YILMAZ ÖZTUNA: RUSYA GÜRCİSTAN’IN NATO’YA GİRİŞİNİ ENGELLEDİ*

26 Kasım 2014
Söyleşi: Ömer BEKEÇ – Kadir ÇİMEN

Rusya ile ABD’nin Kafkasya üzerindeki nüfuz savaşı Güney Osetya kriziyle Ağustos başında sıcak çatışmaya dönüştü. Aslında bu beklenmeyen bir gelişme değildi; yaklaşık 2 yıldır bölgede olup bitenleri gözleyenler için çok da şaşırtıcı olmadı Rusya-Gürcistan savaşı. Bölgeye müdahale etmek için bahane arayan Rusya’nın beklediği fırsatı, ABD destekli olduğu söylenen Saakaşvili elleriyle sundu. Birkaç gün içerisinde binlerce sivilin hayatını kaybettiği ve Rusya’nın ağırlığını biraz daha hissettirdiği Kafkasya’daki son gelişmeleri tarihçi Yılmaz Öztuna ile değerlendirdik.

- Günlerdir Güney Osetya üzerinden patlak veren bir savaş izliyoruz. Siyasi ve stratejik analizine geçmeden önce, bu aşamaya nasıl gelindiğini konuşalım isterseniz. Nasıl oldu da Stalin’in doğduğu ülke Rusya’yla boğaz boğaza geldi?

- Efendim, gayet basit. Bir iki ay önce NATO’da bir toplantı yapıldı, Rusya’nın burnunun dibinde. Başkan Bush falan da geldi, önemli bir toplantıydı. O toplantıda Ukrayna ile Gürcistan’ın NATO’ya girmesi için müracaatları konuşuldu ve bu müracaatların karara bağlanması ertelendi, yani reddedilmedi. Önümüzdeki NATO toplantısı birkaç ay sonra yapılacak. Yani, birkaç ay sonra Gürcistan’ın tıpkı Türkiye gibi, tıpkı Birleşik Amerika gibi NATO üyesi olması bahis konusu. Bu Rusya’yı fevkalade irkiltti. Biliyorsunuz, NATO Rusya’dan ayrılan peykleri ve Sovyet Cumhuriyetleri’ni üye olarak aldı. Yani, Beyaz Rusya, Moldova ve Ukrayna dışındaki Sovyet Cumhuriyetleri, Letonya, Estonya, Litvanya’yı ve diğer Sovyet peyklerini. Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Polonya, Romanya, Bulgaristan… Bunlar Varşova Paktına bağlıydı, bugün hepsi NATO üyesi.
NATO, dünya tarihinin gördüğü en büyük askeri ittifak; bu bir.  NATO’nun diğer bir özelliği, Amerika’nın patronajında olması. Amerika askerini çeksin, NATO’da bir şey kalmaz. Biliyorsunuz, Avrupa Birliği o kadar çaba gösterdi ama kendi ordusunu kuramadı. Rusya, doğu sınırından bir defa NATO’yla karşı karşıya. Bir de Kafkasya’da, güneyindeki Gürcistan’ın çok büyük bir istekle NATO’ya girmek istemesi Rusya’yı sinirlendirdi. Güneyinde zaten bir NATO üyesi Türkiye var; bir de Gürcistan çıkınca, ‘şunlara bir haddini bildireyim’ dedi. Krizi ateşleyen sebep bu.

- Fransa’nın hazırladığı ateşkes anlaşması taraflarca imzalandı fakat Rusya’nın asker çekmekte biraz ağır davrandığı gözleniyor. Rus Dışişleri Bakanı dün “Artık Gürcistan’ın toprak birliğinden söz edilemeyeceğini” açıkladı. Abhazya’nın da önümüzdeki günlerde Gürcistan’dan kopacağı söyleniyor. Savaş neticesinde, Kafkaslardaki Rus hâkimiyetinin perçinlendiğini söyleyebilir miyiz?

- Evet, Rusya kazançlı. Zaten Güney Osetya Otonom Cumhuriyetiyle Abhazya Otonom Cumhuriyeti, Gürcistan’dan kopmuştu. Bunlar Gürcistan’dan ayrılmak istiyorlardı, arkalarında Rusya var. Küçük cumhuriyetler bunlar; birkaç bin kilometrekarelik, birkaç yüz bin nüfuslu küçük cumhuriyetler. Abhazistan’da Abhaz nüfusunun oranı, -ister inanın ister inanmayın- toplam nüfus içinde % 18. Bunlar zaten kopmuş vaziyetteydi, şimdi perçinlendi artık. Bunları geri alması mümkün değil Gürcistan’ın. Niçin kıyamet koptu, niçin yürüdü Rus askeri? Bu iki otonom cumhuriyetten biri olan Güney Osetya’ya asker sokmaya kalkıştı Gürcistan, Rusya da bundan istifade etti, işgal etti. Bu iki otonom cumhuriyetin Gürcistan’a dönmesi ihtimali artık yok. Sarkozy, yalnız Fransa namına gitmedi Moskova’ya, -AB Dönem Başkanı biliyorsunuz Fransa- AB namına gitti aynı zamanda. Anlaşmada Gürcistan’ın toprak birliği hakkında bir güvence yok.
İkincisi, bence daha önemlisi; Rusya’nın Güney Kafkasya’da kendi rızası dışında herhangi bir hareket, değişiklik halinde müdahale edeceği görüldü.
Üçüncüsü; Gürcistan artık kolaylıkla NATO’ya giremeyecek. Önümüzdeki toplantıda bazı NATO üyeleri diyecekler ki, -belki bunu Türkiye diyecek, belki hiç ümit etmediğimiz bir Estonya- “Valla şimdi Gürcistan’ı almanın sırası değil, Rusya’yı kışkırtmayalım, bunu erteleyelim!”

- Saakaşvili, yeterince arkalarında durmadıkları gerekçesiyle Batılı devletlere sitem ediyor iki gündür basından izlediğimiz kadarıyla. Kadife devrimler sürecinde iktidara gelen Saakaşvili, tabiri caizse ABD’ye sırtını dayayarak böyle bir maceraya girdi ama Amerika’yı beklediği ölçüde arkasında hissetmedi. Sizce bu krizde ABD neden bu kadar etkisiz göründü?

- Şimdi efendim, Saakaşvili kıl payı üstün bir oy oranıyla iktidara geldi; çok aceleci ve acemice davrandı. Zaten askeri yoktu Osetya’da. Gürcü Otonom Cumhuriyetindeki asayiş Birleşmiş Milletler tarafından Rusya’ya tevdi edilmişti. Yani zaten o iki otonom cumhuriyette BM kararıyla Rus askeri vardı. Ne ödev verdi Birleşmiş Milletler Rus askerine orada? Burada ırklar çok birbirinin içine geçmiş, işte Abhaz var, Oset var, Lezgi var, Rus var, Ukrain var, Azeri var, her şey var… 200-300 bin nüfuslu otonom cumhuriyetler, birbirleriyle kavga edip kan dökecekleri zaman orada görevli olan Rus birlikleri müdahale edecek!
Böyle olduğu halde, Gürcistan asker sokup gösteriş yapmak istedi Rusya’ya karşı. Zaten bir iki ay evvel NATO’ya müracaat etmişsin, NATO’ya üye oluncaya kadar politika neyi icap ettirirdi? NATO’ya üyeliği tescil edilinceye kadar, gerçekleşinceye kadar Saakaşvili’nin Rusya’yla hır çıkarmaması gerekirdi. Saakaşvili’nin dış politikada bir acemi olduğu anlaşıldı; bu bir.
Amerika nasıl müdahale edecekti? Amerika’nın askeri yok orada. Amerikan savaş gemilerini Montrö yüzünden geçiremiyor boğazlardan Karadeniz’e. Hastane gemisini geçirmek istedi Amerika geçen hafta, Gürcistan’a yardım etmek için, silah vardır diye biz müsaade etmedik. Amerika ne yapacaktı? Havadan yardım falan yaptı. Havadan yardımlarda da silah olması ihtimali var filan diye huysuzlandılar.

- Rusya’nın Gürcistan’a silah vermekle suçladığı Türkiye, savaş biraz durulunca Rusya ve Gürcistan nezdinde birtakım girişimlerde bulundu. Başbakan önce Rusya’ya, ardından Tiflis’e giderek Kafkas İstikrar Forumu gibi bir pakt oluşturulması fikrini yeniden gündeme getirdi. Türkiye’nin bu girişimlerini önemsiyor musunuz ve bölgedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu ziyaretlerden söylendiği gibi bir netice çıkmaz. Türkiye Başbakanı veyahut başka bir devlet başbakanı Moskova’ya gitti diye, Moskova politikasını değiştirmez. Tiflis ziyareti ise teselli ziyareti; “Geçmiş olsun kardeşim, komşuyuz, size zarar geldi, biz de çok üzüldük” mealinde bir ziyarete benziyor. Azerbaycan ordusu gibi Gürcistan ordusunu da eğittiğimiz biliniyor ama ayrıca silah verdik mi vermedik mi onu ben bilemem. Verdiysek bile, bunun hesabının bizden değil Amerika’dan sorulması gerekir.
Bu arada bir şey Türk basınının dikkatini çekmedi, ilk defa ben söylüyorum size. Benim tarihçi olarak gözüme çarptı; Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev ve Başbakanı Putin birlikte kabul etti. Biliyorsunuz, Putin dünyanın en büyük politikacılarından birisi, 8 seneden fazla başkanlık yapamayacağı için başbakanlığa çekildi şimdi, dört sene sonra yine oraya gelecek. Çok tecrübeli bir adam.  Rusya’yı tamir etmek, büyütmek, ekonomik güç haline getirmek isteyen, Avrupa seviyesine getirmek isteyen önemli bir adam.
Bunların ikisi birden aynı oturumda, aynı odada konuştular bizim başbakanla. Putin’in herhangi bir devlet başkanı karşısında o kadar terbiyeli, edepli oturduğunu görmedim. Şimdi ben tabii derin tarihçiyim, siyasi tarihçiyim, bu benim nazari dikkatimi celbetti. Bu gibi muameleler, bu muamele gösterilen devletten çok şey beklendiğini gösterir. Yani bu tavır herhangi bir devletin başbakanına gösterilen bir tavır değildir. Bu tavrın hususi bir anlamı vardır.
Bu hususi anlam, bana Kayzer II. Wilhelm’in 9 sene arayla iki defa II. Abdülhamit’i ziyaret etmesini hatırlattı. Rus tarihçileri ve o zamanki Avrupa basını, Kayzer’in II. Abdülhamit’e  -ki Kayzer Avrupa’nın hâkim-i mutlakı, İmparatorluk Almanya’sı çok çok şaşaalı bir Almanya, - dalkavukluk ettiğini yazdılar. Niçin dalkavukluk etti? Bağdat demir yolu hattını elde edebilmek, Türkiye’de nüfuz elde edebilmek, Türkiye’yi Fransa ve İngiltere’den uzaklaştırmak vs. Yani bir şeyler bekliyor. II. Wilhelm, aynı dalkavukluğu Kurmay Yarbay Enver Bey’e de gösterdi. Bizim meşhur Enver Paşa ateşeydi o zaman, yarbay olarak Berlin’e gitti. Yabancı mareşaller, bilmem neler falan varken toplantılarda, bizim Yarbay Enver 32 yaşında, daha bıyıkları yeni terlemiş. Koluna giriyor, ahbaplık ediyor, “Nasılsınız, ne güzel inkılâp yaptınız,  gerçi tahttan indirdiğiniz Padişah benim dostumdu ama olsun Türkiye namına çok sevindim, yeni bir Türkiye kuruyorsunuz.”  falan diyor. Bundan ne elde etti? Türkiye’yi kendi yanında I. Cihan Savaşına sokmayı elde etti. Enver Bey’de “Ben sırtımı Almanya’ya dayayabilirim” kanaati oluşmasını elde etti.
İşte Putin gibi bir adamın Başbakanımızla konuşurken verdiği fotoğraf bana bunu hatırlattı. Kafkasya’da, Orta Asya’da, Hazar civarında, gaz ve petrol yollarında yaşanan çekişmede, Türkiye’nin yabancı devletler nezdinde bizim tasavvur ettiğimizden daha büyük önemi olduğunu ve Türkiye’den önemli şeyler beklendiği yolunda bende bir kanaat hâsıl oldu.

- Bu izlediğimiz esasen enerji havzalarına ve hatlarına hâkim olma savaşı ise, ABD’nin giderek etkisini artırmaya çalıştığı Azerbaycan’da önümüzdeki dönemde sıcak savaşa dönüşebilecek bir kriz tehlikesi görüyor musunuz? Rusya, Azerbaycan’a da benzer sebeplerle musallat olur mu?

- Benim bildiğim, ABD Azerbaycan’la Gürcistan’dan olduğundan fazla yakınlaştı. Benim tahminime göre –Aslında eminim ama tabii bunu ispat etmeye imkân yok- Aliyev’le Bush, İran konusunda anlaştı. Yani, Amerika İran’ı havadan bombalamaya başlayınca,  o politikayı tasvip edecek Azerbaycan. ABD İran’a havadan girecek ama Sovyetler Birliği ve Yugoslavya minyatür İmparatorluğu’nun parçalandığı gibi, İran’ın parçalanması da bahis konusudur; Amerikan projesi budur. Fakat Amerika karadan askerini sokamıyor, çünkü Irak’ta çok tökezledi. Birleşik Amerika’nın Türkiye’ye alakasının sebebi, Türk askerinin karadan müdahale etmesi isteğidir. Çünkü İran nüfusunun üçte birinden fazlası Türk’tür. İran’da 25-30 milyon Türk var ve o Türklerin hiçbir hakları yok, Türkçe konuşmak dışında. Adam, Gül’le ikili konuşmasını iki saat Türkçe yapıyor sarayda, fakat televizyona çıktığı zaman Türkçe bir cümle bile söylemiyor! Türklerin Türkiye’den sonraki en büyük nüfusu İran’dadır. Türklerden başka, Araplar, Kürtler, Beluciler vs. var İran’da.  İran’a karadan askerini sokmak istemeyen ABD, bu milletleri ayaklandırmayı düşünüyor. Şimdiden birkaç yüz milyon dolar dağıttı bunun için, Amerikan basınında çıktı zaten.
İran Türklüğü’nün üçte ikisi Azeri’dir ve büyük Azeri kültür merkezi Bakü değil, Tebriz’dir. Kültür politikasında Tebriz’i takip eder hâlâ Bakü. Burada Azerbaycan’la Amerika’nın vardığını zannettiğim anlaşmanın esası da şu: Azerbaycan topraklarının önemli bir kısmı Ermeni işgali altında. ABD’nin teklifinin şu olduğunu zannediyorum: “Sen bu Ermenilerle didişmeyi bırak, bu toprakları terk et Ermenilere, bu toprakların 20 mislini buyur İran’dan al, büyük Azerbaycan’ı kur.” Ama Azeri ordusu, değil Rusya’yla savaşmak, İran’la da savaşamaz. O yüzden asıl Türkiye’den bekleniyor bu. Türkiye bu işe yanaşmazsa, Amerika Ermenileri ve Kürtleri sokacaktır devreye. Büyük Ermenistan ve büyük Kürdistan projesiyle Ermeni ve Kürtleri sokacaktır İran harekâtına. Ve Türkiye sınırları değişecektir. Haritanın nasıl değişeceği zaten senelerdir neşrediliyor çeşitli yerlerde.

- Ahmedinecat Türkiye’yi ziyareti esnasında “Kendi müttefikini bile koruyamayan ABD’nin İran’a saldırması mümkün değil” gibi bir beyanatta bulundu. ABD tehdidinin bu krizle birlikte biraz daha Rusya’ya kaydığı şeklindeki bir algılaması olabilir belki. İran’ın, Osetya krizinden kârlı çıktığını söyleyebilir miyiz, bölgedeki dengeler açısından?

- Efendim, zararlı çıkmadı ama kârı ne olacak! Osetya meselesinde Rusya bir defa kendisini gösterdi. “Kafkasya politikasında ben de varım ve bundan sonra bensiz de olamaz” dedi bütün dünyaya karşı. Ama İran’ın ne kârı olacak burada. İran, gayet tabii hiçbir devlet gibi “Ben Amerika’dan korkuyorum vs.” demez, bu mümkün değil. Ahmedinecat zeki bir adam, halkın içinden gelmiş bir adam. Ama propaganda amaçlı söylediklerine önem vermeyin, o kendi rejimine, milletine, politikasına göre hareket ediyor.
3 bin Amerikan askeri öldü Irak’ta, Bush bütün prestijini kaybetti. İran’da 3 milyon kişi ölse İran’ın kılı kıpırdamaz; “Çünkü onlar şehittir, cihatta ölmüşlerdir, zaten doğrudan doğruya cennete gideceklerdir.” Bu fani dünyada beş on sene fazla yaşayacağına doğrudan doğruya cennete gitmeyi kim istemez! Bu da nasıl olur, cihat yoluyla ölmekle olur. Halkın hepsi buna inanmış mıdır? Hayır, hepsi inanmamıştır buna. Fakat birkaç milyon kişi inanmışsa, o birkaç milyon kişiyle politikasını yürütür zaten İran, Humeyni’den beri böyle.

- ABD’nin önce Çek Cumhuriyeti’yle, ardından Polonya’yla yaptığı anlaşmalar çerçevesinde bu ülkelere füze rampaları kurma girişimine karşı Rusya sert bir açıklamada bulundu, bunun kendisine nükleer silah kullanma hakkı vereceğini söyledi. Şimdi bu olup bitenleri yeni bir soğuk savaş döneminin başladığına yoranlar var. Bir de bu çatışmanın giderek derinleşeceğine, hatta 3. dünya savaşına giden bir sürecin başladığını söyleyenler var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu gelişmeleri?

- Tarih ve politika bilmeyenler komplo teorilerinin arkasına takılırlar. Ancak Amerika’nın Çek Cumhuriyeti’ne ve Polonya’ya uzun menzilli ve nükleer başlık taşımaya elverişli füzeler yerleştirmesine ben de hayret ettim. Yalnız benim hayretim bunun siyasi bir hata olduğunu düşünmemden kaynaklanıyor. Askeri bakımdan bunun manasını, asker olmadığım için tahlil edemem. Haritaya bakarsanız o füzelerin İran için yapılmadığını, Rusya’nın burnunun dibinde olduğunu görürsünüz. Anlarsınız, Rusya’nın sınırının üzerinde olduğunu görürsünüz. Nitekim Rusya dedi ki, “Mademki İran’a karşı olduğunu söylüyorsunuz bunların, gidin NATO müttefikiniz olan Türkiye’nin doğu sınırına yerleştirin, Polonya’da ne işi var!”
III. Cihan Savaşı’nı çıkarmak ne Rusya’nın işine gelir ne de Amerika’nın. Einstein’a soruyor gazeteciler; “3. dünya savaşı çıktığı takdirde hangi süper silahlar kullanılır” diye. “Onu söyleyemem yalnız 4. cihan savaşı taşlar ve sopalarla olacak” diyor. Yani, tüm medeniyet 3. cihan savaşında ortadan kalkacak ve taş-sopa devrine dönecek dünya diyor. Böyle bir manzarayı kimse istemez.
Şimdi bakın, en büyük parayla çalışan ting-teng kuruluşları milyarlarca dolar akıtıyorlar, iyi bir dış politika oluşturmak için. Amerika zannedersem, Rusya’ya demek istiyor ki; “Benim işlerime fazla karışma, Ukrayna’da turuncu ihtilali destekledim, senden koptu, zaten Ukraynalılar nefret ederler, bak füzeler de var!” Böyle uzaktan bir tehdit ki bence apolitik. Fakat Amerika buna karar vermişse onu bilmem. Amerika üç tayyare gemisi getirdi Basra Körfezine, İran’ın burnunun dibinde, Amerika’nın öyle 12 tane tayyare gemisi var. Her tayyare gemisinin ateş gücü tam teçhizatlı bir kara tümeni derecesinde, bakın 12 tümen ediyor dünya üzerinde. Şimdi İran’ı onlarla vurmak varken, Polonya’ya, Çek Cumhuriyeti’ne üsler kurunca Ruslar da açıkça söyledi, “Bizim de ilk hedefimiz oldu Polonya ile Çek Cumhuriyeti” diye.

- Teşekkür ederiz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü