Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Türk Dünyası ve Türkçe

19 Mart 2012

"Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün Rusya'nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir, işte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak... Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihîmiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir." 

Sovyet Rusya’nın çökmesiyle birlikte; aynı dini, aynı antropolojik yapıyı, aynı tarihi, aynı gelenekleri, kültürü ve karakteri paylaşan; Aral, Baykal, Balkaş gölleri gibi zengin su kaynaklarını barındıran; doğalgaz, uranyum, bor, bakır, krom ve altın gibi yeraltı kaynaklarının dünyadaki toplam miktarının dörtte birine sahip olan; dört mevsimi de yaşayan uçsuz bucaksız verimli topraklara sahip; Orta Asya’da dört, Kafkasya’da bir Türk Cumhuriyeti doğmuştur.

Yazının başında yer alan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün uzun yıllar önce söylediği söz ile Anadolu Türklerinin dışında da var olan bir Türk Dünyası gerçeği ve Türkiye’nin bu coğrafya ile muhakkak ilgili olması gerektiği vurgulanmıştır. Atatürk, bunun nasıl yapılacağını bile bizlere söylemiş ve Türk Dünyası ile olan köprülerin kurulması vazifesini bizlere miras bırakmıştır. Ancak ne yazık ki bu mirasa, bu ödeve rağmen Sovyetler Birliği dağıldığında Türkiye bu duruma hazırlıksız yakalanmış ve Türk Dünyası ile olan ilişkiler arzu edilen şekilde olmamıştır. Öyle ki uzun yıllar zulüm altında yaşayan ve yeni bağımsızlığını kazanan Türk Devletleri Sovyet Rusya’nın devamı niteliği taşıyan Bağımsız Devletler Topluluğuna katılarak yalnızlıklarını gidermek istemişler ve en azından bağımsızlığını yeni kazanan diğer devletler ile birliktelik oluşturmuşlardır.

Türk Milliyetçilerinin dışında, Türkistan coğrafyasındaki soydaşlarımızın bağımsızlıklarını kazanacaklarına inanan, Turan hayalleriyle planlar kuran bir zümre olmadığı için, Sovetlerin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan beş Türk Devleti karşısında, “ağabey” rolündeki ülkemiz maalesef hazırlıksız yakalanmıştır. Gerçekçi kriterlere göre ve geleceğe yönelik uzun vadeli bir dış politika üretmede hazırlıksız olduğumuz için, daha doğrusu beş yeni bağımsız Türk Devleti doğana kadar dış politikamızda, Türkiye’nin dışında kalan Türkler ile ilgili ciddi planlamalar olmadığı için arzu edilen düzeyde siyasi ve iktisadi bir birliktelik kurulamamıştır. Türkiye ile beklenen ilişkilerin sağlanamaması üzerine; Kore, Japonya gibi ülkeler, bağımsızlığını yeni kazanmış Türk Devletleri üzerine sömürü amaçlı, Türkiye’yi dışarıda bırakan projeler üretmişlerdir. Her ne kadar, bağımsızlığını yeni kazanan; Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Türk Devletlerinin de katılımıyla gerçekleştirilen Türk Dünyası Kurultayları büyük başarılar elde etmişse de devamında izlenen politikalar meselenin özüne yönelik olmadığı için Türk Dünyası Kurultayları da sonuçsuz kalmıştır. Çünkü meseleyi yanlış anlayarak; para ile sadece imar faaliyetlerini üstlenmek ve asker eğitmek ile tam manasıyla bir birlikteliğin sağlanması mümkün olamazdı. Asıl birlikteliğin sırrı, yıllar önce “Gaspıralı” tarafından ifşa edilmişti: “Dilde, işte ve fikirde birlik”. Ancak ne yazık ki meseleyi özünden yanlış anlayarak bu birliktelikler kurulamadı.

Depremler, yolsuzluklar, ekonomik krizler, dinci-laik tartışmaları, son zamanlarda ise Ergenekon gibi meseleler Türkiye’yi hep iç siyasetle meşgul etmeye zorlamış ve Türkiye büyük düşünemeyen, uzun vadede istikrarlı bir şekilde izleyebileceği dış politikası olmayan bir ülke haline gelmiştir. Bunun sonucunda ise Türk Dünyası ile birlikteliği sağlayacak gerekli adımlar atılamamış ve birbirinden her geçen gün uzaklaşan bir Türk Dünyası meydana gelmiştir. Bağımsızlığını kazanan Türk Devletleri de birbirinden daha da uzaklaşarak daha çok kendi içine dönmeye, Sovyetlerin uzun yıllar takip ettiği, Türk Toplulukları arasındaki birlikteliği engellemek amaçlı “ayrı milletler yaratma” politikasının adeta meyvesi mahiyetinde yanlışlar yapmaya başlamıştır. Öyle ki Azerbaycan dil hanesinden Türkçe ibaresini kaldırıp, Azerice yazmıştır. Azerbaycan topraklarının işgali karşısında ise Özbek bakanlar insanı yardım bulunma tekliflerine bile “Onlar Azeri, bize ne onların topraklarının işgalinden” diyebilmişlerdir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hiçbir Türk Devleti hala tanımamaktadır. Bu gibi olaylar geçen her dakikada, her saniyede birbirimizden daha da uzaklaştığımızı göstermektedir.

Hâlbuki Türkiye dâhil bütün Türk Dünyası birbirine dil bağı, kültür bağı, din bağı ile sımsıkı bağlı konumdadır. Destanlarımız, şiirlerimiz, sanatımız, müziğimiz, milletimizi millet yapan bütün değerlerimiz bütün Türk Dünyası ile ortaktır. Mesela; Türkiye’deki Bolu Bey’ine baş kaldıran Köroğlu’nun destanı; Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’da da ortaktır. Ama ismi bir tarafta “goroğlu” diğer tarafta “koroğlu”. Aynı şekilde Nasreddin Hoca da Türk Dünyası için ortak bir değerdir. Türkiye’de Nasreddin Hoca, Azerbaycan’da Molla Nasreddin, Kazakistan’da Koja Nasreddin, Özbekistan’da Nasreddin Efendi'dir. Yine ismi değişmiş ancak yüklendiği görev aynı kalmıştır. Bir diğer örnek de bütün Türk Dünyasının Korkut Atasıdır. Bizim de bugün Dede Korkut hikayeleri olarak okuduğumuz hikayeler yüzyıllardır devamlılığını koruyan bütün Türk dünyasına kalmış bir kültür mirasıdır. Bunlarla birlikte Müzik dili de aslında Türk Dünyasının ne derece “bir” olduğunu kanıtlayan bir öge durumundadır. Bünyamin Aksungur’un örneklerini bizzat icra ederek gösterdiği birçok müzik eserinde, müzik dilinin de hem Türkiye’deki Türkler hem Özbekler, hem Uygur Türkleri, hem Kırım Türkleri, hem Azerbaycan’daki soydaşlarımız hem de Türkmenistan’daki kardeşlerimiz için aynı olduğunu kanıtlamaktadır. Bir şarkının ya sözleri aynı kalarak, bestesi farklılaşmış ya da bestesi aynı kalıp sözleri farklılaşmış halde 12 milyon kilometrekarelik Türk dünyasında ortak olarak bulunması birlikteliğimizi kuvvetlendiren gerçeklerdir. Sivas yöresine ait bir “Zeynebim” Türküsü, Irak Türkmenlerinde sözleri biraz daha farklılaşarak da olsa aynı ise, Kırım Türklerinde de aynı ise, veya başka bir eser Doğu Türkistan ile Türkiye’de ortak olarak biliniyorsa bunun bir tek sebebi olabilir, o da bu eserlerin aynı kültür değerlerinden beslenilerek vücuda gelmiş olmasıdır.

Bütün Türk Dünyasında birleştirici rol üstlenebilecek ve bu dünyayı birbirine sımsıkı bağlayabilecek en kuvvetli bağlardan biri de şüphesiz “dil bağı”dır. Dil; dilbilimciler tarafından bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularının o toplumda ses ve anlam bakımından geçerli ortak öğeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistem olarak tanımlanır. Lehçe isebir dilin kendi içinde alt kollara ayrılması ile meydana gelir. Bu itibarla lehçeler, dilin coğrafi ve sosyal ayrılıklar dolayısıyla,  ses yapısı, şekil yapısı ve kelime hazinesi bakımından zamanla birbirinden az çok ayrılmış olan dallarına verilen addır. Türkiye Türkçesi, Kazak, Kırgız, Özbek ve Altay Türkçeleri Türkçenin ayrı alanlarda gelişmiş lehçeleridir. Bizler en başta birbirine karıştırılan bu iki mefhum hakkında doğru bilgilenmek zorundayız. Kazakistan’da da, Türkmenistan’da da Türkiye’de de konuşulan dil Türkçedir. Değişen sadece lehçedir.

Dili iki şekilde sınıflandırmak mümkündür:

1) Köken Bakımından    
2) Yapı Bakımından

Dillerin ses yapısı, şekil yapısı, cümle yapısı ve köken bilgisi bakımlarından birbirleri ile incelenmesi köken bakımından sınıflandırmanın konusudur. Bu incelemelerin sonucu olarak dil aileleri meydana gelmiştir. Hint-Avrupa, Hami-Sami, Fin-Ugur, Ural-Altay dil aileleri bu sınıflandırmada oluşan dil aileleridir. Bu dil aileleri de kendi içerisinde alt kollara ayrılmaktadır. Yapı Bakımından sınıflandırma ise üç gruptan oluşmaktadır:

  • Tek Heceli Diller (Çince, Tibetçe,Vietnam Dili)
  • Eklemeli Diller (Türkçe, Fince,Macarca…) Bu dillerde, hiç değişmeden sabit kalan tek veya çok heceli kökler ile bunlara eklenen çeşitli ekler vardır.
  • Çekimli Diller (Arapça)

 

En az 2000 yıllık tarihi bir geçmişi olan Türkçemiz ise, Ural-Altay dil ailesinin Altay kolunda yer alan eklemeli bir dildir. Türk dilinin milattan birkaç bin yıl öncesinde Ana Altaycaya veya Altay dil birliğine kadar uzanan bir tarihi vardır. Türkçenin ana kaynağından bugüne kadarki devrelerini şu şekilde saymamız mümkündür:

  • Altay dil birliği devresi
  • Türk-Çuvaş-Moğal-Tunguz dil birliği devresi
  • Çuvaş-Türk dil birliği
  • Ana Türkçe
  • Eski Türkçe
  • Orta Türkçe
  • Yeni Türkçe devresi ve Türkçenin çeşitli kolları

 

Eski Türkçe devri Türkçenin İslamlık öncesi dönemi ve ilk İslam dönemine verilen addır. Göktürk Devri 6–8.yy, Uygur Devri 8–13.yy, Karahanlı Devri 10–13.yy. dönemlerini kapsamaktadır. Bu dönemlerde bize miras kalan eserlerden başlıcaları ise: Altun Yaruk, Sekiz Yükmek, Kutadgu Bilig, Divanü Lugat-it Türk, Atabet-ül Hakayık gibi eserlerdir.

Orta Türkçe Devresi, Türk yazı dilinin Eski Türkçe’den yeni yazı dillerine geçiş döneminde, bu iki devreyi birbirine bağlayan dönemin dilidir. Harezm Türkçesi ile temsil edilir. Yeni Türkçe devresi de özellikle Türkiye Türkçesi alanın da 3 kısma ayrılmaktadır.

  • Eski Anadolu Türkçesi
  • Osmanlı Türkçesi
  • Bugünkü Türkiye Türkçesi

 

Türk dili 13.yüzyıla kadar hemen hemen aynen ve boyların diyalekt farklarından etkilenmeden devam etmiştir. Dilbilgisi ve fonetik ayrılığı yok gibidir. 13.yy. yazı dili Azerbaycan ve Anadolu’ya gelen Oğuz Türklerinin yazı dili “Güney Batı Oğuz Türkçesi”dir. Bunu Ahmed Vefik Paşa’nın hazırladığı Lehçe-i Osmanî eserinin önsözüne yazdığı şu cümlelerden anlıyoruz:

"Türk dillerinden Türkiye'de ilk yayınlanan Oğuz şubesidir. Tataristan ve Türkistan'ı bir zaman Doğu Denizinden Macaristan'a kadar kavrayan dile hâlâ "Guz" (Oğuz) dili deniliyor. Onun yenisi (olan) Türkmen dili İran ve Suriye'yi kaplayıp Anadolu'ya inmiş, zaman içerisinde Osmanlı lehçesini oluşturmuştur. Fergana'dan Hindistan'a kadar yayılıp, Halacî Afganistan diline karışmıştır. Eski bölümlerden Kıpçak dili, Hîve'den başlayarak Sibirya ve Kırgız, Kuman, Bulgar, Kazan bölgelerini çepeçevre kuşatmıştır. Uygur dili, Çin yörelerinden Kaşgâr'a kadar yayılıp, oradan 700 yıllarında Cengizoğulları Türklük ve İslâmiyet halkasına katıldıklarında Çağatayca dili olarak doğmuştur.” 

Eski Türk Edebi dili, az değişerek Orta Asya’da ve Kuzey Batı Asya’da devam etmiş bu da Kıpçak-Çağatay-Harezm Türkçesini oluşturmuştur. Bu dönemlere kadar Türkçenin kullandığı alanlarda çok fazla farklılıklar olmamasına karşın Türk Devletlerinin parçalanması ile lehçe farklılıkları oluşmuştur. Coğrafyanın da birbirinden uzak olması bu farklılıkları artırmıştır. Ancak bu farklılıklar hiçbir zaman çok uç noktalara ulaşmamış ve birbirinden çok farklı diller meydana gelmemiştir. Türkçenin lehçeleri arasındaki farkı çok güzel bir şekilde anlatan Şemseddin Sami Bey, Kamus-i Türki eserinde:

"Doğu Türkçesiyle Batı Türkçesi arasındaki fark, sanıldığı gibi, İtalyanca ile Lâtince veya İspanyolca ile Fransızca arasındaki fark gibi değildir. Bu fark iki Türkçeden her birini, diğerinden büsbütün ayrı ve kendi başına bir dil saydıracak kadar olmayıp, ancak Kuzey ile Güney Almanya, Toskana İtalyancası ile Napoli İtalyancası veya Mısır Arapçası ile Fas, Tunus gibi Kuzey Afrika Arapçaları arasındaki fark derecesindedir ve Doğu Türkçesiyle Batı Türkçesi tek bir dildir, ikisi de Türkçedir" demiştir.

            Konuşma dilinde zamanla farklı sebeplerle çok sayıda lehçenin oluşmasına (oluşturulmasına) rağmen yazı dili bu kadar farklılık göstermemiştir. Çünkü yazı dili daha muhafazakardır. Normal şartlar altında özelliklerini kolay kolay kaybetmez. Lehçelerin alabildiğine farklılaşarak birbirinden çok uç noktalara gitmesini önler. Türklerin yazı dilinde kullandıkları alfabeleri:

  • Orhun Alfabesi (5-8 yy.)
  • Uygur Alfabesi (8-15.yy.)
  • Arap Harflerine dayanan Türk Alfabesi(10. asırdan sonra)
  • Latin Alfabesi

şeklinde sıralamamız mümkündür. Bu devirlerden bizi en çok ilgilendiren kısım, Türk Dünyasının bugünkü dil durumunu en çok etkilemesi bakımından Latin alfabesinin kullanıldığı dönemdir. Çünkü bu dönemde gerek Çarlık Rusya gerekse Sovyet Rusya’nın aynı politikayı izlemeleri sonucu düzinelerce lehçe ve her bir lehçeye de ayrı alfabe üretilmek suretiyle Türklerin birbirlerini anlamaları bilinçli bir politikayla zorlaştırılmıştır. “Bir Milleti yok etmek istiyorsanız önce dilinden başlayın.” sözü Rus’ların izlemiş oldukları politikanın temelini oluşturmuştur.

Latin alfabesini ilk olarak 1922’de Azerbaycan kullanmıştır. Türkiye ile aynı Arap Harflerini kullanan Sovyetlerdeki Türklerin, Türkiye ile yazılı anlaşma köprüsünü kesmek için Sovyet zoru ile Orta Asya Türkleri Arap Harflerini bırakıp Latin Harflerine geçmiştir. Türkiye’nin 1928 Harf İnkılabını yapması ile Rus oyunu bozulmuştur. Ancak yine Rusya; bir dil birliğinin kurulmaması ve her bir Türk topluluğundan ayrı birer millet yaratma politikasının gereği olarak, Orta Asya’da bulunan Türkler ile Türkiye’nin dil köprüsünü yıkmak amaçlı daha önce Latin alfabesini zorla kabul ettirdiği gibi bu sefer de Latin Alfabesini yasaklamıştır. Onun yerine Kiril-Rus alfabesine geçilmiştir. Böylelikle Türkiye ile alfabe birliğinin oluşması yeniden engellenmiştir. Ruslar her bir Türk toplumuna ayrı Kiril Alfabeleri kabul ettirerek, Sovyetler’de yaşayan Türk topluluklarının; birbirlerinin kitaplarını, yayınlarını okuyamaz hale getirmiştir. Ruslar böylelikle, Sovyetler’de yaşayan Türklerin yalnız Türkiye’den değil birbirinden habersiz yaşamaya başlamasını sağlamıştır.

Yine Sovyetler, her bir Türk topluluğunu ayrı millet gibi, ayrı soy gibi göstermek için uğraşmıştır. Her Türk topluluğundan Türk kimliğini, sözünü ve imajını silmeye çalışmış, dolayısıyla farklı farklı milletler yaratmak için uğraşmıştır. Türk kelimesini yasaklamıştır. Türkçe kelimesini yasaklamıştır. Kazak’ı-Kırgız’dan, Özbek’i-Türkmen’den, Türkmen’i-Azeri’den farklı kimlik haline getirerek bu toplulukların aynı soydan gelmediği şuurunu yerleştirmeye çalışmıştır ki başarılı olmasına da ramak kalmıştır.

Ruslar bir milleti yok etmek için en tesirli silahın dil olduğu gerçeğini çok iyi kavramışlardır. Çünkü dil, milleti millet yapan bütün değerlerin, birbirine sımsıkı bağlanmasını sağlayan bir çimento görevi yapmaktadır ve bununla birlikte bu değerlerin nesilden nesile aktarılmasını sağlayarak devamlılığı da gerçekleştirmektedir. İşte bu sebeple Ruslar; Türk Topluluklarının her birine farklı lehçeler ve alfabeler benimseterek, bu lehçelerin ayrı birer dil olarak ortaya çıkması için çalışmıştır. Bunun sonucunda yapay olarak elde edilmiş 20 yazı dili ile bugün karşı karşıya bulunmaktayız. Bunlar: Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi,  Türkmen Türkçesi, Özbek Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Uygur Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Karakalpak Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Karaçay Türkçesi, Balkar Türkçesi, Nogay Türkçesi, Hakas Türkçesi, Altay Türkçesi, Tuva Türkçesi ile Çuvaşça ve Yakutçadır.

Her ne kadar çok sayıda yazı dili oluşturulmuş olsa da bütün bu yazı dillerinde ve lehçelerde sayı adları, zamirler, fiiller ortaktır. Letonya’dan Japon Denizine, Adriyatikten Çin Seddine kadar 12 milyon kilometrekare olan Türk Dünyası coğrafyasında 300 milyon insan bir, iki, üç, dört/tört, beş, altı, yedi/yeddi/ceti, sekiz, dokuz/tokuz, on diyerek saymaktadır.

Bununla birlikte birçok kelime bütün Türk lehçelerinde ortaktır. Buna bir örnek olarak sadece “toprak” ve “diken” kelimelerini inceleyelim:

Türkiye Türkçesinde toprak; Azerbaycan Türkçesinde torpag; Türkmen Türkçesinde toprak; Tatar Türkçesinde tufrak; Kazak Türkçesinde toprak; Uygur Türkçesinde toprak; Özbek Türkçesinde tuprak; Kırgız Türkçesinde topurak olarak kullanılmaktadır.

Türkiye Türkçesinde diken; Azerbaycan Türkçesinde tiken; Kazak Türkçesinde tiken; Kırgız Türkçesinde tiken; Özbek Türkçesinde tiken; Türkmen Türkçesinde tiken; Uygur Türkçesinde tiken olarak kullanılmaktadır.

Ayrıca bu lehçelerin söz dizimi de aynı yapısal özelliği göstermektedir. Tamlamada tamlayan daima tamlanandan önce gelmektedir. Cümlede ögelerin dizilişi de; özne + tümleçler + yüklem şeklindedir. Tüm bunlara baktığımızda bir yanda her ne kadar Türkçeye verilmiş çok büyük zararlar olsa da diğer yanda bütün bu tahribatlara rağmen Türk dünyasında ortak bir Türkçenin konuşulmasını gerçekleştirmenin bugün bile mümkün olduğu gerçeğini görebilmekteyiz.

Ortak Dil-Ortak Türkçe

Bugün bütün Türk Dünyasını birleştirecek en önemli köprü dil köprüsüdür. Bu sebeple 300 milyonluk Türk Dünyasının “Ortak Türkçe” ile konuşmasını sağlamaya yönelik adımlar, geçmişteki denemelerden ders çıkarılarak ivedi bir şekilde atılmalıdır. Bugüne kadarki ortak Türkçe oluşturma çabaları, her lehçeden kelime alınarak yamalı bohça misali bir Türkçe oluşturma çabalarıyla sürdürülmüş ancak başarıya ulaşamamıştır. Dil kurultayları gerçekleştirilmiş ancak verimli sonuçlar elde edilememiştir. Bu konuda, dünyada başarıya ulaşmış örneklere bakacak olursak, en yaygın lehçenin, en gelişmiş olanının ortak dil olarak kabul edildiğini görürüz. Buna en iyi örnek Almanya ve İtalya’dır. Her iki ülke de 19. yüzyıl sonlarında dil birliklerini sağlamışlardır. Alfabe için de aynı şey geçerlidir. Zira bir dilin en yaygın olanı ya da bir alfabenin en yaygın olanı demek aynı zamanda en gelişmişi de demektir ve o dilde o zamana kadar üretilmiş çok sayıda edebi eser, müzik eserleri ve sanat eserlerinin de var olması demektir. Ortak Türkçe çalışmaları için de aynı durum söz konusudur. En yaygın Türkçe hangisi ise onun ortak kabul edilmesi; diğer lehçelerin de ortak olan bu Türkçeye uyum sağlaması için her alanda gerekli olan adımların atılması ile bütün Türk Dünyasının birbirini tercümansız olarak anlaması sağlanacak ve siyasi bir birlikteliğin de kapısı aralanacaktır. Bu açıdan bakacak olursak: Balkanlar, Türkiye, Kıbrıs Türkleri, Irak, Kırım ve Azerbaycan Türklerinin kullandığı Türkçe Osmanlılık itibari ile aynı sayılabilir. Çünkü buralarda konuşulan Türkçe birbirine çok yakındır. Bu coğrafya ise 100 milyondan biraz daha fazla insan nüfusunu kapsamaktadır. Bu bölgede ortak İstanbul Türkçesinin konuşulmasını sağlamak çok zor değildir. Bu sağlanmış olursa, Türk dünyasının üçte birinin de kolaylıkla aynı dilde konuşması sağlanmış olacaktır.

Oğuz Türkçesi dediğimiz Türkçe yani İstanbul Türkçesi; ortak Türkçe kabul edilerek kendi içinde de yeniden dilde sadeleşme hareketi ile birlikte tüm Türk Dünyasının kısa sürede ortak konuştuğu bir Türkçe haline gelmesi sağlanacaktır. Ortak kabul edilen Türkçenin bütün Türk Dünyasında yaygınlaşması için bunu destekler nitelikte film, TV yayınları, şarkılar, tiyatro gibi iletişim araçlarının son derece verimli ve amacına uygun olarak kullanılması sağlanmalıdır. Bu yayınlar mevcut Türk Kültürünü ve dilini bozucu mahiyette değil aksine unutulmuş değerlerimizi de yeniden canlandırıcı etki yapacak şekilde düzenlenmelidir. Ayrıca çok sayıda edebi eser yeniden basılmalı ve 300 milyonluk Türk Dünyasına sunulmalıdır.

İsmail Gaspıralı’nın 1880’li yıllarda yaktığı “Ortak Türkçede yayıncılık” meşalesinin yeniden yakılması sağlanmalıdır. Tüm Türk dünyasının kısa zamanda gerçekleşmesi mümkün ortak bir Türkçe konuşması ülküsüne hayal diyenlere karşı da İsmail Gaspıralı’nın neredeyse 120 sene öncesinden “Ortak Türkçe”diyerek, İstanbul Türkçesi ile Kırım’da çıkarttığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinin başarısı örnek gösterilmelidir. O dönemlerde Tercüman-ı Hakikat, Kırgızistan’da bile okuyucu bulmuştur. Hatta Ziya Gökalp, "Türkçülüğün Esasları" adlı eserinde bu mevzuda şunları söyler: "Tercüman gazetesini Şimal Türkleri olduğu kadar Şark Türkleri ile Garb Türkleri de anlardı. Bütün Türklerin aynı lisanda birleşmelerinin kabil olduğuna bu gazetenin vücudu canlı bir delildir"

Ayrıca Türk Dil Kurumunun Dil kurultayları düzenleyerek tercüman kullanmadan bütün Türk Dünyasının birbiri ile anlaşabilmesine yönelik gerçekçi çalışmalar yapması sağlanmalıdır. Üniversitelerin bu konularla ilgili etkinlik düzenleyen Öğrenci Toplulukları desteklenmeli ve “Türkçe Günleri” kapsamında düzenlenen etkinliklerde “Ortak Türkçe”nin yayılması hususunda çalışmalar yapılmalıdır. Üniversitelerimizde Ortak Türkçe ile ilgili ilim insanlarının çalışmalar yapması teşvik edilmeli ve her alanda Ortak Türkçe kullanılmasının yararları 300 milyonluk Türk Dünyasına anlatılmalıdır. Bütün bunlar doğru adımlar atıldığı takdirde ve devamlılık sağlanarak kararlı politikalar izlendiği takdirde gerçeklemesi imkânsız şeyler değildir.

Unutulmamalıdır ki Alfabe Birliği olmaksızın, Dil Birliği olmaksızın Türkiye Türklüğü ile Türkistan Türklüğünün siyasi, teknik ve iktisadi meselelerinde ortak çözüm beklenmesi ve bir birlikteliğin sağlanması mümkün değildir. Türkçe; Türk Dünyasının, bütün Türk Milletinin kalbi ve zihnidir. Bu sebeple bütün Türk Dünyasında Ortak bir Türkçe konuşulması sağlanılmadığı sürece, Dünya Türklüğünün tek bir yürek, tek bir ses, tek bir düşüncede birleşerek “Fikirde ve İşte Birlik” prensibini gerçekleştirmesi imkansızdır. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu ise “Dilde Birliği” sağlamaktır.

KAYNAKÇA

  • Türkan,Reha Oğuz; Uyuyan Dev Uyandıracak 9 Proje, ATO Yayınları,1.Baskı,2005.
  • Kalafat,Yaşar; Güney Tükistan’dan Türkiye’ye Meseleler ve Türk Kimliği, Türk Dünyaları Araştırmaları Vakfı,İstanbul, 1995.
  • Aslıyüce,Erdoğan; Ukrayna Toprağında Turan’dan Kırım’a,Yesevi Yayıncılık, İstanbul,2001
  • Ercilasun,A. ,Zülfikar,H. ,Korkmaz,Z. ,Parlatır,İ. ,Gülensoy,T. ve Birinci,N. ; Türk Dili ve Kompozisyon Bilgileri, Yök Yayınları, Ankara,1990
  • Gökalp,Ziya; Türkçülüğün Esasları, Türk Kültür Yayını, İstanbul, 1974
  • Korkmaz,Zeynep(1996); Türk Dünyası ve Ortak Yazı Dili Konusu, Uluslararası Türk Dili Kongresi,TDK Yayınları,1996
  • Akalın,Şükrü Haluk;Türk Dünyasında Ortak İletişim Dili, Türk Edebiyatı Dergisi,Eylül 2001
  • Saray,Mehmet;Gaspıralı’nın Türk Dünyasında Verdiği Dil ve Kültür Mücadelesi, http://www.ismailgaspirali.org/yazilar/msaray.htm
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü