H. Nadir BIYIKOĞLU İLE “TÜRK SAVUNMA SANAYİ TARİHİ “ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

26 Kasım 2014
M. Çağatay ÖZDEMİR - Türk Yurdu Mayıs 2008 | Sayı : 249

--“Türk Savunma Sanayi Tarihi” kitabı, çok az baskı yaptığı için birçok kimsenin dikkatini çekmedi. Aynı zamanda bir belgesel niteliği taşıyan kitabınız hakkında bilgi verir misiniz?

—Türk Savunma Sanayi Tarihi” kitabı; Osmanlı döneminden başlayıp, Kurtuluş Savaşı dönemi ve Cumhuriyetin özellikle ilk 50 yıllık dönemindeki savunma sanayi teşebbüsleri, faaliyetleri ve Kuruluşlarını tarihî belge ve fotoğraflarla, Türkçe ve İngilizce olarak 3 ayrı bölümde anlatan bir kitap… Ben, kitabın havacılık ve uçak sanayimizle ilgili bölümlerini kaleme aldım. Diğer bölümlerin hazırlanmasına ise kaynak ve arşiv araştırması yönünden yardımcı olmaya çalıştım. 
Kitapta, Fatih Sultan Mehmet ‘in toplarından, 19. yüzyılda bir Türk icadı olan “seri atışlı sahra topu”na; Tophane Müşirliği ve Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğünden MKE Kurumuna uzanan bir perspektifte silah ve askeri teçhizat imalatımızın gelişim yolculuğu anlatılırken, Kurtuluş savaşımızda atalarımızın yokluklar içinde meydana getirdiği mucizeler yanı sıra, Şakir Zümre bomba fabrikası, Nuri Killigil silah fabrikası gibi özel sektör teşebbüsleri de göz önüne seriliyor.
Kitabın Türk denizciliği ve deniz savunma sanayimizin tarihi ile ilgili bölümlerinde, ilkini Osmanlı öncesinde Çaka Bey’in kurduğu tersanelerimiz, ilk denizaltılarımız, 1893 Chicago Expo fuarında Osmanlı Bahriye Nezareti’ne torpido imalatı konusunda verilen ödül, tersanelerimizde yapılan gemiler ve denizaltılar gibi gurur verici bilgiler de belge ve resimlerle veriliyor.
Havacılık sanayimizle ilgili bölümlerde; İmam Cevheri, Hezarfen Ahmet Çelebi, Lagari Hasan Çelebi gibi dünyada ilk kanatlı uçuşa ve ilk roketli uçuşa imza atan Türklerle başlayan, Osmanlı döneminde alınan balonlar ve basit uçaklarla Balkan ve Trablusgarp savaşlarında hava savunmasında önem kazanan Türk havacılığının gelişimi özetleniyor. Kurtuluş savaşında, yokluk ve imkânsızlıklar içinde hurdalar ve düşmandan ele geçirilen uçak enkazlarından imal ettikleri uçaklarla kahramanlık destanları yaratan Türk havacılarının tohumlarını attığı havacılık sanayimizin, Cumhuriyetin kurulmasıyla Atatürk’ün ileri görüşlülüğü sayesinde planlı bir döneme geçişi anlatılıyor. Atatürk’ün emriyle kurulan TOMTAŞ (Tayyare, Otomobil ve Motor T.A.Ş.), Eskişehir ve Kayseri (M.M. V.Hava Müsteşarlığı) Tayyare Fabrikaları, özel teşebbüsün 1930’lu yıllardaki uçak imalatı teşebbüsleri (Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ), 1940’lı yıllarda T.H.K uçak ve motor fabrikalarının kuruluşu, ayrı bölümler halinde ele alınıyor.

—Kitabınızın hazırlanışı nasıl bir seyir izledi?
---“Türk Savunma Sanayi Tarihi” kitabı, askerî elektronik ve yazılım konusunda faaliyet gösteren bir savunma sanayi kuruluşumuz tarafından, yine savunma sanayi konusunda İngilizce olarak yayınlanan “Defence Turkey” dergisinin organizasyonunda hazırlatıldı. 24 x 34 cm ebadında, özel cilt bezli ve varak baskılı kapak ile kuşe kağıda basılan kitabın, 2007 sonuna yetişen ve sponsor kuruluş tarafından Savunma Sanayi sektöründeki üst düzey yöneticilerle Silahlı Kuvvetlerdeki ilgili Komuta kademesine dağıtılan sınırlı sayıdaki ilk baskısı yetersiz kalınca, ikinci bir baskı yapıldı. Burada, Defence Turkey dergisinin başarılı editörü ve genç, dinamik yayın kadrosunun gayretlerini takdirle vurgulamak isterim.
Osmanlı ve Kurtuluş savaşı dönemlerinden kalma çok değerli arşiv doküman ve resimleri ile zenginleştirilen bu kitabın, Savunma Sanayimizin Tarihi konusundaki kaynak eserlerden birisi olacağı kanaatindeyim. Ancak, bu konuda daha çok çalışma yapılıp topluma kazandırılması gerekiyor. Esasen, özel basım teknikleri ve kaliteli malzeme ile hazırlanan bu tip yüksek maliyetli eserlerin; herkesin temin edebileceği maliyetlerdeki farklı basımlarla, özellikle ülkemizin geleceği olan gençlerimize, ortaöğrenim ve üniversite öğrencilerimize ulaştırılması büyük önem arz ediyor.

H. Nadir BIYIKOĞLU ve M. Çağatay ÖZDEMİR —Sayın BIYIKOĞLU, kitabı hazırlarken sözlü tarih çalışması da yapmışsınız. Bu önemli bilgileri edinmede ve tarihe bırakmada kimlerden yararlandınız? Kaynak kişileriniz kimlerdi?
—Kitabın tarafımdan yazılan Havacılık ve Uçak sanayimizle ilgili bölümlerinde en önemli kaynak, her ikisi de birer canlı tarih olan, Teknik Üniversite Tayyare İnşaatı Bölümünün en eski mezunlarından Mehmet Kum ve Şükrü Er… İTÜ Uçak Bölümü 1945 mezunu Mehmet Kum, merhum Nuri Demirağ’ın damadı ve aynı zamanda Nuri Demirağ Uçak Fabrikasının 40’lı yıllardaki pilotlarından. Şükrü Er (İTÜ 1948) ise, aynı yıllarda Türk Hava Kurumu uçak ve motor fabrikalarında stajyer, usta, mühendis ve yönetici olarak her kademede görev yapmış bir sanayicimiz. Bütün bilgilerini ve arşivlerini benimle paylaşan bu iki değerli insana teşekkür borçluyum. Kendilerine Allahtan sağlıklı, uzun ömürler diliyorum. Ayrıca, THK vb. Kurum arşivleri ile kitabın Kaynakça bölümünde verilen çok sayıda yazılı kaynaktan da istifade edildi.

—Sadece bizim kuşak değil, bizden önceki ve sonraki kuşaklarda “Biz Türkler teknoloji fakiri bir milletiz. Teknolojiden anlamayız “ görüşü yaygındır.Bu kitap bu görüşün hiç de doğru olmadığını ortaya koyuyor. Sanırım bunu bilerek ön plana çıkardınız.
—Gençlerimize moral, gurur ve ivme verecek bu tür bilgileri ulaştırmak suretiyle onları bugün toplumumuzu saran kısır çekişmelerden uzaklaştırıp, bilime, teknolojiye, üretime ve atalarının yaptıklarından daha iyisini yapmaya yönlendirmeliyiz. Onlara, harp meydanlarında vatan için kahramanca savaşıp şehit veya gazi olan atalarının, hamaset dışında zekâsıyla, aklıyla, ilmiyle o günün imkân ve şartlarında verdikleri teknoloji savaşını da anlatmalıyız.
Türk gençliğine mektep tedrisatı yanında hem kültür, sanat ve tarihimizi hem de ilim, sanayi ve teknoloji tarihimizi öğretmemiz, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u sadece askerî stratejisiyle değil, teknolojik dehasıyla da fethettiğini anlatmamız gerek. Osmanlı döneminde imal ettiğimiz gemi ve denizaltıları, dünyada seri atış yapan ilk sahra topunu bir Türk mühendisin icat ettiğini, Kurtuluş savaşımızda yokluk içinde hurda parçalardan imal edilen inanılmaz uçaklarla savaştığımızı gençlerimizin bilmesi lazım…
Bu bakımdan, Üniversitelerde Mühendislik ve Teknik branşlarda Savunma Sanayi Tarihi veya genel olarak sanayi tarihi ile ilgili derslerin, hiç olmazsa seçmeli statüde okutulmasının; diğer taraftan, askeri liselerde ve Harp okullarında da bu konuların ders olarak verilmesi yararlı olacağı kanaatindeyim. Özellikle, Harp Okullarında Müstakil bir Savunma Sanayi Tarihi dersi verilebileceği gibi, halen okutulmakta olan Harp Tarihi derslerinin kapsamı genişletilerek Sanayi konularına ağırlık verilmesi de düşünülebilir.

—Ülkemizde Uçak sanayinin tarihsel gelişimi hakkında kitabınızda verdiğiniz bilgileri okuyucularımızla paylaşsak çok iyi olur Sayın BIYIKOĞLU. Ülkemizde Türk mühendisleri ve teknisyenlerin emeğiyle uçaklar yapmışız ve yurtdışına da satmışız. Sonra da bundan vazgeçmişiz veya vazgeçirilmişiz. Bu konuda neler söylersiniz?
—Uçak Sanayimizle ilgili ilk resmi teşebbüs, 1925’te Atatürk’ün emriyle Alman Junkers uçak firmasıyla ortaklık şeklinde kurulan TOMTAŞ (Tayyare, Otomobil ve Motor Türk A.Ş.) şirketidir. TOMTAŞ’ın Eskişehir ve Kayseri’de kurulan iki fabrikası, ortaklar arasında çıkan anlaşmazlık sonucunda şirketin feshedilmesi ve Junkers’in hisselerini THK’na devretmesini müteakip, 1930’da THK tarafından Milli Müdafaa Vekâleti’ne devredilmiştir. Kayseri tayyare fabrikasında 1932’den 1942’ye kadar muhtelif tiplerde uçakların imalat ve montajı yapılmıştır. Eskişehir tayyare fabrikasında ise açıldığı 1926 yılından itibaren tamir-bakım hizmetleri yürütülmüş, TOMTAŞ, THK, MMV ve son olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bu faaliyetler devam etmiştir.
Ülkemizde yapılan Türk tasarımı ilk motorlu uçak, 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Pilot-teknisyen astsubay Vecihi Hürkuş’un İzmir’de Hava müfettişliği depolarında Yunanlılardan kalan motor ve malzemeleri kullanarak yaptığı “Vecihi K-VI“ keşif uçağı prototipidir. 1925’te deneme uçuşunu yapmış, ancak Uçağa ruhsat verecek resmi otorite bulunmadığından bu uçak Hava Kuvvetleri hangarlarında kalarak bir daha uçurulmamıştır.
Tescilli ve sertifikalı ilk Türk uçağı da yine rahmetli Vecihi Hürkuş tarafından 1930 yılında İstanbul’da kiraladığı marangoz atölyesinde yapılmış, Vecihi Bey deneme uçuşunu müteakip İstanbul’dan Ankara’ya “Vecihi-XIV” adını verdiği uçağıyla uçarak gelmiştir. Ancak “Seyrüsefer Sertifikası” alabilmek için uçağın sökülüp trenle Prag’a gönderilmesi gerekmiş, 1931’de Çekoslovak Havacılık Kurumundan sertifika alınmıştır.
Vecihi Hürkuş, 1932’de “Vecihi-XV” uçağını, 1933’te de “Vecihi-XVI” uçağını yapmış, bu uçaklardan birkaç adet imal ettikten sonra imkânsızlık ve bürokratik zorluklar sonucunda faaliyetine son vermiştir.
İkinci ferdî uçak imalatı çalışması da Fransa’da uçak mühendisliği tahsilini yapan Selahattin Reşit Bey’in (Alan) tasarımını yapıp Eskişehir Tayyare Fabrikasının marangoz atölyesinde Selahattin–1 (M.M. V–1) adıyla imal ettiği prototiptir. 1932’de deneme uçuşu yapılan uçağın imalatı, Milli Müdafaa Vekâleti destek vermeyince devam ettirilememiş, Selahattin Bey de Nuri Demirağ Uçak Fabrikasına geçerek aynı uçağı geliştirip Nu. D.36 adıyla imalatı sürdürmüştür.
Vecihi Hürkuş’un çalışmalarını takdirle izleyen ve kendisine imalat için bir uçak bedeli bağışta bulunan vatansever işadamı ve demiryolu müteahhidi Nuri Demirağ, 1936’da İstanbul-Beşiktaş’ta “Etüt atölyesi” adıyla bir tasarım ve imalat atölyesi, 1937’de de memleketi Sivas-Divriği’de Gök Okulu adıyla bir havacılık okulu kurmuştur. Eskişehir Tayyare fabrikasından ayrılan Uçak Mühendisi Selahattin R.Alan’ı ortak alarak Nu. D 36 uçaklarının imalatına başlamıştır.
1937-38 yıllarında Türk Tayyare Cemiyeti’ne (THK) 65 adet planör yapılmış, aynı kurumun siparişi olan 10 adet ilk eğitim uçağının teslimatında ihtilaf çıkmış, Selahattin Alan’ın kullandığı uçakla düşerek vefatı sonrasında THK’nın sözleşmeyi feshetmesi üzerine konu mahkemelik olmuştur. Demirağ, 1941’de Yeşilköy’de ilk sivil Havaalanı ile birlikte hangar, atölyeler ve bir de havacılık okulu kurmuş, yeni imalatlara başlamıştır. 1938’de tasarımı yapılan “Nu.D38” çift motorlu yolcu uçağının imalatı 1944’te tamamlanmış, denemeleri tamamlandıktan sonra ilk uçuşunu İstanbul’dan Ankara’ya yapmıştır.
Nuri Demirağ, THK ile arasındaki mahkemenin aleyhine sonuçlanması, o tarihte tek potansiyel alıcı durumundaki Devlet Hava Yolları ile THK’nın ilgi göstermemesi sonucu havacılık faaliyetlerine son vermek zorunda kalmıştır.
Türk uçak sanayinde ikinci resmi teşebbüs ise, 1925’te kurulan Türk Tayyare Cemiyetinin, 1935’te THK olarak adı değiştikten sonra devam eden planör imalatına ilave olarak 1940’ta Alman işgalinden kaçan Polonyalı uçak mühendis ve uzmanlarını alarak uçak ve motor fabrikası kurmasıdır. 1942’de Ankara, Etimesgut’da Uçak Fabrikasının kuruluşu tamamlanarak lisans altında “Miles-Magister” eğitim uçaklarının imalatına başlanmıştır.
Fabrikada, 1944’ten 1948’e kadar bu uçaklardan 80’in üzerinde imal edilmiş, ayrıca Dizayn ofisinde tamamen Türk tasarımı olarak THK–1, THK–3, THK–4, THK–7, THK–9, uçan kanat tipindeki THK–13 ve THK–14 olmak üzere farklı tiplerde planörlerin tasarım ve imalatı yapılmıştır. Yine tamamen Türk tasarımı olan THK–2 akrobatik eğitim uçağının imalatına 1946’da başlanmış, 1944–1947 arasında iki motorlu THK–5 ambulans uçağı, bunun 6 kişilik yolcu versiyonu olan THK–10 (THK-5a), üç kişilik THK–11 turizm uçağının tasarım ve prototipleri yapılmış, 12 kişilik THK–12 nakliye uçağının tasarımı tamamlanmış, 1948’de ise metal gövdeli, iki kişilik eğitim uçağı THK-15’in tasarımı yapılmıştır.
Yukarıdaki uçak projelerinden THK2 ve THK 15 eğitim uçaklarından çok sayıda imal edilmiş, 1951’de 5 adet yapılan THK 5 yolcu uçağı ve bunun ambulans versiyonundan bir adedi, Danimarka Falch Kurtarma firmasına ihraç edilmiştir.
Tesisler 1952’de MKE Kurumuna devredildikten sonra da bir sure uçak imalatına devam edilmiş, 60’lı yıllarda uçak dışı imalatlar yapılırken 1968’de tesis, MKE Tekstil Makineleri Fabrikasına dönüştürülmüş, 1989’da da imalata son verilmiştir.
THK Uçak Fabrikasını takiben, 1944’te kuruluşuna başlanıp 1948’de faaliyete başlayan THK Uçak Motoru Fabrikasında da, lisans altında Gipsy-Major motorlarının imalatı yanı sıra, tek ve iki silindirli küçük motorların tasarım ve imalatı da yapılmış, ancak kapasitesinin çok altında motor siparişi alındığı için farklı makine parça ve aksamı yanında tamirat işleri ile uğraşılmıştır. Fabrika, Etimesgut Uçak Fabrikası ile birlikte 1952’de MKE’ye devredilmiş, 1954’te ise bir Amerikan firması ile Ziraat Bankası ortaklığınca satın alınarak Traktör Fabrikasına dönüştürülmüştür. Bugün, Ankara Gazi Mahallesinde “Türk Traktör Fabrikası”olarak faaliyet göstermektedir.

—Bu kitabı takip edecek yeni bir kitap hazırlığınız var mı?
—Bu kitap, tarihi inceleme ve araştırma ağırlıklı olduğu için, Türk Savunma sanayinin daha ziyade “dünü” ele alınmış, “bugünü”, yani savunma sanayimizin hâlihazır durumu ise, Savunma Sanayi Müsteşarlığının oluşumu ile başlayan son dönemi özetleyen kısa bir bölüm halinde özetlenmiştir. Aslında, Kara, Deniz ve Havacılık sanayimizin her birini ayrı ayrı tarihini, bugünkü durumunu ve geleceği ile hedeflerini çok daha detaylı ele alan münferit çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Bu çerçevede, Havacılık Sanayimizin tarihini ve bugün geldiği gurur verici durumu ele alan daha kapsamlı bir kitap hazırlığına başladım.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü