Türk Dünyası Yardım Kampanyası

GÜVENLİK KORKUSU

30 Ekim 2008
Zeynep Ebru SEZER

Güvenlik Konseyi BM'nin en güçlü organı, bu bir gerçek. Diğer organların aksine Güvenlik Konseyi'nin karar ve yaptırımları tüm üye ülkeler için bağlayıcı özellikte. Güvenlik Konseyine geçici üyeliğin, Türkiye'nin Kıbrıs, Irak ve Kafkasya gibi kritik konularda kendi tezini doğrudan anlatmasına imkân sağlayacağı da beklenmekte.

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, "Türkiye, tüm ülkelerle işbirliği içinde, BM reform sürecine destek verecek, uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümüne katkıda bulunacak, bölgesel meselelerde kolaylaştırıcı rolü oynamaya devam edecek, kalkınmayla ilgili hedeflere ulaşılması için gayret sarf edecek ve farklı medeniyetler ve kültürler arasındaki diyalogun sürdürülmesine çalışacaktır," denildi. Türkiye’nin BM Güvelik Konseyi Geçici Üyeliğine seçilmesi şüphesiz bir başarıdır. Ancak iktidar bu durumu, uluslar arası arenada sıkıntısız, problemlerini çözmüş bir Türkiye görüntüsü vermek için kullanmamalıdır. Kaldı ki, Güvenlik Konseyi üyeliğinin avantajları yanında dezavantajlarını da bilerek hareket etmek gerekmektedir.

Bu cümleden olmak üzere, Türkiye'nin yeni görevini, BM’in sözde reformlarına katkıda bulunmak yanında, Türk tarafının kendi bölgesindeki etnik problemlere, Ermeni soykırım iddiaları ve benzeri siyasi meselelere ilişkin görüşlerini, uluslararası camiayı ikna etmek üzere değerlendirmesi de gerekmez mi?

Aynı zamanda Güvenlik Konseyi üyeliği, gerektiğinde sert tavır koymayı da gerektiriyor. Yani Türkiye, İran, Ortadoğu, Rusya-Gürcistan sorunlarında net bir tavır ortaya koymak zorunda kalabilir. Türkiye'nin muhtemel böyle bir davranışının da son dönemde üstlendiği arabuluculuk rolüyle çelişmesinden kaygı duymamak mümkün değil.

Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'ın beyan ettiği tarihi bir cümle var:
''Türkiye siyasi ve ekonomik reformların yanı sıra diplomatik başarısıyla da tüm dünyada tanınmıştır. Türkiye yardım alan ülke konumundan, yardım eden ülke konumuna geçmiştir''

Gerçekten de Türkiye, devlet ve sivil toplum kurumlarınca gerçekleştirdiği yardımların bir envanterini çıkarmıyordu. Ancak OECD’ye, 2005 yılından beri yapılan yardımları bildirilmeye başlandı ve Türkiye yardım eden ülkeler arasında yer aldı. Ancak bu gerçek, Türkiye’nin halen yardım alan bir ülke konumunu yok saymamızı gerektirmiyor. Dünya’da aralarında bazı kalkınmış ülkelerin de bulunduğu birçok ülke hem yardım alan, hem yardım veren ülke konumundadır. Sayın Bakanın konuşmalarında, bir gerçeği ortaya koyarken, başka gerçekleri yok saymaması gerekir. Ülkemizin gerekli reformlarını yapıp, ekonomik ve siyasi meselelerini hallettiği gerçeğini(!) acaba biz mi fark edemedik, yoksa Babacan, Konsey geçici üyeliği gibi abartılmaması gereken bir başarının verdiği sarhoşlukla mı konuşuyor? Yıllar önce kendi kendine yeten dünyadaki 7 ülkeden biri iken (1970'ler), günümüzde ise temel gıda kalemlerini (pirinç-buğday-şeker) bile dışarıdan alan bir ülke halini almışken, nasıl oldu da birden bu olağanüstü “yardım alan yerine eden” özelliğine kavuşuverdik? Bu soruya cevap verebilmek için, hükümetin Atatürk’ün ‘’Tam Bağımsızlık’’ ifadesinden ne anladığını ve bu ifadeyi idrak edip edemediğini araştırmak ve irdelemek gerekir.

Geçen kış uzun süre bekletilen sınır ötesi harekât tezkeresi çıkarılmadan önce, Başbakan’ın Amerika’ya gittiği, bilgi alıp verdiği, sınır ötesi operasyonun yine Amerika’nın bilgisi dâhilinde aniden bitirildiği henüz hafızalardan silinmedi. Harekâtın bitirilişi askeri gerekçelerle gerçekleştirilmiş olsa bile, Amerika’nın bilgisi dâhilinde olması mı gerekiyordu yoksa? Milletimizin çuval ile incitilen duyguları daha ne kadar örselenecek?

Şimdi geldiğimiz noktada:

  • Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurulması ile ilgili her türlü şart oluşturulmuştur.
  • Türkiye’ye terör Kuzey Irak’tan gelmektedir. ABD, Irak’tadır, amacı demokrasiyi kurmak(!) tır.
  • Müttefikimiz olan birçok ülke, teröristlere ve yöneticilerine yardım etmekte ve değişik yollarla desteklemektedir. NATO’da, Mehmetçiği, Afganistan, Lübnan, Kosova, Kore gibi ülkelerde tampon gibi değerlendirmek için (o ülkelerin bize olan sevgisini kullanarak) göndermek istemekte, ama NATO’nun en büyük gücü olan ABD, teröre dolaylı olarak destek vermektedir.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Sayın Bakana yaptığımız tavsiyeye uyarak biz kendimiz de abartıya kaçmıyoruz ama terör ve etno-milliyetçi Kürt'ler ülkemiz sınırlarını tehdit edecek, ülke içerisinde terörizmi tırmandıracak ve NATO'nun sesi çıkmayacak...

Hani NATO üyesi olan ülkelerden herhangi birine yapılmış saldırıyı, NATO’ya yapılmış sayacaktı. Türkiye bu ilkenin dışında mı tutulmaktadır?

NATO üyesi bile olmayan bir ülkeyi savunmak için Karadeniz’e gemi dolduran Amerika nerededir?

Ne biçim istihbarat paylaşımıdır ki 200–300 kişilik terörist grubunu görememektedir.

Birleşmiş Milletler Yasasına göre; sınırları komşu ülkelerden birinden saldırıya uğrayan ülkeye meşru müdafaa hakkı tanınmaktadır.

Çözüm:

TÜRKİYE'NİN kendi içindedir. Kendi gücündedir.

Yöneticilere düşen görev, Atatürk’ün “Tam bağımsızlık” ilkesini hayata geçirerek, Meclisten büyük çoğunlukla geçen tezkerenin gereğini yerine getirmektir. AB’ye uyacağım diye, askerin elini kolunu bağlayan, karakolların yer değişikliği için ödenek verme konusunda Genelkurmay ile Bakanlık arasında iletişim kopukluğu olan (kasıtlı olmadığını ne yazık ki kimse söyleyemiyor), sadece göstermelik veya sınırlı operasyonlara izin veren yöneticilerle, bu kadar dışa bağımlı askeri teknolojiyle bu mümkün mü bilemeyiz. Türkiye’yi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçtiren yoğun lobi faaliyetleri ve gayretleri hükümet, Türkiye’nin gücü ve kurumlar arası uyumu için de sergilemelidir.

Geçmişten günümüze kadar gelişen ibretlik olayları sanki bizler yaşamamışçasına, sayın Bakanımız Ali Babacan'ın ifade etmiş olduğu, ''Türkiye'nin sınavı asıl bundan sonra başlıyor'' sözü, bir an olsun düşünmemizi engelleyemiyor. Geçmişte geçilen sınavlar, İstiklal Savaşları ne idi? Sayın Bakanın bu sınavı, BM Güvenlik Konseyi Geçici üyeliğiyle başlayan yeni bir sınavı anlamında söylediğini umarız. Öyle değilse, Sayın Bakan, tarihimizi AKP iktidarı ile mi başlatıyor diye sormaktan kendimizi alıkoyamayız.

Yazımızı ünlü yazar William Shakspeare’in, Horror (korku) konusunda söylediği dörtlükten şu satırlar ile bitirmek uygun olur. Hem de AB üyeliği çabası sürerken, AB üyesi ülkenin şairi ile...

Sorumluluk getireceğini bildiği için düşünmekten korkuyor...
Dünyaya iyi bir şey vermediği için, unutulmaktan korkuyor...
Yaşamayı bilemediği için, ölmekten korkuyor...
“Cesaretin bittiği yerde esaret başlar.”

Zeynep Ebru SEZER
Akademik Çalışma Grubu

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü