Türk Dünyası Yardım Kampanyası

PROF. DR. NURULLAH ÇETİN İLE TÜRK GENÇLİĞİNİN SORUNLARINA DAİR

26 Kasım 2014
YENİDEN SERDEN GEÇTİ DERGİSİ KASIM-ARALIK 2007 sayısı

Fikret YİĞİT: Hocam, öncelikle günümüz Türk gençliğinin temel sorunlarına bir göz gezdirsek…

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN: Gençlik, evrensel bir hakikattır ki bir milletin en dinamik unsurudur. Millet olmayı, millet kalmayı önemseyen toplumlar, gençliğini ihmal edemez, yok sayamaz, kendi hâline bırakamaz. Bütün devletlerin millî politikaları, öncelikle gençliğin iyi eğitimine, bilgilenmesine ve bilinçlenmesine dayalıdır. Her devlet, milletinin çocuklarına sağlam ve doğru bilgiler ve bu bilgilere dayalı millî bilinç verir. Devlet ve millet, kendi varlığının devamını istiyorsa gençliği üzerinde titrer. Maalesef bugün Türk gençliği, kendilerini hayata hazırlayacak olan temel bilgileri yeteri kadar alamamaktadır. İkincisi ve en önemlisi, millî bilinç de verilmemektedir. Bir millet, kendi varlığının farkında olan genç nesillerinin elinde ayakta kalabilir. Tarihini, dilini, kültürünü, dinini, siyasetini bilmeyen gençlik, millî bilinçten yoksundur ve bu hâliyle iç ve dış düşmanların her türlü iğrenç propagandalarına kanmaya, siyasî, ekonomik, kültürel oyunlarına gelmeye hazır hâldedir.

Müslümanlık ve Türklük bilincine ulaşamamış Türk gençleri, emperyalizmin küresel projelerinin figüranı hâline gelirler. Bugün maalesef pek çok gencimizde millî bilinç oluşmadığı için kendilerine yüce hedefler de belirleyememişler, hayatlarını programlayıp disipline edememişler, altın değerindeki vakitlerini ıvır zıvırla, oyunla oynaşla, sigarayla, içkiyle, eğlenceyle, tüketimle harcamakta, şeytan üçgeni olan televizyon, bilgisayar ve telefon ekranları arasında kaybolup gitmektedirler.

Ahmet TOKGÖZ: Bugün Türk gençliğinin millî bilinç kazanmasının önündeki engeller nelerdir?

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN: Her şeyden önce Avrupa Birliğine gireceğiz, Avrupalıları memnun edeceğiz diye, onları küstürmemek adına millî Türk tarihi, kültürü, edebiyatı, sanatı, siyaseti, felsefesi, dini diyaneti devletin ve milletin ilgili kurumlarında, basın yayın organlarında, diğer alanlarda yeterince yer almıyor. Milletimize hâkim olan kurumsal yapılarda içi boş, soyut, kuru, anlamsız bir evrensellik, kozmopolitlik, Avrupalılık, genellik, dünya vatandaşlığı havası esmekte. Bu durumda gençler, izledikleri televizyon programlarında, aldıkları eğitimde, gazete ve dergilerde kendilerine ait değerleri göremiyor. Adeta kendisi yok; sadece Batı var, yabancılar ya da yabancılaşmış olanlar var. Batılılara ait değerler, bilgiler, kültürler, sanatlar, sanatçılar var. Türk’e ait hiçbir şey yok. Bu bilinçli olarak uygulanan bir politikadır.

Bugün ülkemize baktığımız zaman iş alanında büyük firmalar yabancı, milletimizin kurup büyüttüğü pek çok büyük müessese yabancıya satılmış, televizyonlar yavaş yavaş yabancılara satılmakta, satılmayanlar da zaten batının yerli acentası olarak çalışmakta. Büyük futbol takımlarının oyuncularının neredeyse tamamı yabancı. Bu gidişle Türkiye, bütün önemli kurumlarıyla, hatta topraklarıyla yavaş yavaş yabancılara teslim ediliyor, köşe başları yabancılara veriliyor. Bu gidişle kendi ülkemizde biz Cuma (köle), yabancılar, Batılılar efendi olacak. Bu, kabul edilebilecek bir durum değil. Bu yakınlarda Amerikalı bir sinema oyuncusu Türkiye’ye gelmiş, bütün gazete ve televizyonlar peşinde, her şeyini haber yapıyorlar. Bununla da kalmıyorlar Atatürk filminde Atatürk rolünü ona vereceklermiş. Rezalete bakın ki koskoca Türkiye’de Türk istiklalini sağlamış, emperyalist batıya karşı millî mücadeleyi vermiş, batıya köle olmamak için destanî bir direniş yürütmüş ve bunun sonucunda millî bir Türk devleti kurmuş olan Atatürk, kendi evlatlarından biri tarafından değil de bir Amerikalı tarafından temsil edilmek isteniyor.

Bunlar rastgele olan şeyler değil. Atatürk rolünü sadece o Amerikalı yapabilir, başka kimse yapamaz değil. Bunun için değil bunlar. Bunlar hep bilinçli bir planın, projenin parçasıdır. Böyle yapmakla demek istiyorlar ki, Türk milleti hiçbir şey yapamaz, rol sanatçısı olamaz, şirket yönetemez, devlet yönetemez vs. Futbol oynayamaz, en iyi futbolu yabancı oynar, haydi hurra doldur bütün takımları yabancılarla. Sanki saf Türklerden oluşan Türk millî takımı, dünya üçüncüsü olmamış gibi. Ondan sonra senin çocuklarının gözünde yabancı futbolcular, yabancı sanatçılar, oyuncular bilmem neler  idol hâline gelir. Türk çocukları onları kahramanlaştırır, onların davranışlarını, hayat tarzlarını, düşünce biçimlerini taklit etmeye, onları sevmeye, sempati duymaya başlar. Bu sempati, emperyalist sömürücü Batıyı sevimli göstermeye kadar gider.

Atatürk rolü neden bir Amerikalıya verilir? Sebebi basit: Amerika, Atatürk rolünün arkasına konularak kahraman, sevimli gösterilmek isteniyor. Tam bağımsızlıkçı, milliyetçi Türk Atatürk’ü Amerikalı oyuncu figürü kanalıyla Türk çocuklarının imgelemine Amerikalıyla Amerika’yla özdeşleşmiş bir kahraman olarak yerleştirir. Bir defa Amerika, Lozan anlaşmasını hâlâ tanımayarak bizim bağımsız bir devlet oluşumuzu bile tanımış değil. Kalkıp sen ona Atatürk’ün rolünü veriyorsun.

Öbür yandan bankalardan, sigorta şirketlerinden, borsadan tutun büyük işletmelerin pek çoğunu yabancıya teslim etmişsin. Türk milleti ne oluyor bu durumda? Kendi ülkesinde yabancı patronların işçisi. Başka?. yabancıların tatlı kârlarının bekçisi. Böyle bir ülke olmaz. Batı, bize dönüp tavırlarıyla, sözleriyle, politikalarıyla, her şeyleriyle “sen siyasetten anlamazsın, devlet yönetmeyi, şirket yönetmeyi, futbol oynamayı, film yapmayı, bilmem ne yapmayı bilmezsin, sizi biz yöneteceğiz”, diyorlar. Amerika’sı bir taraftan Avrupa Birliği bir taraftan emreder, talimatlar yağdırır, kanun çıkarttırır, anayasa hazırlatır, bilmem ne yapar. Dünyanın en eski devletlerinden birine sahip, onlarca devlet kurmuş, devlet yönetmenin ne demek olduğunu herkesten çok iyi bilen bu asil Türk milletine Amerika’sı Avrupa Birliği ve bunların yerli işbirlikçileri bu zulmü reva görüyor. Bu zillet çekilmez. Bir an önce yeniden tam bağımsız ve bağlantısız, hür ve millî bir Türkiye’yi ihya ve inşa etmeliyiz. Bu konuda Türk gençlerine çok iş düşüyor.

Fikret YİĞİT: Hocam, gazetelerde, televizyonlarda, orada burada Türk milletine akıl veren bir takım kişiler var. Bunları dinleyince bakıyorsunuz bizden biri olarak görmüyorsunuz. Sanki yabancıların sözcüsü gibi konuşuyorlar. Kim bunlar?

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN: Bu bahsettiğiniz kişiler, millî ve dinî değerleri olmayan, kozmopolit, menfaatçi, karanlık, yalaşık bulaşık aydın geçinen kişilerdir. Bunlar, emperyalist batılılara uşaklık ederek paye ve para kazanma derdindedirler. Bazen yerli oryantalist bilim adamı, bazen batının sömürge valisi siyasetçi, bazen batının şeytanî fikirlerinin tercümanı gazeteci olarak iş gören propaganda esnafıdır. Türk milletini yok etmeyi amaç edinmiş yabancı kurumların ihanet fonlarıyla beslenirler.

Bunlar, Türk olsalar bile ya Türklükten çıkmış, ya da kendini Türk kabul etmeyip başka mensubiyetlerle tanımlayan kimselerdir. Ortak özellikleri yabancıya köpeklik, Türk’e düşmanlıktır. Bunlar, Türk yurdunda, Türk kurumlarında Türk’e Türk düşmanlığı propagandası yapmayı, bu propaganda söz ve eylemlerini de gazete, televizyon vs. yoluyla Türk milletine parayla satmayı çok iyi beceren maharetli insanlardır. Türk millî varlığını, kültürünü, tarihini, dinini, devletini hazmedemeyen bu ibişler, o kadar beceriklidirler ki, her Allahın günü Amerika’nın, Avrupa Birliği’nin ya da onların uşağı olan kabile reislerinin bizim aleyhimize ürettikleri siyaset projelerini saf Türklere pazarlarlar. Saf Türkler de bunları ağzı açık dinleyip büyük aydın, büyük gazeteci, büyük siyasetçi filan zannedip tepesine oturtur, sırtında gezdirirler. Yine öyle becerikli adamlardır ki bunlar, her Allahın günü Türklerin zararına olarak Batılıların menfaatlerini savunurlar, koruyup kollarlar. Bunu da yine saf Türklere globalleşmek, küreselleşmek, dünyayla birlikte hareket etmek, uygar dünyanın yanında yer almak, dışa açılmak, içe kapanmamak şeklinde yutturup dünya küçük bir köy oldu, edebiyatıyla uyuturlar. Böylece bir de bakmışız ki uluslararası derin dünya devletinin sömürü alanı hâline gelivermişiz.

Yine bu dediğin adamlar öyle becerikli adamlardır ki, saf Türk’ün gözünün içine baka baka, tamamen kendini savunmak, koruyup geliştirmek, kendi değerlerine sahip çıkmak, ülkede millî birliği sağlamak, Atatürk’ün millî devletine sahip çıkmak anlamındaki Türk milliyetçiğini ırkçılık, faşistlik olarak, öbür taraftan Türk düşmanlığına dayalı ilkel kavmiyetçilik anlamındaki etnik ırkçılıkları insan hakları, demokrasi, kültürel haklar bilmem ne diye lanse eder. Saf Türk de bunların ağzına bakıp en masumane bir şey olan “Ben Türk”üm” demeyi kötü bir şey, ırkçılık, günah filan zannetmeye başlar. Yine bunların ağzına bakarak kendi milletine düşmanlık yapan, kendi millî varlığını ortadan kaldırmayı amaç edinmiş etnik ırkçıları savunmaya, onları masum görmeye, onların propagandasını yapmaya, onlara para ve oy vermeye başlar. Böylece gaflet, dalalete, dalalet hıyanete kadar gider.

Ahmet TOKGÖZ: Peki hocam, Türk gençliğinin genel olarak ne yapması lazım?

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN: Türk gençliğinin her şeyden önce yeniden özgüvenini kazanması gerekiyor. Bugün en önemli sorun odur. Türk milletinin özgüveninin aşındırılması projelere bağlı olarak planlı bir şekilde devam ediyor. İç ve dış düşmanlar, yaptıkları yayınlarla, faaliyetlerle, propagandalarla milletimizin çocuklarında kendilerine olan güvenlerini aşındırıyorlar. Her işin başını tutarak, işgal ederek, satın alarak bilmem ne yaparak yabancılar, elinde hiçbir şey kalmayan bizde kendilerine mahkumuz duygusu uyandırıyorlar. Bu tamamen sömürgeleştirmeye dönük psikolojik bir harekattır. Bunun karşısında bizim kendi kimliğimizi, kişiliğimizi, değerlerimizi, dinimizi, tarihimizi çok iyi öğrenmemiz; oradan aldığımız bilgi, bilinç ve şevkle derlenip toparlanmamız, büyük millet oluşumuzun şuurunu idrak etmemiz, her işin üstesinden gelebiliriz inancını yeniden kazanmamız gerekiyor. Özgürlük ve bağımsızlık ruhumuzu kazanmamız, kendimize olan güvenimizi tazelemekle başlar. Baştan başa bütün bir Türk vatanına sahip olma, hâkim olma şuuru lazım bize. Kendi işimizi kendimiz görme, başkalarını işimize karıştırmama duyarlılığı lazım bize.

Özellikle öğrenci arkadaşların hem şahsî hem de millî anlamda geleceğe dönük olarak çok iyi hazırlanmaları, planlı programlı çalışmaları gerekmektedir. Üniversiteyi bitireyim, nasıl olsa ona bağlı bir iş bulurum beklentisi içerisinde rehavete kapılmamak gerekiyor. Hem kendi alanlarında hem de genel anlamda iyi bir donanım gerekiyor. Teknolojik aletleri kullanmaktan yabancı dil öğrenmeye, Türk ve dünya siyasetinden tarihe, felsefeye kadar her şeyin farkında olmak gerekiyor.

Sorumluluk duygusu çok önemli. Nasıl olsa vatana sahip çıkanlar var rehaveti son derece tehlikelidir. Vatana sahip olmak sadece güvenlik güçleriyle olmaz, belki en çok ilimle, irfanla, kültürle, sanatla, meslekle, siyasetle, basın yayınla olur. Bu bağlamda genç arkadaşların kabiliyetlerini keşfetmeleri gerekiyor. Mesela müzik kabiliyeti olan çok iyi bir Türk müzisyeni olma ideali benimsemeli. Sanatın her dalı çok önemlidir. Vatana millete sahip olmak sanatla, düşünceyle olur. O bakımdan üstü örtülü, küllenmiş, gizlenmiş kabiliyetlerin keşfedilip gelişmelerine imkan hazırlanmalıdır.

Bir diğer önemli husus, Türk gençlerinin kendi aralarında bilgi, kültür, sanat, millî bilinç üretme, paylaşma ve yayma amaçlı organizasyonlar oluşturmalarıdır. Yalnız, kendi başına, bağımsız kalmak yerine grup dayanışması içinde olmak, birlik oluşturmak, ortak çalışmalar yapmak gerekir. Milliyet şuuru ancak ortak çalışmalar içinde gelişir.

FİKRET YİĞİT: Hocam ağzınıza, dilinize, yüreğinize sağlık. İnşallah dergimiz vasıtasıyla bu telkinleriniz gereken yerlere ulaşacaktır. Yeniden SERDENGEÇTİ Dergisi olarak bize böyle bir söyleşi fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Prof. Dr. Nurullah ÇETİN: Ben de çok teşekkür ederim.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü