl… 365  günden daha uzun süren o yıl.

17 Ocak 1993: Eşref Bitlis Paşa’nın meçhul bir kaza sonucu ölümü. ABD'nin Kuzey Irak'ta oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa hükümete şikâyet edildiği iddia edilen Paşa’nın PKK’ya  destek verdiği kesinleşen  Çekiç Güç hakkında olumsuz  açıklamaları vardı.
24 Ocak 1993: Uğur Mumcu öldürüldü. PKK - Yurtiçi ilişkileri ile ilgili bir dosya üzerine çalışıyordu.
17 Nisan  1993: Turgut Özal.  Esrarengiz ve hala sır perdesi aralanamamış ani bir ölüm. Türk Cumhuriyetleriyle ilgili yeni bir çalışma başlatmak üzereyken…
24 Mayıs 1993: Terhis olmuş 33 asker sivil elbise içinde PKK tarafından şehit edildi. Bazı yazarlar bu sivillerin fail-i meçhul cinayet işlediklerine kadar varan adi ve mesnetsiz iddialar ortaya attılar.
2 Temmuz 1993: Sivas Madımak olaylarında 33 kişi yanarak öldü. Olaydan sonra dindar ve ülkücü çevreler suçlandı; hala kimin yaptığı belli değil.
5 Temmuz 1993: PKK Sözde Sivas Alevi katliamının intikamını almak için Başbağlar’da masum 33 Sünni vatandaşımızı cami avlusunda toplayarak şehit etti. Ve daha sonraki yıllar... Fail-i meçhuller devam etti, birçok cinayet çözülmedi, karanlık nokta sayısı arttı. Terör örgütü hala cinayet işlemeye devam ediyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet güçlerinin sağladıkları başarılardan elde ettikleri tecrübî bilgiyi kullanmada yeterince hızlı davranamayıp ağır hareket etmesi devlet ve kimlik düşmanlarının propaganda gücünü arttırıyor.

Ve diğer taraf; İslamcı yazar-çizerlerden bazıları, resmi ideoloji ile ve darbecilerle hesaplaşma uğruna işbirlikçi bir tavır içinde Türk kimliğinin zedelenmesinden ve tahribinden  zevk alıyorlar. Hatta bu görevin zaman zaman moda tabiriyle Marksistlikten çakma liberallerden daha fazla kendilerinin görevi olduğuna inanmış durumdalar. Ve kendilerine seçtikleri bu yeni kulvarda epeyce evrimleştikleri de aşikâr.

60’lı ve 70’li yılların sol rüzgârından yelkenlerini doldurmuş olan eskinin Marksist, bugünün neo-liberalleri; bugünlerde mali buhran nedeniyle sert bir duvara çarpmış olan iman ettikleri, “serbest piyasa ekonomisi’ni açıklamada dönüp dönüp eski kutsalları Das Kapital’den inciler okusalar da, hiç vazgeçmedikleri devlet ve kimlik düşmanlığı inançlarından taviz vermiyorlar. Sözde İnsan hakları ve özgürlük adına kimliksizleşme ve bütünleştirici millet kimliğini yok etmenin askerliğini yapıyorlar.

PKK’nın yaptığı propagandaları dönem dönem tekrarlayan farklı çevreler PKK’ya olan desteklerini örtülü de olsa devam ettirmekte ve bu destek bayrağını elden ele geçirmektedirler. İslamcı ve Marksist kökenli liberalleri buluşturan kavşaktan daha önce sözde ulusalcı olan yazar ve Maoist Genel Başkanlar da geçtiler.

Hulasa tablo şu; ortada duran bir bölücü örgüt, bu örgütle geçmişte ilişkide olmuş sözde ulusalcılar, örgütün propagandasına methiye düzen Marksist kökenli neo-liberaller, neo-liberallerin koluna girmiş kör ve devlete karşı intikam hisleri taşıyan bazı neo-İslamcılar.

Pkkperverlik ve bölücülüğün sinsi propagandasına kendini kaptırmışlık, millet nazarında nefret duyulan bir durum olduğuna göre, çok güçlü menfaatlerin bu kadar insanı cezbedeceğinden başka bir şeyler gelmiyor aklımıza.

Neden bu menfaatlerden çeteler faydalanmak istemesin ki?

Görülen o ki, Ümraniye davasındaki iddialar iyi ayıklanırsa önemli sonuçlara ulaşılabilir. En azından ne olup bittiğini, kendi kanı üzerinden kurulan ilişkileri Türk Milletinin tescil-i mahkeme ile görmeye hakkı vardır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü