Zehir

08 Mart 2010

Benim çocukluğumda duymuştum bu olayı. Anadolu’nun güzel bir sahil kasabasında Gülçiçek adlı kız evlenir. O zamanlarda adet olduğu üzere kocası ve kaynanası ile aynı evde birlikte yaşamaya başlar.

Lakin kısa bir müddet sonra kaynanası ile geçinmenin o kadar kolay olmadığını anlar. İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır. Bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bazen tartışma ve bağırma sesleri komşularına kadar ulaşır. Evdeki hengame kasaba geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin tepkisini alır. Genelde kabahat yeni gelinde bulunur ve ikaz edilir.

Birkaç ay sonra, bitmez tükenmez gelin kaynana kavgaları, hayatı ev halkı, komşuları ve annesi ile karısı arasında kalan eşi için de cehennem haline getirmiştir.

Artık bir şeyler yapmanın gerektiğine inanan genç kız soluğu, babasının da arkadaşı olan ve aynı zamanda Mevlevi dervişi olan kasabanın baharatçısında alır ve derdini anlatır. “Kaynanasını sakinleştirecek, sinirini yatıştıracak bitkisel bir karışım hazırlamasını” rica eder.
Yaşlı baharatçı derviş, ona bitkilerden yaptığı bir şurup hazırlar ve şöyle tembihler:
“Bu karışım etkilidir, ancak tesiri iki yönlüdür. Ya yaşlı kadınının sinir sistemine etki yaparak onu sakinleştirecek, veya ters tesir ederek onu yavaş yavaş öldürecektir. Bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanan için yaptığın yemeklerin içine koymalısın. Karışım kesinlikle az dozda verilecektir. Böylece eğer ters etki görülürse, yaşlı geçimsiz kadının gelini tarafından öldürdüğü belli olmamalıdır.”

Yaşlı adam, ayrıca genç kıza kimsenin ve özellikle eşinin şüphelenmemesi için, bu müddet esnasında kaynanasına çok iyi davranmasını ve ona en güzel yemekleri yapmasını, banyosuna yardım etmesini ve küçük hediyeler almasını da tembihler.

Bu çift yönde etkili ilaca fazla da aklı ermeyen, ama bir umutla fayda bekleyen Gülçiçek sevinç içinde eve döner, baharatçı dervişin dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yapıyor, kaynanasının tabağına da azar azar muhtemel ilaç-zehiri damlatıyordu. Kadına sıkça banyo yaptırıyor, temizliyor, küçük hediyeler ve çiçekler alıyordu.

Bir süre sonra, kayınvalide çok değişmişti. Gelinine kızı gibi davranmaya başlamıştı. Artık onu üzmüyor, kötü konuşmuyor ve her yapılana teşekkürle, gülücüklerle karşılık veriyordu. Hatta bir keresinde, kendisine annesinden kalan ve çok değer verdiği pırlanta yüzük-küpe-kolye takımını zorla gelinine hediye etmişti.

Evde bahar rüzgârları esmeye başlamıştı. Herkes birbirine iyilik yapmak için adeta fırsat kolluyordu. Ama genç kız, kendisini çok ağır bir yükün altında hissetti. Yaptıklarından bin pişman vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı dervişe, şu ana kadar kaynanasına verdiği muhtemel ilaç-zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir hazırlaması için yalvardı. Yaşlı kadının artık ihtimal de olsa ölmesini istemiyordu.

Derviş, yaşlı gözlerle ve pişman vaziyette karşısında konuşup duran Gülçiçeğe baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı
“Sevgili Balçiçek” dedi. “Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece güçlendirdin. Hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise beyninde olandı. Sen yaşlı kadına iyi davrandıkça beynindeki zehir de dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı. Böylece siz gerçek bir ana-kız oldunuz” dedi. “Haydi artı hayatı kendine, eşine, kayınvalidene ve herkese cennet yap…”

Kıssadan Hisse:
Gül veren elde gül kokusu kalır. Sevilen insan, sevgisini diğer insanlarla paylaşan insandır.

Yazan

Orhan ARSLAN - turkocagi@turkocagi.org.tr
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü