AHLAKİ KONTROLÜ YİTİRDİK

26 Kasım 2014
Emin Pazarcı’nın Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok ile Röportajı

www.mynet.com 27 Ağustos 2008 Çarşamba

“Herkes kendine çeki düzen verecek” diyen Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok:  “Ahlaki kontrolü yitirdik”,  “Kamu ciddi anlamda çürüdü” , “Kamunun bir bölümünde özellikle paraya taalluk eden konularda bir çeteleşme var.” Altınok, belediyelerin halka yaptığı yardımların bir ölçüsünün bulunmadığını belirterek, “Şu anda ‘Neye göre yardım yapılıyor?’ diye sorarsanız, kimse bunun hesabını veremez” dedi.
Keçiörenli Başbakan Erdoğan’ın hizmetlerini sürekli övdüğü ve sık sık örnek olarak gösterdiği Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, “Türkiye’de ahlaki kontrolün yitirildiğini ve kamuda ciddi anlamda çürüme olduğunu” söyledi. Altınok, “Az sayıdaki dürüstleri tenzih ediyorum. Bunu belediyeler için de söylüyorum. Kamunun bir bölümünde özellikle paraya taalluk eden konularda bir çeteleşme var” dedi.
Belediyelerin halka yaptıkları yardımların bir ölçüsünün bulunmadığını belirten Altınok, kimsenin yapılan bu yardımların hesabını veremeyeceğini söyledi. Altınok, kamu ve özel sektör ile vatandaşlara “Herkes kendine çeki düzen verecek” çağrısında bulundu.
Turgut Altınok, Emin Pazarcı’nın sorularına şu cevapları verdi: 
  

Soru: Bugün, Türkiye’de pek çok belediye sıkıntılarla boğuşuyor. Keçiören Belediyesi ise, önemli atılımlar yapan bir belediye. Kaynakları da belli, diğer belediyelerden pek farkı yok. Bu yüzden de Başbakan tarafından örnek gösterilip övülüyorsunuz. Keçiören’deki bu başarının altında yatanlar neler?
Altınok: Keçiören’deki bu hamlenin altında yatan sebep veya farklı, aykırı, yeni  projelerin hayata geçirilmesinin tabi bir çok nedeni var. Biz geriye dönük edebiyat yapmak istemiyoruz, ama 1994 yılında göreve geldiğimizde, Keçiören Türkiye’nin en borçlu belediyelerindendi. Ayrıca, belediyecilik için çok önemli olan misyon ve vizyon bitmişti. Şehrin yaşanabilirlik kredisinde ciddi erozyon meydana gelmişti. Halbuki, Keçiören Cumhuriyet tarihimizde Ankara’nın önemli yer işgal eden bir kenti, sayfiye kenti. Bağ evlerinin, papatya bahçelerinin olduğu bir kent. Atatürk de Ankara’ya geldiğinde 6 ay süreyle Keçiören’de kalmıştır; şu anki Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nde. Koç Ailesi Keçiörenlidir. Bunun gibi o zamanki asker, siyasetçi, sanatçı, sporcu ve iş adamlarının oturduğu ve tercih ettiği bir yerdir Keçiören. Ondan sonra köyden kente göçle beraber, gecekondulaşmış. Bunda daha önceki belediye başkanlarının da sorumluluğu var. Dolayısıyla burası her geçen gün misyon ve vizyonunu kaybetmişti. Kenti yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyordu. Artık, bu sözler klasik sözler. 1) Yolsuzluğun önlenmesi, 2) kara deliklerin kapatılması, 3) kaynakların yerinde ve verimli kullanılması, 4) finans yönetimi, 5) kaynakların artırılması, gelirlerin çoğaltılması, 6) personel politikası… Popülist davranırsanız, mesela ben 500 tane fazladan personel alsaydım, bu hizmetleri yapamazdık, Keçiören’de. Bunları alt alta sıraladığınız zaman aslında Keçiören son sayıma göre Ankara’nın en büyük ilçesi; 844 bin civarında nüfusu var. Ancak bütçeye bakıyoruz, metropol ilçeler arasında üçüncü, dördüncü.
 

Soru: Bir gelir sıralaması yaparsak birinci ve ikinciliği hangi belediyeler alıyor?
Altınok: İşte Çankaya birinci, Yenimahalle ikinci. Çünkü bizde sanayi yok. Diğer belediyelerimiz de gayrimenkul satıyorlar işte. Altındağ ve Mamak belediyelerimiz. Fakat yatırıma baktığımızda, biz Ankara’daki bütün metropol ilçelerin toplamından fazla yatırım yapıyoruz.

Soru: Parasal değer olarak mı, yoksa sayısal olarak mı?
Altınok: Parasal değer olarak yapıyoruz. Yani, yatırım bütçesi olarak yapılan yatırımları söylüyorum. Mesela teleferik, Türkiye’de bir ilk kent içerisinde, Avrupa başkentleri içerisinde de en uzun mesafeli teleferik. İlk başta “Bu olmaz, gerçekleşmez, hayal” diye söylüyorlardı. Konuşuluyordu, ama olabilirlik ihtimali çok zayıf gözüküyordu, ama oldu. Darphane, Merkez Bankası, para basıyoruz. Belediyemize önemli bir gelir kaynağı sağladı.

Soru: Nedir teleferiğin aylık, yıllık geliri? 
Altınok: Değişebilir, ama böyle giderse teleferik iki yılda kendisini finanse eder. Kuyruk var binmek için. Ayda 120 bin vatandaşımız biniyor, bu korkunç bir rakam. Tam 120 bin. Biz Keçiören’deki bütün okullardaki çocuklarımızı da ücret almadan taşıdık. Yatırım maliyeti yüksekti, projeyi yapmak, ihaleyi yapmak,yatırım yapmak, bunların hepsi başlı başına bir iş. Burada kaynakları düzgün kullanıyoruz, laf olsun diye değil. Bir de yaptığımız işi mükemmel yapmaya çalışıyoruz. İşte yapılsın da ne olursa olsun, işte buraya 100 metrelik bir asansör tipi teleferik de yapabilirdiniz, adı yaptı olurdu. Ancak mükemmelini yapmak lazım.

Soru: Peki Keçiören Belediyesi’nde yapılan işleri, yolsuzluk ve kara deliklerle mücadele gibi konuları Türkiye ölçeğinde ele alırsak, nasıl bir tablo ortaya çıkar? Size göre Türkiye’nin meseleleri neler?
Altınok: Emin Bey Türkiye’deki problem, herkes kendine çeki düzen verecek. Kamu da özel sektör de kendine çeki düzen verecek, vatandaşımız da kendine çeki düzen verecek. Türkiye aslında fakir bir ülke değil, Türkiye büyük kaynakları olan bir ülke. Türkiye zengin bir ülke, ama burada işi sadece Hükümet’in üzerine yıkıp kimsenin çekilme lüksü ve hakkı yoktur. Bu ülke hepimizin sonuçta, muhalefetiyle, iktidarıyla, kurumlarıyla. Herkes devletimize ülkemize sahip çıkacak. Eskiden vatandaş arasında şu vardı: Devletin hakkı, yetimin hakkı, fakirin, fukaranın hakkı. Bu değerlerimiz, özellikle 12 Eylül 1980’den sonra ciddi erozyona ve akamete uğradı. Ö söylenen bazı sözler var maalesef, keşke söylenmese.

Soru: Ben söyleyeyim, artık “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” deniliyor.
Altınok: Maalesef şimdiki anlayış o. Devletten ne tırtıklarız. Türkiye’de tabi kaynak problemi yok. Kurumlarda öyle bir kaynak var ki!.. Özel sektörde öyle bir kaynak var ki!.. Sonuçta onlar bu ülkenin kaynakları. Yani bunları bana göre gerekirse bir havuzda toplamak lazım. Özel sektör de dahil olmak üzere. Ülkenin bir problemi varsa, ülkenin bir sıkıntısı varsa, herkes bu sıkıntının çözümüne maddi-manevi, bilgisiyle, bütçesiyle, heyecanıyla koşmalı. Bir kurumda veya o kurumun vakfında çok para var, sendikalarda çok büyük para var veya bu sivil toplum örgütlerinde ticaret ve sanayi odalarında, konfederasyonlarda çok büyük paralar var. Herkes bunları ülkenin ayağa kalkması için harcamalı. Bu parayı kendisinin parası olarak görmemesi lazım. Bu para ülkemizin parası. Ülkem varsa ben varım, ülkem yoksa ben yokum. Ülkem zengin ve güçlü olmalı, benim insanım mutlu ve mesut yaşamalı. Bakış açısının bu olması lazım. İşi egoistlikten, benlikten, bencillikten çıkarıp, bizlik noktasına getirmek lazım. Bir de yani keşke herkes bu ülkede düzgün vergisini verse. Türkiye’nin iç ve dış borcu kalmaz. Bu konuda da bütün özel sektör, özel sektör temsilcileri, mutlaka çalışmalar yapılıyordur, ama bunları artırmamız lazım.

Soru: Yalnız bunların tamamını organize etmek hükümetlerin görevi değil mi?
Altınok: Biraz önce de söyledim, olayı sadece Hükümet’in üzerine yıkıp, sıyrılırsak çok doğru olmaz. Türkiye’nin Kamu Reformu Yasası’nı çıkarması lazım. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun acele değişmesi lazım. İşte, ülkenin ayağındaki prangaları çözmenin yolu, bürokrasiyi azaltmanın ve işleri kolaylaştırmanın yolu veya rüşvet ve yolsuzlukları önlemenin yolu bunlar. Memuru atamıyorsun asla. Yani bir memur bir yere giriyor, asla atamıyorsun. Böyle bir şey olmaz. Devlet memurumuza iyi para verelim, ama eğer bir yolsuzluk yapıyorsa gönderelim. Bırakın onu bir kınama, uyarma veriyorsunuz, hemen gidiyor, ertesi gün İdare Mahkemesi’nden kaldırıyor. Böyle bir iş olmaz. Maaş kesimi yapamıyorsun, görevden atamıyorsun, bir şey yapamıyorsun. Yani atalım diye söylemiyorum, çalışana zaten problem yok. Ama bakıyoruz çok lüks yaşam yerlerinde kimler gayrimenkul almış Türkiye’de. Bir de gayrimenkul satışında gerçek değerler gösterilmiş olsa, yine korkunç bir kaynak ortaya çıkar. Onunla ilgili şu anda bir çalışması var, zannediyorum Maliye Bakanlığı ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün. Türkiye’de bir yılda benim tahminime göre en az 60 milyar dolarlık gayrimenkul satışı var. 20 trilyona bir yer satılıyor, 2 trilyon gösteriliyor. Vergi noktasında sıkıntı var.

Soru: Ancak, vergilerin de ödenebilir noktaya çekilmesi gerekmez mi?
Altınok: İşte bunları tartışmak lazım, bunları masaya yatırmak lazım. Ama, bir gerçeği söyleyeyim, esnaf arkadaş “Maliyeciler beni sıkıştırıyor” diye dert yanıyor. “Kaç lira vergi veriyorsun?” diye sordum. Üç milyar, yani üç bin YTL. Peki dedim, “Sen üç trilyona bir gayrimenkul almadın mı?”  Yani 10 milyon para kazanmışsa, 10 milyarlık gayrimenkulü nasıl almış? Bir başkası, “Yandık, yıkıldık” diye ağlıyor. Bakıyorsun, o da 8-10 trilyonluk gayrimenkul almış. Ödediği vergi de 20 milyar. Yani burada herkesin “Benim ülkem” anlayışını ön plana çıkarması lazım. Kamunun bir bölümünde özellikle paraya taalluk eden konularda da bir çeteleşme var.

Soru: Bir de Türkiye’de hiç vergi ödemeyen sektörler ve kara para var. Bazı kesimler hiç vergi ödemiyor, ama çok iyi yaşıyor.  
Altınok: Bu ülkenin kara delikleri, sosyal güvenlik giderleri korkunç rakamlarda. Bizim gibi ülkelerle karşılaştırdığımız zaman, Türkiye’nin çok büyük sosyal güvenlik giderleri var. Bu konuda vatandaşımız da duyarsız. Dişi ağrısa gidiyor, tepeden tırnağa film çektiriyor. Veya gidiyor bir sürü lüzumsuz ilaç alıyor. Şu an eğer Türkiye’de buzdolabındaki ilaçları çıkarsan, abartısız konuşuyorum, en az 10 milyar dolar falandır. Avrupa’da dört tane kullanacaksa, dörtlük tablet satılır. Beş taneyse beşlik tablet. Ama, ilaç sektörü Türkiye’de öyle korkunç bir sektör ki, öyle ballı bir sektör ki, ucu bucağı yok bu sektörün. Bu noktada toplumun dönüşümü de çok önemli.

Soru: Siz bir zihniyet değişiminden bahsediyorsunuz.
Altınok: Bu konular üzerinde çalışmamız, çalışılması lazım. İşi sadece Hükümet’e yıkarak işin içerisinden kimse kurtulamaz.

Soru: Ancak, bu işin dinamosu da Hükümet. Bu işleri düşünmesi, bu konular üzerinde kafa yorması gerekenler ülkeyi yönetenler.
Altınok: Muhalefet’e de görev düşüyor, devletimizin bütün kurumlarına da görev düşüyor. Sivil toplum örgütlerine de görevler düşüyor. Hükümet’in başarısı ülkenin başarısıdır. Bunu muhalefetin de böyle anlaması lazım. Yani, Hükümet’in her yaptığı kötü, ona karşı çıkayım, ön yargısını bırakması lazım muhalefetin. Türkiye ön yargıları ve küçük siyasi hesapları aşmalı.

Soru: Peki, diyelim ki bu dönüşüm oldu. Size göre Türkiye hangi noktada olur? Milli gelirimiz hangi seviyeye çıkar?
Altınok: Türkiye 2-3 senede 15-20 bin dolar milli gelire ulaşır. Borcunuzu ödediğiniz zaman o parayı yatırıma dönüştürdüğünüzü düşünün. Korkunç bir rakam! Bütçeyi yatırıma dönüştürdüğünüz zaman Türkiye’nin her tarafı bir şantiye olur. En azından fakirlik, fukaralık, işsizlik, gariplik gibi konular ortadan kalkar. İşi olmayanlara işsizlik parası verirsiniz. Türkiye, her geçen gün cazibesi artan bir ülke.

Soru: “İşsizlik” dediniz de, Türkiye her geçen gün kaçak çalışan yabancı işçiler cennetine dönüyor. Yabancılar, evde çocuk bakımından tutun da çiftliklere kadar her sektörde kaçak olarak çalışıyor. İnsanlar Türk işçisi çalıştırmıyor, Türk işçiler de onlar gibi çalışmıyor. Bunu, belediyelerin yaptıkları sosyal yardımlara bağlayanlar var. “Adam belediyeden her türlü ihtiyacını karşılıyor, niye çalışsın ki” diyorlar…
Altınok: Vallahi biz 365 gün tatil yapan bir toplumuz. Genel anlamda konuşuyorum bunu. Bu kadar fazla tatil yapan bir başka ülke yoktur. Batı, Avrupa diyoruz, onlar çalışıyor, üretiyor ve çalışıyor. Biz hem çalışmayalım, hem üretmeyelim, hem kalkınalım, hem de refah düzeyini artıralım, diyoruz. Birbiri ile çelişir bunlar. Doğruları söylemek lazım, gelen yabancılar çalışıyor, bir de maliyetleri daha düşük. Ancak, son zamanlarda baktığımızda onların maliyetleri de yükseldi. Biliyorsunuz, Almanya’da işsizlik maaşı var. Geçenlerde İş-Kur Başkanı gelmişti bize. Dedi ki: Biz baktık ki Almanya’da işçi açığı var. Ancak elimizde bu kadar da işsiz var. Niye? Adam çalışmıyor. Nasıl olsa biz ona yetecek kadar maaş veriyoruz.

Soru: O zaman şunu da kabul ediyor musunuz? Bazı belediyeler yetecek kadar yardım yapıyor. Adam niye çalışsın ki?..
Altınok: Bunun ölçüsü yok artık. Kime veriliyor, ne yapılıyor. Acaba hak ve ihtiyaç sahiplerine mi veriliyor? Elbette bu yardımların da yapılması lazım, ama yapılırken bunun da bir ölçüsünün olması lazım. Elde bazı kriterler bulunmalı. Şu anda neye göre yapılıyor, diye sorsanız kimse bunun hesabını veremez. Bak bu kadar açık konuşuyorum.

Soru: Yani hiçbir belediye hesabını veremez…
Altınok:  Çoğu veremez onu söyleyeyim. Doğruları söylemek lazım. Dolayısıyla, burada Almanya, İş Kur aracılığı ile işsizleri alıyor. Diyor ki, senin mesleğin ne? Ona göre bunları kursa tabi tutular. Kimini üç, kimini altı aylık, kimini de bir yıllık kursa tabi tuttular. Kurs dönemi bittikten sonra da personel arayan sektörün ihtiyacını aldılar. Ona göre insanları yönlendirdiler. Sonuçta iş yerlerine gönderdiler. Çalışmıyorsa bu sefer işsizlik parasını kestiler. İki yıl önce bunu yaptı Almanya. Burada sapla samanı ayırt etmek lazım. Türkiye’nin de tedbir alması lazım. Mesela kamuya bakıyoruz, kamu zaten büyük oranda tatilde. Esnaf her gün dükkanını açıyor, sabah 8, akşam 9-10. Cumartesi de açıyor, pazar da açıyor. İnanın, en az sosyal güvenlik gideri en çok çalışan esnafındır. Borç, alacak-verecek derdi var. Cenazesi olduğu halde, “cenazem var” diye kapalı olan esnafı nadir görürsünüz. Veya, “Bugün hastayım, o yüzden kapalıyız” diyen bir tane esnaf ben görmedim. Ancak, kamuda dişi ağrısa bir hafta rapor alıyor. Böyle şey olmaz. Sosyal güvenlik harcamasına bakarsak, inanın en çok kamuda çalışanlar hasta oluyor. Artık bir bölümü hastalık hastası oldu.  Kronik bir vakaya dönüştü, işten kaytarmak için. İlaç, sosyal güvenlik, sağlık giderlerine bakın, büyük çoğunluğu bu kamuda çalışanların. Yani, Türkiye’de bu konuda da zihniyet dönüşümünü yapmak lazım. Eğer bunu yapabilirsek, ülkenin çözülmeyecek problemi yok. İşsizlik bütün dünyada var tabi. Sadece Türkiye’de değil, Avrupa ve Amerika’da da var. Ancak, işsiz olanların da işsizliğin çözümüne, yoksulluğun azaltılmasına katkı sağlaması lazım. Yaşadığımız bir örnek, bize müracaat etmiş, “çalışmak istiyorum, ne iş verseniz yaparım” diyor. Biz çöpün toplanmasını özelleştirdik. Firmaya da “Personel alacaksanız Keçiören’den alacaksınız” dedik. Bize gelen 84 tane dilekçe vardı, onları verdik. Çağırdılar, “Biz özel sektörüz” deyince 34 tanesi “Biz belediye olduğu için dilekçe verdik” deyip, hiç işe başlamıyor. 50 tanesi başlıyor, bir hafta sonra 36 tanesi de “Biz belediye diye dilekçe verdik” diye ayrılıyor. Geriye kalıyor 14 kişi düşünün! Belediye olunca ne fark ediyor? Kamu olunca ne fark ediyor? Kapağı atarsan ömür boyu rahatsın! Nerede var dünyada bu iş? Dünyanın neresinde var? Yani bunları sorgulamak lazım. Herkes elini taşın altına koymalı. Herkesin heyecanını, kaynağını, imkanını koyması lazım. İşte o zaman Türkiye çok farklı noktada olur.

Soru: Peki, Keçiören’de dönersek, yeni projeler var mı? Dönem sonunda nasıl bir Keçiören bırakmayı düşünüyorsunuz?
Altınok: Bakınız, Türkiye’nin en yüksek kulesini inşa ediyoruz. Çok farklı, çok dolu, pek çok aktivitenin olduğu bir proje.  Bu projenin yatırım maliyeti 35 milyon YTL. Biz yaptığımız için 35 milyon YTL. Başka düşünceler hakim olsa, bunu 80 milyon YTL’den aşağı yapamazsınız.

Soru: Burada şimdi araya girsek, zaten başka düşünceler Türkiye’nin problemi değil mi?
Altınok: Tabi, mesela biz teleferiğin ihalesini yaptık, bir yabancı, bir yerli firma girdi. Yabancı, 12 milyon YTL verdi. Yerli firma aynı malzemeyi kullanıyor, daha kaliteli malzemeyi kullanıyor ve bunların hepsini ithal etti, 6 milyon 700 bin YTL verdi. Arada yüzde yüze yakın bir fark var.

Soru: Yabancı niye o fiyatı veriyor?
Altınok: Şimdi, dört tane tekel yabancı firma vardı. Bunlar, yıllardır Türkiye’de ve dünyada tekel. Biz yıllardır dünyanın her tarafında kim yapıyor, ne kadara yapıyor, diye araştırıyorduk. Biz, ihaleye çıkmamıza rağmen, Türk müteşebbis geldi, “Ben bunu yaparım” dedi. Hemen şartnameyi değiştirdik, onun da girmesini sağladık. Teleferik, istasyonlarla birlikte 10 milyon YTL’ye maloldu. Yabancı olsaydı, 16-18 milyon YTL’ye mal olacaktı.

Soru: Sadece o mu? Bu tür ihalelerde işin içinde başka hesaplar da olmuyor mu? Bir gelir paylaşımı da yok mu?
Altınok: Ahlaki kontrolü ciddi anlamda yitirdik, bana göre. Türkiye’de devamlı operasyonlar yapılıyor. Hükümetimiz döneminde de çok operasyonlar yapıldı. Başbakan’ın gidip her yerde pusuya yatacak hali yok. Kamu ciddi anlamda işin doğrusu çürüdü bakınız. Dürüstleri tenzih ediyorum, az sayıdaki. Ciddi anlamda, bunu belediyeler için de söylüyorum. Alan götürürse burada bir şey kalmaz. Ama herkes getirirse, bir şey koyarsa burası dolar.

Soru: Tekrar Keçiören’e dönersek…
Altınok: Bir de akvaryum projemiz var. Ankara’da da Türkiye’de de yok. Kasım, aralık ayı gibi açacağız. Bu projeyi de tamamladıktan sonra, işte Avrupa’ya gidiyoruz, uzun uzun anlatıyoruz. Aşağılık kompleksine kapılmamıza gerek yok. Biz, dünyaya medeniyeti götürmüş olan bir milletin evlatlarıyız. Dünyanın pek çok yerinde dantel gibi, oya gibi nakış nakış ördüğümüz eserler var ve bugün bile dimdik ayakta. 500-600-1.000-1.200 yıl önce yapılmış eserler!.. Dolayısıyla, bunun da farkında olmamız lazım. İnşallah kulemiz ve akvaryum da bittikten sonra, dünyayı geziyorsunuz, dünyada örneği olmayan bir merkez inşa ediyoruz, biz. Keçiören’e sabahleyin gelen, akşama kadar çoluğuyla, çocuğuyla, yerlisiyle, yabancısıyla rahatça gezebilecek. Tarihimizse tarihimiz, kültürümüzse kültürümüz, doğal güzelliklerse doğal güzellikler, çağdaş yapılarsa çağdaş yapılar. Yani, farklılıkların yaşandığı bir merkezdir Keçiören. Farklılıkları yaşamak istiyorsanız, adres Keçiören. Sloganımız bu olacak. Düşünün, bir gecekondu kentinden böyle bir dönüşüm meydana geliyor. Keçiören’de gayrimenkul, daire fiyatları arttı, rant yükseldi. Keçiören bir cazibe merkezi haline geldi.

Soru: Bir de şunu sormak istiyorum: Başbakan’ın burada yaşamasının, Başbakan’ın Keçiörenli olmasının da bir avantajı oldu mu? Manevi destek mutlaka var da, maddi destekler de aldınız mı?
Altınok: Sayın Başbakanımızın Keçiören’de oturması, Keçiören için bir gururdur. Fakat bizim Başbakanımıza gidip ikide bir “Efendim şu ihtiyacımız var” demeyi etik ve doğru bulmuyorum. Kimse kolaycılığa ve hazırcılığa alışmamalı, kaynak üretmeli, kendi yağı ile kavrulmalı. Bizim o anlamda Başbakan’dan hiçbir talebimiz olmadı. Hizmetlerimizi kendi imkanlarımızla, kendi kaynaklarımızla götürüyoruz.    
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

ALINTI: http://blog.mynet.com/emin.pazarci1/yazi/ahlaki_kontrolu_yitirdik/140847#more-140847
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü