Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Türk Ocakları Kahramanmaraş Şûbesinin “Demokratik Açılım” ile İlgili Görüş ve Önerilerini İçeren Rapordur

26 Kasım 2014

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülke ve milleti olarak bölünmez bütünlüğünü sağlamak Devletin ideolojik temeli olduğu gibi, bu temel iradeye zarar verecek her türlü girişime karşı olmak ve tedbir almak da yine Devletin yaşama refleksinin tabii sonucudur. Milletin birliği, Devletin bölünmezliğini sağlamak için millî kimliğimize sahip çıkmak, millî kültürün birleştiriciliğinden yararlanarak ülke bütünlüğü için çaba sarf etmek, başlıca amacımızdır. Bundan dolayı her türlü yıkıcı ve bölücü faaliyete karşı hukukî sınırlar içerisinde mücadeleyi bir hak ve görev olarak görmekteyiz. Bu amaca zarar verecek her türlü yıkıcı-bölücü faaliyeti kültürel planda takip etmek, son zamanlarda millî birliğimize karşı müdahale niteliği taşıyan “Kürt açılımı”, “demokratik açılım” gibi sözde çözüm arayışlarına karşı tedbirli olmak, her türlü menfi faaliyetin takibiyle birlikte millî kimliğimizde yapacağı tahribatın tahlilini ve bunu kamuoyuyla paylaşmayı asırlık Türk Ocakları içinde bir görev ve sorumluluk addediyoruz.

NE YAPILMAK İSTENİYOR?
Millî birliğimizin tahribi ancak millî kültürü yok ederek, millî kültürümüzün kurucu unsurları olan dil, din, birlikte yaşama arzusu, ortak ülkü vb. değerlere saldırarak, farklılıkları öne çıkararak bölünmeyi özendirmekle mümkündür. Bu cümleden olarak sözde “demokratik açılım” adı altında yapılmak istenilenler şöyle sıralanabilir:

  • Ülkemizde etnik kimliklerin pekişmesi için etnik ütopyalar yaratarak, siyasal ve bölgesel ayrışmalar amaçlanmaktadır. Bu şekilde bölge halkının ayrı bir millet olduğuna yönelik çabalarla millî birliğimize yönelik saldırılar ve tehditler gün günü artmaktadır.
  • Aynı şekilde ülkemizin üniter yapısına yönelik olarak Anayasanın başlangıç bölümüyle teminat altına alınan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel vasıfları tartışmaya açılmaktadır. Anayasadan “Türk” sözcüğü, “dili Türkçedir” ibareleri çıkartılarak açıkça “yumuşak eyalet sistemi” ne geçilmesi önerilmektedir.
  • Türkçeden başka Kürtçenin de resmi dil ve eğitim dili olması talep edilmekte; böylece etnik kimliklerle siyaset yapma ve devlet hayatında yer almanın önü açılmak istenmektedir.
  • Terör örgütü mensuplarına genel af getirilerek başta binlerce masum insanımızın katili Öcalan olmak üzere örgüt liderleri ve militanlarını cezadan kurtararak onların siyaset yapmalarına fırsat verilmek istenmektedir.
  • Yerleşim bölgelerinin ve şahıslarının isimleri değiştirilerek bölgesel farklılıklar ve kimliklerin öne çıkarılmasıyla ayrı bir siyasi coğrafya oluşturulmak istenmektedir.
  • “Yerel Yönetimler Yasası” değiştirilerek genel bütçeden gelen payın yerel yönetimce kullanılması, seçilmiş belediye başkanlarının valilerden daha etkin kılınarak onlara ili temsil yetkisi verilmesi talep edilmekte; bölge kaynaklarının genel bütçeye aktarılması önlenerek, oluşacak sözde “yerinden yönetim” ile fiilen “eyalet sistemi”ne geçilmesi planlanmakta; nihayet devletin üniter yapısını fiilen ortadan kaldırmaya yönelik teklifler tartışılmaktadır.
  • En büyük ortak paydamız olan yüce dinimiz dahi bölücülüğe âlet edilmekten payını almakta, “Güneydoğu’nun Şafiî mezhebe mensup olduğu, dolayısıyla oradaki illere Şafiî imamlar atanması gerektiği” gibi hezeyanlara rastlanılmaktadır.
  • Ülkemizin de içinde bulunduğu bölge sürekli istikrarsızlaştırılarak bu çerçevede bölgenin dış müdahalelere açık hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
  • En son aşamada “millî birlik projesi” diye takdim edilen bu “süreç” ile Anayasanın 3. maddesinde ifadesini bulan  “ Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçedir.” hükmü çeşitli siyasi söylemlerle ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

TESPİT VE TAHLİLLER
Devletin, hukukun içinde ve meşrû müdafaa çerçevesinde 25 yıldır teröre karşı verdiği mücadele başarısız sayılarak şimdi öngörülen “Kürt açılımı” ya da “demokratik açılım”, iddia edildiği gibi kendi millî ihtiyaçlarımızdan kaynaklanan bir proje değildir. Aksine bu proje, uluslar arası egemen güçlerin bölgesel operasyonlar çerçevesinde, kendi çıkarlarını devam ettirebilmek için Türkiye’ye verdikleri yeni rol çerçevesinde, Türkiye ve bölgesinde oluşturulan istikrarsızlık politikasının devamı için gerekli önerilerden ibarettir. Bu anlamda başlıca tespit ve tahlillerimiz şöyledir: 

  • Tarih boyunca bizatihi Batlılar tarafından “Şark Meselesi” dâhilinde ortadan kaldırılması için hakkında çeşitli projeler hazırlanan, bazı hakşinas tarihçiler tarafından “Türkiye’nin Parçalanması Hakkında Yüz Plân”  ve benzeri eserlere konu olan ülkemiz, İmparatorluğunun parçalanmasıyla kalmamış; en son - fevkalâde masum bir görüntü altında –  yeni bir parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır.
  • Oysa bugün her türlü müdahaleye rağmen, milletimizin birlikte yaşama ülküsüne sımsıkı bağlı olduğu, Mîsâk-ı Millî sınırları içerisinde herkesin – etnik köken sevdalıları hariç - “Türk kimliği” altında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olarak yaşama arzusu içerisinde bulunduğu açıkça görülmektedir.
  • Türk kavramından etnik bir kimliğin kastedilmediği açıktır. Türk kavramı, etnik bir kesimi ifadenin ötesinde bu coğrafyada yaşayan, tarihi birlikte oluşturan, sosyal menşei ve değerleri bir olan, bu değerler etrafında geleceği de birlikte şekillendirme ülküsüne bağlı sosyolojik bir gerçekliği ifade etmektedir.
  • Buna rağmen etnik kimliklerin öne çıkarılmasının çok özendirildiği bu “süreç”te, millî kültürdeki küçük farklılıklar bir arada yaşamayı imkânsız kılan temel farklılıklarmış gibi takdim edilmekte, ülkemizde bile en az iki farklı çeşidi konuşulan ve mahallî iletişim aracı olmaktan öteye geçmeyen “Kürtçenin hem resmî, hem de eğitim dili olması”, ortak millî kültür ve heyecanı baltalayacak bir girişim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla kalmamakta, böyle tehlikeli bir uygulama, ülkemizde konuşulan diğer mahallî dillere de aynı kapıyı açacak nitelik taşımaktadır.
  • Anayasadan “Türk” ve “Türklük” kavramının çıkarılması ise, en az bin yıldan beri bu coğrafyada yaşayan, sırf bu bölgede bile “Saltuklular”dan, “Sökmenliler” den, “Artukoğulları”na kadar nice “Doğu Anadolu Türk Devletleri” kurmuş halkımızın ortak adını şüphesiz berhava edecek girişimlerdir.
  • Bütün bu taleplere cevap verilmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti devletimizin bir asırlık kazanımlarının yok sayılacağı ve bunun neticesinde on, yirmi yıl gibi kısa bir süre içerisinde üniter yapımızın bozulacağı, sonunda büyük felaketlerle karşılaşılacağı açıktır.
  • Bu sürece bağlı olarak bu coğrafyada yeni siyasal topluluklar ve bunların kendilerini yönetme talepleri ortaya çıkacaktır.
  • Bu oluşumlar hem birbirleriyle, hem de merkezi otoriteyle mücadeleye girecek, sonuçta bölge daha da istikrarsızlaşacak ve felaketin boyutları artacaktır. Neticede asırlardır sürekli kuvvetlenerek gelişen kardeşlik ruhu bozularak bölge insanları arsında kalıcı düşmanlıklar oluşacaktır.
  • Bilinen bir gerçektir ki, ırkçılığa dayalı ideolojiler temelde materyalist bir dünya görüşüne dayanır ve Batı düşüncesinin ürünüdür. Milletimiz tarih boyunca ırkçılık gütmemiş ve bütün unsurlarıyla İslâm ahlâk ve faziletini kendi hayat felsefesi yapmıştır. Oysa Türkiye’deki azınlık ırkçıları,  özellikle marksist-stalinist bir örgüt yapılanmasıyla kurulan PKK, tamamen materyalist bir dünya görüşüne sahiptir. 
  • Halkın böyle bir talep ve beklentisi olmamasına rağmen, - gerçekte “Kürt” olmayan – “Kürtçüler”in bölücü başı Öcalan başta olmak üzere PKK sözcüleri, DTP yetkilileri ve liberal aydınların “Kürtler” adına öne sürdükleri talepler,  bölge halkının menfaatlerinden ziyade bu bölgede etkin olmayı isteyen ABD, İsrail, AB vb. küresel güçlerin amaç ve menfaatlerine hizmet edecektir.
  • Irak işgali ile içine düştükleri kaos ve çıkmaz, ABD ve müttefiklerini yeni çözüm arayışlarına yöneltmiştir. Ne var ki, işgalde kendilerine işbirlikçi yaptıkları “Kürt Aşiret Yöneticileri” sayesinde “Kürtler”i, bölgenin diğer gruplarına düşman haline getirerek onlara belki de en büyük kötülüğü etmektedirler.
  • Buna karşılık güvenlik güçlerinin etkin mücadeleleri sonucu, hem dağa çıkacak eleman bulmakta her zamankinden fazla zorlanan, hem de teröristleri dağda tutmakta sıkıntı çeken PKK`ya açılım propagandalarıyla âdeta nefes aldırılmak istenmektedir
  • Durup dururken “Kürt açılımı” ihtiyacının nereden doğduğu manidardır. Bu projeyle ilgili gizli ve açık toplantıların ilkinin Bağdat’ta, sonrasının Erbil’de, Washington’da, Pentagon’da, Norveç’de yapılmış olması sözde açılımların arka planını oluşturmaktadır.
  • Terörle mücadeleye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulduğu bir anda artık bölgedeki PKK varlığını yeni projeleri için mahzurlu bulan küresel güçler onları demokratik sistem içerisinde meşrulaştırarak, arkalarındaki desteklerini çekmediklerini göstermek istemektirler. Bu şekilde Türkiye’de terörle yapmak istediklerinden çok daha fazlasını sözde meşrû yoldan elde etmeyi amaçlamaktadırlar.
  • Barış, kardeşlik, insan hakları gibi evrensel hukuki değer ifade eden kavramlar, siyasi amaca âlet edilerek, bunlar “Kürt açılımı”, sözde “demokratik açılım” adı altında saptırılarak, bu sayede hiçbir şekilde dış müdahalelerin gerçekleşemeyeceği Türkiye’nin geleceğine, kolayca müdahale imkânları amaçlanmaktadır.
  • Hep diz çöktürülmek istenilen, ayakları üzerinde durmaması için her türlü ekonomik, siyasi,  kültürel operasyonlara açık olan ülkemizin şimdi bölgesel avantajlarıyla sağladığı yeni dinamizm yok edilmek istenmekte, üstelik bu defa çok daha kapsamlı ve kalıcı bir uzlaşmazlığın tohumları sözde açılımlarla, ek olarak “kanı durdurma”, “toplumsal barış” adına Türkiye’ye sunulmaktadır. Bu sunumu yapan kim olursa olsun, fakat şüphesiz ki buna bilerek-bilmeyerek âlet olan her kimse, tarihî vebalden kurtulamayacaktır.

 ÖNERİLER, DİLEKLER
Gerçekte ülkemiz insanının ihtiyaçlarından kaynaklanmayan bu projeye karşılık Türk milliyetçilerinin, Türklük ve Türkiye sevdalılarının, içinde bulunduğumuz terör sorununa karşı kalıcı, ekonomik, sosyal ve psikolojik temelleri olan “sözde” değil, “gerçekçi bir millî birlik projesi” ortaya koymaları lâzımdır. Başta resmî ve sivil bütün milliyetçi toplum örgütleri olmak üzere, milliyetçiliği rehber edinen kurum ve kuruluşlar, bu konularda en geniş kültürel birikime sahip Türk Ocakları’nın da katkılarıyla meseleyi kapsamlı bir şekilde, geleceği de kucaklayacak bir öngörüyle ortaya koymaları gerekmektedir. Şöyle ki:

  • Biz bu açılım tartışmalarının günlük siyasi yönlendirmelerin ötesinde, tarihî ve bilimsel verilerin ışığında, millî menfaat ve beklentilerimize uygun olarak, yeterli donanıma sahip insanlar eliyle, sorumluluk bilinci içerisinde ele alınması taraftarıyız.
  • Türk milliyetçileri olarak demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleştirilmesi bizim en başta gelen amacımızdır. Gerçek anlamda demokratikleşmek için ülkenin önünü tıkayan 12 Eylül’den kalma yasaların değiştirilmesi, Türk milliyetçilerinin de temel hedefidir. Biz temel hak ve özgürlükleri milletimizin her ferdi için vazgeçilmez şartlar olarak görmekteyiz. Ancak bu bireysel hak ve özgürlükler, “kollektif haklar”a dönüştürülerek üniter yapımızı bozmaya âlet edilemez ve “güvenlik ile özgürlük” dengesini hep korumalıyız.
  • Üniter devletlerde siyasi bölücülüğün en etkili tetikleyicisi, dil ve edebiyatta yapılacak ayrışmadır. Mahallî nitelikteki gelişmemiş bir dil ile insanları dil ve edebiyat eğitiminden mahrum bırakmak yerine, ilk ve orta öğretimde olabildiği kadar yeterli eğitim vererek insanımızın ruh ve düşünce zenginliğinin gelişmesine katkıda bulunmalıdır. (Söylendiği gibi, üniversitelerde bir “Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü” açılması, tarihî hata olur ve fevkalâde sakıncalıdır. Buna karşılık, genelde bir “Mahallî Kültürler ve Dilleri Araştırma Enstitüsü” kurulmasının hiç de sakıncası yoktur – böylece, dış ülkelerdeki bu kabil örneklerin yaptığı istismar ve yönlendirmeler de açığa çıkacaktır.)
  • Halkın huzur ve güvenliği için devlet otoritesinin ülkenin her noktasında hâkim olması ve devlet kurumlarının yetkilerini en etkin ve koordineli şekilde kullanmaları sağlanmalıdır.
  • Devlete karşı isyan eden ve saldırıda bulunanlar en etkin şekilde etkisiz hale getirilmeli ve cezalandırılmalıdır. Af vb. yumuşak ifadelerle cesaretlendirilmelerinin önüne geçilmelidir.
  • Bölgedeki istikrar ancak bölge ülkelerinin, kendi bölgelerini etkin bir şekilde kontrol etmeleri ile mümkündür. Buradan hareketle komşu devletlerin üniter yapılarının kuvvetlendirilmesi için bölge ülkeleriyle sıkı bir işbirliğine girişilmelidir.
  • Yakın tarihimizde yaşanan siyasi ayrışmaların bölge insan ve kaynaklarına yol açtığı  faturalar ortada iken, yeni ayrışmaların sebep olacağı felaketler konusunda etkin çalışmalar yapılmalı, böylece kamuoyu yeterince aydınlatılmalıdır.
  • Açılım tartışmaları içerisinde devletten beklediğimiz, Türk milletinin milli mukadderatına kast eden bu projeyi reddetmesidir.

            Asıl istenmesi gereken, “millî devlet” (ulus-devlet) ilkesinden ve ülküsünden asla vazgeçmeden, ülkenin bütün bölgeleriyle sosyal ve iktisadi, kültür ve eğitim bakımından, topyekûn kalkındırılması dâvasıdır. Bunun için en başta yapılması gereken şey, “etnik menşe arayışlarına zemin hazırlamak” yerine, her fırsatta bu milletin en az bin yıldır “tarihî ve sosyal menşeinin bir olduğu”na dikkat çekmek, bu birliği millî eğitim yoluyla pekiştirmek olmalıdır.
Asırlık Türk Ocağı mensupları, böyle bir dâvanın dün olduğu gibi bugün de usanmaz savunucuları  ve yılmaz neferleri olarak mücadeleye devam edecektir.

NOT:
Bu rapor, önce 10 Ekim 2009 günü Hatay’da yapılan bölge toplantısına sunulmuş (ve Şube faaliyet raporuna eklenmiş), sonra bazı ilâve ve tashihlerle -son şekli - 17 Ekim 2009 Cumartesi günü, Şube Başkanı Dr. Faruk Atlı tarafından K.Maraş’ta düzenlenen basın toplantısı yoluyla halka

Bu yazi 1837 defa okundu.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü