ABDUL CABBAR ŞENEL

00 0000
Ömer ÖZCAN

Türk Yurdu, Cilt: 26, Sayı : 230, Ekim 2006

 Türkçülük tarihinin gölgede kalmış isimlerinden biride Cabbar Şenel’dir. 3 Mayıs 1944 tarihinde cereyan eden hâdiselerden sonra yakın dönem siyasî tarihimize 1944 Milliyetçilik Olayı olarak geçen ve yargıya intikal ederek çoğunluğunu gençlerin teşkil ettiği bir grup milliyetperver, vatanperver insanın uzun süre ıstırap dolu günler geçirmesine zemin hazırlayan, kamu görevlisi olanların memuriyet sicillerine hain ve şuursuz amirlerince “Irkçı-Turancı” kaydının düşülerek gelecekteki ikballerinin karartıldığı hâdiselerin tarihi tam olarak yazılmamıştır.

Hayatı, Ailesi, Tahsil Dönemi

Şenel’in nüfus kaydındaki tam adı Abdül Cabbar’dır. Adalet Bakanlığı’nda bulunan sicil dosyasındaki bilgilere göre 1.7.1922 tarihinde Adana Yüreğir ilçesi Misis (günümüzde Yakapınar) kasabasına bağlı Havraniye köyünde(günümüzde Geçitli) doğmuştur. Nüfus kaydında doğum yeri Seyyah, doğum tarihi ise 1892 olarak gösterilmiştir. Babası 1893 doğumlu olduğuna göre bu kayıttaki tarih yanlıştır. Babası Sait Bey, annesi Saadet hanımdır. Ailenin sahip olduğu beş erkek kardeşin ikincisidir. Şenel 1990 yılında kayıt düzeltme yaptırarak mevcut isimlerine Hilali’yi de ilave ettirmiştir. Ömrünün son yıllarında yaptığı bu değişikliğin sebebini bilemiyoruz.  Atsız’ın  neşrettiği Orkun dergisinde 1944 tutuklamaları ile ilgili olarak yapılan neşriyatta Şenel ile ilgili kayıtlar Demircioğlu soy ismi ile birlikte geçmektedir.
Adana Erkek Lisesi’nin Edebiyat Şubesi’nden 1939-1940 öğretim yılında iyi derece ile mezun olmuş, olgunluk imtihanından başarılı olmuştur. Yatılı öğrenci olarak girdiği Ankara Hukuk Fakültesi’ni 26.6.1944 tarihinde iyi derece ile bitirmiştir.
Türkçülük fikriyatına alaka duymasının sebepleri hakkında bilgimiz yoktur. Gerçi gençlik bilhassa yüksek öğretim gençliği arasında Sovyetlere sempati duyan küçük bir azınlık dışında çoğunluk milliyetçi fikirlerle meşbu idi. Şenel’in yakın arkadaşı Said Bilgiç Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti başkanı idi. Aralarındaki dostluğun gelişmesinde fikrî beraberliğin de tesiri muhakkaktır.
II. Dünya Savaşı’nın çıkması emarelerinin görülmesi üzerine Türkiye ile İngiltere arasında siyasî görüşmeler yapılmış, 12 Mayıs 1939 tarihinde Türk-İngiliz Ortak Deklarasyonu ilan edilmiştir. Bunun üçüncü maddesine göre Akdeniz’de bir savaş durumunda iki devlet karşılıklı olarak yardımlaşacaklardı. Türkiye, bu deklarasyonla yükümlülük altına girmesine rağmen Almanya ile saldırmazlık, dostluk ve ticaret anlaşmaları da imzalamıştı. Atatürk’ten sonra kendisini “Milli Şef” ilan eden İnönü, hayatı boyunca kişiliğinin önemli bir parçası hâline gelen politik manevraları savaş boyunca dengeli biçimde uygulamıştır. Türkiye’nin savaşa sokulmayarak maddî ve manevî tahribattan kurtulduğunu ileri sürenler tarafından hoş karşılanan, haksız yere zarara uğratılan kişiler açısından, bazı kesimlerce etik açıdan politikaları yerinde görülmeyen İnönü, 1948 yılında üniversiteden ilişiklerinin kesilmesini kanunsuz olarak kabul eden Niyazi Berkes tarafından oldukça ağır bir üslupla tenkit edilmiştir. Aynı zamanda 1943 yılından itibaren iç politikada gerçekleştirdiği yeni düzenlemeler “1944. Tornistan Yılı” biçiminde nitelendirilmiştir. [1]
Temmuz 1943 de Mussolini düşmüş, mareşal Badoglio kumandasında kurulan yeni yönetim müttefiklerle uzlaşma yollarını aramaya başlamıştı. 8.9.1943 tarihinde İtalya kayıtsız şartsız teslim olmuştu. Almanya 1943’te Stalingrad’a karşı giriştiği saldırıda büyük kayıplar vermesine rağmen başarılı olamamış, Rusya’da başarı ibresi Sovyetlerden yana dönmüştü. İnönü, savaşın başlarında komünistlere karşı tutuklama ve yargılama faaliyetine girişmişti. Berkes ve bazı siyasî tarihçilerin yorumlarına göre Almanların başarıdan uzaklaşmaları üzerine içeride dengeleme yapmak mukadder hâle gelmişti.
1943 yılında Türkçü yayınların sayısında bir artış olmuştu. Savaşın gidişatının değişmesinden sonra bilhassa milli eğitim teşkilatında Sovyet taraftarlarının artması üzerine Atsız çıkardığı Orhun dergisinin 1.3.1944 tarih ve 15. sayısında “Başvekil Saracoğlu Şükrü’ye Açık Mektup”, 1.4.1944 tarih ve 16. sayısında “Başvekil Saracoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup” başlıklı iki açık mektupta bazı örnekler göstermiştir. Atsız’ın mektupları gençlik arasında heyecan yaratmış kendisine, “Orhun’un son sayısında çıkan ve fikirlerimizin gerçekleşmesi uğrunda büyük bir adım teşkil eden ateşli yorum bizi son derece mütehassis etmiştir. Size öteden beri güveniyorduk. Fakat son yazınızla en iymanlılar arasında olduğunuzu bir daha ispat ettiniz. Bu bakımdan sizi candan selamlar ve tebrik ederiz. Orhun’un burada mevcudu kalmamıştır. Bize mümkünse elli tane göndermenizi, değilse bu yazınızı teksir ederek arkadaşlara parasız dağıtmamız için müsaade etmenizi derin saygılarımla rica ederiz.” ifadelerini havi bir telgraf Ankara Hukuk Fakültesinden arkadaşlarını temsilen Cabbar Şenel, S. Bilgiç, [2] Kemal Çetinsoy, [3] Turan Ata, İsfendiyar, [4] Hüseyin imzalarıyla gönderilmiştir. [5] Başbakana yazılan açık mektuplar Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i endişeye sevk etti. Mektuplarda adı zikredilen Devlet Konservatuarı öğretmeni yazar Sabahattin Ali, iktidara yakın duran gazeteci Falih Rıfkı Atay’ın tahriki ile Atsız’ı mahkemeye verdi. Atsız mahkemeye katılmak üzere 24.4.1944 tarihinde trenle İstanbul’dan Ankara’ya hareket etti. 25 Nisan günü garda kalabalık bir öğrenci grubu tarafından karşılandı. Davanın görüşülmeye başladığı 6.4.1944 tarihinde mahkeme salonunun gençler tarafından doldurulması üzerine duruşma öğleden sonraya ertelenmiştir. Savcının iddianamesini okumasından sonra S. Ali ve Atsız dinlenmiş, mahkeme 3 Mayıs tarihine talik edilmiştir. 3.5.1944 Çarşamba günü adliye binasının içi ve dışı kalabalık bir gençlik kitlesi tarafından doldurulmuştur. Atsız ve iki avukatının soruşturmanın derinleştirilmesi talepleri reddolunmuş, savcı Atsız’ın cezalandırılmasını talep ettikten sonra duruşma müdafaa için 9.5.1944 tarihine bırakılmıştır. Duruşmadan sonra gençler millî marşlar söyleyerek yürüyüşe geçmişlerdir. Ulus meydanına doğru giden kalabalık İstiklal Marşı’mızı söylemişler, yakındaki başbakanlığa giderek Başvekil lehine tezahüratta bulunmuşlardır. Emniyet güçleri böyle bir hareketin yapılabileceği hususunda bilgi sahibi olmaları sebebiyle kalabalık arasında üniformalıların sayılarının alışılmıştan fazla olduğu gazetelere geçen fotoğraflarda açıkça görülmektedir.
9.5.1944 tarihinde yapılan duruşmada Atsız 6 ay hapis, 100 lira para cezasına mahkûm edildi. Mazisi nazarı dikkate alınarak bu ceza 4 ay hapse ve 67 lira para cezasına çevrildi. Atsız, mahkemeden sonra serbest bırakılmayarak göz hapsine alınmak üzere Ankara vilayet binasına götürüldü. Atsız’ın önce gözaltına alınıp sonra tutuklanmasıyla yakın dönem siyasî tarihimizde, siyasî hayatımızda 1944 Milliyetçilik Olayı” diye bilenen ve Türkçü fikirleriyle tanınmış asker, aydın ve gençlerin hapsedilerek yargılanmalarıyla sonuçlanan hareketi başlamıştı.
Bu tutuklamalardan sonra düzenlenen savcılık iddianamesine göre Şenel, 2.5.1944 günü Atsız, Cemal Oğuz Öcal ve Said Bilgiç ile birlikte bir nümayiş düzenlenmesinin kararlaştırıldığı toplantıya iştirak etmiştir. Said Bilgiç ile birlikte yüksek okul temsilcileriyle bir toplantı yapmak üzere DTCF öğrencisi arkadaşları Osman Yüksel ile birlikte Samanpazarı’nda toplanmayı kararlaştırmışlar, öğleden sonra on beş kadar genç Samanpazarı’nda set üstündeki parkta toplanarak bir eve gitmişler ve orada yapılacak nümayişin planını tespit etmişlerdir. [6] Bu kararı Atsız’a bildirmek üzere Said Bilgiç ve Nezahat Uran ile birlikte gitmişlerdir. 3.5.1944 günü adliye binası önünde toplanan kitlenin slogan atmasından sonra Şenel’in Sabahattin Ali’ye ait kitapları yaktığı iddianamede ileri sürülmüştür. [7]
1944 hâdiselerinin hükümetçe önceden planlanan bir hareketin uygulama safhalarından bir bölümü olduğu ileri sürülmüştür. 1944 hâdisesinden sonra yargılaması yapılan kişilerin sosyal statülerine, mesleklerine ve cemiyette işgal ettikleri yere bakılarak savcılık iddianamesinden haklarında ileri sürülen hususları gerçekleştirmelerinin mümkün olamayacağı açıkça anlaşılır. Tek parti yönetimine oldukça hınçlı olan ve dönemin Türkçülerine de iyi gözle bakmayan Berkes, tutuklamaların garabetini kalın çizgilerle ortaya koyarak, iki toy subay, bir-iki öğrenci ve hiçbir zaman siyasî ve militer etkinliği olmayan bir profesörden oluşan bir grubun tehlikeli görülmesini yadırgar. [8] Savaşı Almanların kaybedeceğinin anlaşılması ve Sovyetler Birliği’ne düşman grupların susturulmasının zamanının geldiği düşünülerek Türkçü düşünce mensupları arasında geniş çaplı bir tutuklama ve bir isim listesi hazırlığının yapıldığı iddia edilmiştir. Bu listenin Hasan Ali Yücel başkanlığındaki bir kurul tarafından düzenlendiği ileri sürülmüştür. 47 isimden oluşan bu listede Türk fikir hayatının önde gelen isimleri vardır. Bunların ekseriyeti hiç bir organize harekete katılmamış sadece fikirleri sebebiyle bu listeye dâhil edilmiştirler. [9] 1944 tutuklamalarında bu listeye on isim daha ilave edilmiş 23 kişi tutuklanmıştır. Hükümet Turancı hareketin sonunun getirilmesi gerektiği inanmaktaydı. 3 Mayıs gösterileri bu kanaatin güçlenmesine yol açmış, aynı zamanda icraat için fırsat yaratmıştır. [10]
1944 hâdiseleriyle doğrudan alakalı olanların bazıları hatıralarını neşretmişlerdir. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenci olan ve disiplin kurulunca hâdiseler sebebiyle iki arkadaşı ile birlikte hakkında işlem yapılarak bir yıl süre ile okuldan uzaklaştırma cezası alan emekli vali bir bürokrat hatıralarında mülayim bir lisan kullanmayı tercih etmiştir. Hatıralarından, meslek hayatı boyunca geçmişte ceremesine katlandığı fikrî çizgiden farklı bir yol tuttuğu anlaşılıyor. Bu sebeple hâdiseyi gerçek mecrasından farklı bir dille anlatmayı tercih etmiştir. [11] Yine aynı okul öğrencisi ve Zeki Sofuoğlu’nun yakın arkadaşı başka bir bürokratın hatıralarından önemli bilgiler öğrendik. Eski Millî Eğitim Bakanlarından Abidin Özmen’in yeğeni olan bu bürokrat, 1944 yargılamalarında savcının iddianamesinin ana ekseni olan gizli (!) Gürem teşkilatına girişi ve ayrılışının hikâyesini anlatmıştır. Bu bürokratta hayatının sonraki döneminde milliyetçi çizgiden uzakta bir yol izlemiştir. Nüfuzlu yakınları sebebiyle Türkçülerin başına örülecek çorabı önceden öğrendiği için gruptan ayrılmış, kılına dokunan olursa önderlerin sıkıntıya gireceği yolunda tehdit ettiğini belirtmiştir. Sonraki yıllar da TİP’den parlamentoya giren Sadun Aren’in de ekibe dâhil olduğu yakınlarda neşredilen bir hatırattan anlaşılıyor. [12]
1944 tutuklamaları sırasında gözaltındaki tutulanların bazılarına işkence yapıldığı, tabutluk tabir edilen dar hücrelere sokuldukları mağdurların ifadeleri ile basına yansımıştır. İnsanlık dışı bu muameleler sebebiyle dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Demir, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Kamuran Çuhruk, Emniyet I. Şube Müdürü Sait Koçak hakkında suçlamalar dile getirilmiştir. Bu şahıslar tek parti yönetiminde herhalde hizmetlerinin karşılığı olarak süratle yükseltilip valilik görevlerine getirilmişlerdir. 1950 yılında, DP iktidarı döneminde bu şahıslar hakkında şikâyetler yenilenmiştir. 1953 yılında kendisi de mağdurların arasında bulunan DP Isparta milletvekili Said Bilgiç bu konuda bir soru önergesi vermiştir. 7 Mayıs 1953 günkü Meclis oturumunda zamanın Devlet Bakanı Celal Yardımcı önergeyi cevaplandırarak, Ahmet Demir’in Emekli Sandığı İdare Meclisi üyesi, Kamuran Çukruh’un Merkez Valisi, Sait Koçak’ın İçişleri Bakanlığı Tetkik Kurulu üyesi olduğunu belirtmiştir. Çuhruk, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı görevindeki çalışmaları sebebiyle İçişleri Bakanı Hilmi Oran tarafından 15 Haziran 1945 tarihinde teşekkür ile taltif edilmiştir. Teşekkür yazısında, “Irkçılık ve Turancılık Tarikatı ve diğer suçlardan dolayı Sıkıyönetim Komutanlığınca yargılanan sanıkların davasında adamet ve hakikatin tecellisi için sarf ettiğiniz mesaiden dolayı sizi takdir ederim.” ibaresi bulunmaktadır. [13] Bu ifadeler oldukça dikkat çekicidir.
Şenel, 1944 hâdisesi tutuklamalarının başladığı sırada okuldan mezun olmuş, 26.6.1944 tarihinde Adana stajyer hâkim namzetliği görevine başlamıştı. Adı yukarıda bahsettiğimiz 47 kişilik listede bulunmamasına rağmen açılan davanın hazırlık soruşturması safhasında 4.7.1944 tarihinde Seyhan Emniyet Müdürlüğü’ne teslim edilmiştir. Diğer kader arkadaşları ile birlikte İstanbul Tophane Askerî Cezaevi’ne konulmuştur. 7.9.1944 tarihinde duruşmalar başlamıştır. Tutuklu sanıkların büyük çoğunluğu aylardır ilk defa birbirlerini görme imkânı bulmuşlardır. Mahkemenin görüleceği binanın avlusuna değişik vasıtalarla sanıklar getirilmişlerdir. Önde gelen sanıklardan Reha Oğuz Türkan, gelen tutukluların hepsini tanımadığını, kıvır kıvır saçları ve o yaşlarda yaramaz oğlan yüzüyle, hukuk talebesi veya hâkim stajyeri Said Bilgiç ve arkadaşı, zayıf esmer Cabbar’ın bulunduğunu hatırlamaktadır. [14] Cezaevindeki çile dolu günlerinde 2.2.1945’de tutuklu arkadaşları arasında bir müsabaka tertip edilerek mahkemenin karar günü belirlenmeye çalışılmıştır. Dr. Cansever birinci gelene verilmek üzere ortaya bir portakal koymuştur. Şenel karar günü ile ilgili en yakın tahmini yapmıştır. [15] Hapiste geçirdikleri günlerde aralarında dama, tavla ve satranç partileri yapmışlar, damada O. Şaik Gökyay, Yusuf Kadıgil ve C. Şenel rakiplerini yenmede en başarılı üç isim olmuşlardır. [16] 3.5.1944 olaylarının I. Yıldönümü Askeri Cezaevi’nde kutlanmıştır. Türkkan’ın bu vesileyle çizdiği krokide Şenel topluca oturan grubun içinde Sançar ile Tevetoğlu arasında otururken görülmektedir. [17]
Duruşmaların başlamasından sonra sıkıyönetim savcısı sanıklar hakkında iddianameyi okumuştur. [18] Şenel hakkında, arkadaşları Atsız ve Cemal Oğuz Öcal (öğretmen ve şair) ile birlikte Türk Ceza Kanunu’nun 161. maddesi gereğince beş seneden az olmamak kaydıyla ağır hapis talebinde bulunulmuştur. 1 Numaralı Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi’nde 29.3.1945 günü karar açıklandı. Şenel 11 ay hapse mahkûm edilmişti. Mahkûm edilenler mahkeme kararlarının bozulması için Askerî Yargıtay’a başvurdular. Askerî Yargıtay Başkanı Cumhurbaşkanı İnönü’ye yakın olan Orgeneral Ali Fuat Erden’di. Askerî Yargıtay, kararı esastan ve usulden bozmuş, her sanık hakkında ayrı-ayrı bozma sebepleri göstermiş, tutukluluk hâllerinin devamına lüzum görmemiş ve davaya 2 Numaralı Sıkıyönetim İdare Mahkemesi’nde devam edilmesi hususu bozma kararında açıklıkla kaydolunmuştur. Dava 26.8.1946 tarihinde Harbiye’deki 2 Numaralı Mahkemede yeniden başlamıştır. Mahkemenin Başkanı Tuğgeneral Yaşar Yeniceoğlu, Duruşma Hakimi General Şevki Mutlugil, [19] Üye Yarbay Ömer Köprülü’dür. İstanbul valisi Dr. Lütfi Kırdar’ın da şahit olarak dinlendiği duruşmalar 31.3.947 tarihine kadar devam etmiş ve o gün verilen karar ile milliyetçilerin hepsi beraat etmişlerdir. Bu karar Askerî Yargıtay Genel Kurulu’nun 18.11.1947 tarih ve Esas 1800 ve karar 323 sayılı ilamıyla hüküm kesinleşmiştir. Şenel için sıkıntı günler sona ermiştir. Davanın beraatla sonuçlanması üzerine tahkikat döneminde işkence görenler, bu fiili yapanlar ve yaptıranlar hakkında ilgili mercilere şikâyette bulunması gerekti. Fiilin zaman aşımına uğramaması için Hikmet Tanyu şikâyetini yaptı. Görevlendirilen bir soruşturmayı yaptı. Danıştay’ın ilgili dairesi meni muhakeme kararı verdi. Tanyu’nun itiraz dilekçesi Danıştay Genel Kurulu’nun kararı ile kabul edilerek sanıklar mahkemeye sevk edildi. Yargı safhası uzun ve yorucu oldu. Durumlarını tehlikeli gören sanıklardan bazıları 14 Mayıs 1950 yılında iktidara gelen DP’nin çıkarmayı tasarladığı genel af kanunundan faydalanmak istiyorlardı.
Köyceğiz’de görev yaptığı sırada tanıdığı, Köyceğiz 1924 doğumlu Nebahat hanımla 16.4.1951 tarihinde evlenmiştir. Bu evliliğinden Gazipaşa 27.10.1952 doğumlu Aliye Şemsigül Konçuy, Beyşehir 19.11.1953 doğumlu Hilali İdikut, Beyşehir 28.2.1956 doğumlu Nejat Ülgen isimli üç çocuk sahibi olmuştur. Oğullarından inşaat mühendisi olan Hilali İdikut Ankara’da taahhüt işleri, makine mühendisi olan Nejat Ülgen emekli olarak Köyceğiz’de ziraatla meşgul olmaktadır. Memuriyet çalışmaları sırasında tarafsızlık ilkesine riayet etmiş, cemiyette adını öne çıkartacak hiçbir faaliyetin içinde yer almamıştır. Şenel’in adına 1944 hâdiselerine ele alan eserlerde rastlanmaktadır. Bu araştırmaların kaynağı dava iddianamesinin gazete ve Ayın Tarihi’nde çıkan bölümleridir. Bu konuda sonraki yıllarda bazı gazete ve dergilerde seri araştırmalar çıkmıştır. [20] Buralarda da kendisiyle yapılan bir mülakata rastlamamak mümkün olmamıştır. Ama gönlünde diri tuttuğu Türkçülük idealinin tezahürü çocuklarına verdiği isimlerde açıkça görülmektedir. Emekli olduktan sonra İzmir Karşıyaka Bostanlı’da oturmaya başlamış, sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürmekte iken bir aracın çarpması sonucu 7.2.1995 tarihinde vefat etmiş ve eşinin memleketi Köyceğiz’de defnedilmiştir. Kendisinden sonra bir süre daha yaşayan eşi de 3.12.2002 tarihinde vefat etmiştir.

Memuriyet Hayatı

Şenel, okulunu bitirdikten hemen sonra 26.6.1944 tarihinde 130 mire asli maaşın emsali hâsılı ücretle Adana stajyer hâkim adaylığı ile memuriyete başlamıştır. O dönemdeki memurun kanununa göre stajyer olanlar maaş yerine ücret almakta idiler. 4.7.1944 tarihinde tutuklanmış ve 30.6.1945’te serbest bırakılmıştır. 30.6.1945 günü eski görevine başlamıştır. 1.11.1945 tarihinde yedek subay okuluna gitmiş, terhis edildiği 27.3.1947 tarihine kadar Askerî İdarî Hâkim olarak hizmet etmiştir. Adana hâkimliğinden 27.10.19452’de askere gitmek üzere ayrılmıştır. Askerlik dönüşü 222 lira maaş ile 31.3.1947 tarihinde Ankara stajyer hâkim adayı olarak göreve başlamıştır. Bu görevde 21.7.1947 tarihine kadar kalmıştır. 31.7.1947 ile 26.2.1949 tarihleri arasında Hakkâri Cumhuriyet Savcı yardımcılığında bulunmuştur. 28.2.1949 ile 5.11.1951 tarihleri arasında Köyceğiz hâkimliği görevinde çalışmıştır. Buradan Tunceli Nazimiye hâkimliğine çıkan kararnamesi iptal edilmiş, 24.1.1952 ile 16.6.1953 tarihleri arasında Antalya Gazipaşa’da Asliye ve Sulh Hâkimi olarak görev yapmıştır. 19.6.1953 ile 8.2.1956 tarihleri arasında Beyşehir’de Ceza Hâkimi olarak çalışmıştır.17.2.1956 tarihinde başladığı Ankara hâkimliği görevinde 23.9.1967 tarihine kadar kalmıştır. Bu görevi esnasında 27 Mayıs 1960 hareketi üzerine iktidardaki Demokrat Parti mensuplarının yargılanması çalışmalarının ön hazırlığını yapan Yüksek Soruşturma Kurulu’nda görevlendirilmiştir. Bu kurul İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmıştır. 1944 yargılamaları dosyasına dayanarak bir kitap yazan Mumcu, DP milletvekili olan Said Bilgiç’in sorgusunu koğuş arkadaşı Şenel’in yaptığını belirtmiştir. [21] Türkan, iki arkadaşın yalnız aynı koğuşu paylaşmadıklarını yan yana yatakta yattıklarını belirtmektedir. [22] Mumcu, iddialı fakat üzerinde fazla çalışamadığı anlaşılan eserinde Şenel hakkında bazı yanlış kayıtlar düşmüştür. Şenel’in yargılandığında subay olduğunu, [23] 1960 ihtilalinde ise Askerî Yargıtay’da Başsavcı Yardımcısı bulunduğunu [24] belirtmektedir ki, yanlıştır. Şenel, 44 sayılı kanun gereği Yüksek Soruşturma Kurulu’ndaki görevi sona erince 25.5.1962 tarihindeki asli görevine dönmüştür. 23.9.1967 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçilmiştir. Bu göreve sürdürürken 18.12.1985 Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Başkanlığı’na seçilmiş, 1.7.1987 tarihinde yaş haddinden emekli olmuştur.

Eserleri

Şenel’in gazete ve dergilerde çıkan bir yazısına rastlayamadık. Genel kültür alanı yerine meslekî birikimini hukuk alanında bazı müstakil eserler kaleme alarak değerlendirmiştir. Bu tercihinde mesleği sebebiyle günlük siyasetin dışında kalmak isteğinin bulunduğu akla gelebilir.
1. Nazari ve Tatbiki Adam Öldürmek ve Müessir Fiil Cürümleri,1959.
2. Devlet İdaresi Aleyhinde Cürümler ve Devlet Düzeni Aleyhinde Cürümler ve Memurin Muhakemat Kanunu ve Alakalı Bankalar ve İktisadi Devlet Teşekkülleri Mevzuatı, 1960.
3. Orman Kanunu ve Alakalı Mevzuat, 1960.

[1] Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, İstanbul, 1997, s. 277.

[2] Bk. Ömer Özcan, Türkçülük Tarihinden İsimler: Mehmet Said Bilgiç, Türk Yurdu, sayı 158 (Ekim 2000), S. 47-56.

[3]Mustafa Kemal Çetinsoy, Ceyhan 1923 doğumludur. Ankara Hukuk Fakültesi mezunu olup, adliye teşkilatında çalışmış, avukatlık ve Adana Belediye Başkanlığı yapmıştır. 1965 seçimlerinden sonra ki ara seçimlerde Adana milletvekili olarak parlamentoya girmiştir.

[4] Bk. Ömer Özcan, Türkçülük Tarihinden İsimler: İsfendiyar Baruönü, Türk Yurdu, sayı 147, Kasım 1999, s. 19

[5] Orkun, sayı 21, 23. 2. 1951, s. 11, 12.

[6] Muhsin Öztürk, Ergenekon’dan Tabutluğa, Aksiyon, 29.4.2000-5.5.2000, s. 34. Araştırmacı o tarihte bu hadiseden dolayı yargılananlardan iki kişinin hayatta kaldığını ileri sürmüş, hayatta olan Zeki Sofuoğlu’nu unutmuştur.

[7] Mustafa Müftüoğlu, Çankaya’da Kâbus, İstanbul 1977, s. 133-136.

[8] Berkes, age. s. 284

[9] Mahmut Goloğlu, Millî Şef Dönemi, 1939-1945, Ankara 1974, s. 249.

[10] Nizam Önen, İki Turan-Macaristan ve Türkiye’de Turancılık, İstanbul, 2005, s. 321, 322.

[11] Ziya Çoker, Seçilmişler Atanmışlar İnsanlar-Bir Bürokratın Anıları, Ankara, 2004, s. 51-53.

[12]Selahattin Özmen , 80 Yıla Tanıklık, İstanbul, 2005, s. 103-108. Aren , 1951 yılında gerçekleştirilen TKP tutuklamaları başladığında yurtdışında Londra’da idi. TKP sanıklarından bazıları onun partili olduğu hususunda ikrarları bulunmakta idi. 1956 yılında memlekete döndüğünde İstanbul’da polis şefi ve yüksek okul arkadaşı olan Necdet Uğur karşılamış, Ankara valisi Kemal Aygün, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın tavassutlarıyla on beş gün tutuklu kaldıktan sonra davası tutuksuz devam etmiş ve beraat etmiştir. Aren’in 1944 ve 1951 hadiselerinden fazla yıpranmadan kurtulması dikkat çekicidir: Yalçın Küçük, İtirafçıların İtirafları TKP Pişmanları, İstanbul 1988, s. 84-91. Aren, 1965-1969 yılları arasında TİP milletvekili olarak parlamentoda bulundu. TİP içinde bilhassa 1968 yılında biraz daha hürriyet isteyen Çekoslovakya’nın Sovyet önderliğindeki Varşova Birliği kuvvetleri tarafından işgal edilmesinden sonra bu tutumu tenkit eden Mehmet Ali Aybar’a şiddetli muhalefette Behice Boran ile birlikte hareket etti. TİP’i parti dışından eleştiren gençlik kesimi Amerikan aleyhtarı görünen Aren’in evini barış gönüllülerine kiraya vermesini devamlı olarak dile getirdiler. Bk. ‘TİP nereye geldi, Aydınlık Sosyalist Dergi, sayı 25, Kasım 1970, s. 2. Aren’in 80 yaşına girmesi sebebiyle basında çıkan görebildiğimiz yazılarda da bu konulara dokunulmadı: Mustafa Özyürek, Prof. Sadun Aren 80 yaşında, Milliyet, 18.3.2002, Oktay Akbal, Sadun Aren’i düşünmek, Cumhuriyet, 21.3.2002, Müşerref Hekimoğlu, Sadun Aren’e selam, Cumhuriyet, 22.3.2002. Sadun Aren, ileri yaşlarında kaleme aldığı hatıralarında üniversite öğrenciliği sırasında birlikte bulunduğu Türkçü grupla ilişkilerinden hiç söz etmemiştir. Bu grupta birlikte bulunduğu okul arkadaşlarını da unutmuş görünüyor. Sadece Selahattin Özmen’in İngiltere’den dönüşü sırasında vapur indiğinde karşılayanlar arasında bulunduğunu unutmamış: Sadun Aren, Puslu Camın Arkasından, Ankara 2006, s. 64. Aren, TKP ile ilişkisini kabul ediyor. Nüfuzlu dostlarının yardımıyla İngiltere dönüşünde fazla zarara uğramadan davayı atlatmasını kaleme alırken sıkıntı çektiği satırlarına yansımış. Günümüzde Marksistlerininde serbest piyasa şartlarına riayet ettikleri, pazarlama olgusunu göz önünde bulundurdukları bu kitabın neşri vesilesiyle bir kez daha ortaya çıktı. Gazeteci Can Dündar, kitaplarının ve Aren’in hatıralarının naşiri İmge Yayınevine destek amacıyla gazetenin kendisine tahsis ettiği tam sayfayı hatıra parçaları ve resimlerle donatarak reklam kampanyası ihtiyaç bırakmadı : Can Dündar, Sadun Aren 84 yılın anılarını yazdı, Milliyet Pazar, 11.6.2006. Aren’in hatıraları üzerine bir değerlendirmede küreselleştirmeden ve özelleştirmeden yana olduğunu açıkça ilan edilmesi, Aybar’a karşı yürüttüğü muhalefetle mukayese edildi:Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, Sadun Aren Dönek Değildir, Cumhuriyet, 8.7.2006. Başka bir öğrencisi de Aren’in küreselleşme ile ilgili fikirlerini desteklemektedir:Hasan Cemal, Puslu camın arkası !, Milliyet, 30.7.2006. Anılara farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Ertuğrul Mavioğlu, Aren’ni hadiseleri, camın puslu olması sebebiyle bulanık gördüğü biçiminde bir eleştiri getirdi; “Cam puslu olursa geçmiş bulanık görünür” Radikal Kitap, sayı: 279, 21.07.2006, s. 15.

[13] Eyüp Şahin, Türk Polis Teşkilatının Şanlı Geçmişinde ve Cumhuriyete Giden Yolda İz Bırakan Polisler, Ankara, 2004, s. 12, Emniyet Genel Müdürlüğü Yayını.

[14] Reha Oğuz Türkkan, Tabutluktan Gurbete, İstanbul, 1975, s. 167.

[15] Orkun, sayı 8, 24.11.1950, s. 9.

[16] Orkun, sayı 45, 10.8.1951, s. 9.

[17] Türkan, age. s. 202.

[18] İddianame Cumhuriyet gazetesinin 3.2.1945 tarihli nüshasının 4. sayfasında neşredilmiştir.

[19] Atsız’ın kendisini dahi olarak nitelendiren oğlu, hatıra parçalarını ihtiva eden kitabında, babasının 1950’lerin başında General Şevki Mutlugil ile tanıştığını kaydetmiştir. (Yağmur Atsız, Ömrümün ilk 65 yılı, İstanbul 2005. s. 33). Atsız ile dostluğu bu mahkeme vesilesiyle gelişen Mutlugil, MİT İstanbul Bölge Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

[20] Bunlardan bazılarına işaret etmek gerekir. Hayrettin Asarcıklı’nın, 3 Mayıs 1944 “Baharla Başlayan Hücum, Kin Din Gibiydi”, başlıklı araştırması Bizim Anadolu gazetesinde 8.5.1972 tarihinde başlamış ve uzun süre tefrika edilmiştir. Erhan Demirutku, 1944 hâdisesinin yaşayan kahramanlarıyla yaptığı görüşmeleri haftalık Türk Yolu dergisinde tefrika hâlinde dizi olarak neşretmiştir. Bu dizi de Şenel ile yapılan bir görüşme bulunmamaktadır. Erhan Demirutku, 1944 Türkçülük Olayı, 17.2.1969. Atsız’ın kurduğu ve Genel Başkanı bulunduğu Türkçüler Derneği’nin isim değiştirip merkezini Ankara’ya naklettiği ‘Türk Milliyetçiler Birliği’ nin neşriyatı olan, 1944 hâdiselerinin kısa bir tarihini veren, yargılananların ifade özetlerinin bulunduğu bir kitapta da Şenel’den söz edilmemektedir:3 Mayıs Türkçüler Günü Antolojisi, Ankara 1967.

[21] Uğur Mumcu, 40’ların Cadı Kazanı, İstanbul, 1990, s. 88.

[22] Türkkan, age., s. 207.

[23] Mumcu, age., s. 75.

[24] Mumcu, age., s. 186, dp. 11.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü