Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Kazakistan’da Bağımsızlık mı, Komünizm mi, Rusya mı, Türk Dünyası mı Tartışması

30 Ekim 2012

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in Ekim ayında Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaret sırasında söylediği sözler Kazakistan’da böyle bir tartışma başlattı. Nazarbayev Kazak-Türk İş Forumundan sonra şunları söylemişti: “1861’de son Kazak hanı öldürüldü. Bundan sonra biz Çarlık Rusya’nın, daha sonra SSCB’nin sömürgesi olduk. 150 sene içinde Kazaklar neredeyse milli kültürlerini, adet ve geleneklerini, dinini ve dilini kaybediyordu. Yaradan’ın yardımıyla 1991’de bağımsızlığımızı ilan ettik.” Bu sözler Kazakistan’da hararetli tartışmalara yol açtı. Milliyetçiler bu sözlere güçlü destek verirken, Rusya ile yakınlaşmayı destekleyen gruplar rahatsız oldu. Özellikle Rusya basını yangına körükle giderek bu sözleri provoke etme yoluna gitti. Bu mesele ve Sovyetler Birliği tarihi uzmanı ve siyaset bilimcisi Aydos Sarım ile komünistlerin önde gelenlerinden Vyaçeslav Artemyev “Jas Kazak” (Genç Kazak) gazetesine gelerek düşüncelerini ortaya koydular.

Vyaçeslav Artemyev: Herkesin şahsi fikirlerini söyleme ve değerlendirmeler yapma hakkı vardır. Şahsen ben politikacıların sözlerini ciddiye almam. Önem vermem. Bana kalırsa enternasyonalist bir kişiden böyle sözlerin sadır olması, biraz kafa karıştıran bir durumdur. Onun böyle bir konuşma yapmasına ne sebep olmuş olabilir? 1991’deki olay Kazakistan için ilk defa elde edilmiş bir bağımsızlık, egemenlik değildir. Çünkü SSCB çöktüğünde, daha önce de egemen olan 15 ülke dağıldı. Niçin bağımsızlık 1991’den başlatılıyor, anlıyor değilim. Niçin onu 1920 Ağustos ayında veya Kazak Otonom Sosyalist Cumhuriyeti’nin Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti şeklinde modern bir devlet olarak çıkışının hukuki temellerinin atıldığı 1936 yılından başlatmayalım?
Aydos Sarım: Kazakistan SSCB’nin bir sömürgesi olduğu şeklindeki bir fikri kabul ediyor musunuz?
Vyaçeslav Artemyev: Hayır, kabul etmem.
Aydos Sarım: 1917’ye kadar, Rusya’nın sömürgesi fikrini?
Vyaçeslav Artemyev: 1917’ye kadar Çarlık Rusya’nın bir parçası olduğunu nasıl inkâr edebiliriz?
Aydos Sarım: Benim sizin fikirlerinize katılabileceğim tek nokta, bizim bağımsızlığımız ve milli devletmizin varlığının sadece 1991 senesi ile ilişkili olmadığıdır. Kazakların bağımsızlık tarihi 1456’da Kazak Hanlığı’nın kuruluşuyla başladığını dikkate alırsak, ekonomistlerimizin söylediklerinden ve hatta Rusya İmparatorluğu’nun tarihinden de eskidir.
Şu anda bizim çözmeye çalıştığımız birçok sorun Komünist dönem ile doğrudan alakalıdır. O dönemdeki değerler, metot ve yöntemler, psikoloji hala bizim özgür düşünmemize, hareket etmemize engel oluyor. Ülkemize tarihi açıdan olumsuz etkiler yapmaktadır. Kazakistan XX. yüzyılda suni açlık ve başka da tarihi olaylarla ilişkili felaketleri yaşadı.
Bu sebeple Komünistlerin, genel olarak Komünizm ideolojisinin siyasi ve tarihi sorumluluğu hakkında mesele gündeme getirilmelidir. Komünizmin şimdiki vaziyeti Faşizme eşittir. Buna benzer bir değerlendirme yapılmalıdır.
Eğer siz Cumhurbaşkanı’nın “Kazakistan Türk halklarının konfederasyonu veya birliği içinde gelişmelidir” sözüne karşı çıkmasanız, tenkit etmezseniz, o zaman sizinle ülkemizdeki Komünizm hakkında, “Bağımsız ülke olarak nasıl kalkınmalıyız, Rusya ile nasıl bir ilişki içinde olmalıyız?” şeklindeki sorular çerçevesinde fikir tartışması yapabiliriz.
Vyaçeslav Artemyev: Rusya ile ilişkiler siyasi çevrelerde veya toplumda olumsuz fikirlere sebep oluyorsa, o zaman mutlaka yönümüzü Türk dünyasına çevirmeliyiz düşüncesi ortaya çıkmamalıdır. Çünkü 70 yıllık tarih sade Kazakistan vatandaşlarının bilincinde sağlam bir yer edinmiştir. O dönemdeki değerleri ve kazançları hiç olmamış farz edemeyiz. Bunlar somut gerçeklerdir. Onun meyvelerinden halen yararlanmaktayız. Sovyetler Birliği dönemindeki 70 yılı sadece siyah renkle, dert ve felaketle anmak adaletsizlik olur.
Sosyalizm Kazakistan’ı “uzay”a çıkardı, kalkındırdı, başarılı yaptı. Kültürel, ekonomik, siyasi ve toplumsal değerler hala önemini kaybetmedi. Kazakistanlıların çoğunluğu sosyalizm şartlarında yaşamak istiyor. Bunu açıkça da söylüyor. Rusya ile de, diğer eski Sovyet cumhuriyetleriyle de yakın ilişkiler içinde olmayı destekliyor.
İlk olarak Türk dünyası ile birlik kurmak gerçekte hayali bir şeydir. İkincisi böyle bir birlik kurulsa bile, kardeş Sovyet cumhuriyetlerinin birliğinden daha iyi bir şey olacağına inanmak zor.
Aydos Sarım: Kişisel bir soru sormama müsaade ediniz. Mesela, sizin akrabalarınızın yarısını öldürüp katil olduğumu farz edin. Sonra ben sizin üniversitede eğitim almanıza, yaşlı ninenizin hastalıklarını tedavi etmenize, oğlunuzun Moskova’da tahsil görmesine yardım etmiş olayım. Söyleyiniz, bu şartlarda beni sever miydiniz? [Aydos Sarım burada Stalin döneminde 1930-1933 yıllarında yaratılan suni açlık felaketiyle Kazakların % 50 nüfusuna yakın, 2,5 milyondan fazla insanın kırılmasına işaret ediyor - A.K.]

Vyaçeslav Artemyev: Neyi ima ettiğinizi biliyorum. Fakat Kazakistan bölgesinde yaşanan tarihi felaketleri bir kişinin hayatıyla böyle özdeşleştirmek doğru olmaz. Açlık yıllarının felaketini Sovyet yönetimi ile Komünist Partisi’nin bilinçli ve maksatlı politikalarının ürünü olmadığını sanıyoruz.
Aydos Sarım: Peki Partiniz “Stalinizm”i suçlamamış mıydı?
Vyaçeslav Artemyev: Bize göre, suçlama diye bir şey yok. Elbette hatasız, kusursuz devlet olmaz. Sovyet yönetimine ağır eleştiriler getirebiliriz. Ancak, yeni bir medeniyetin ilk yöneticilerinin hatalar yapması kaçınılmazdı.
Aydos Sarım: Milyonlarca insanın açlıktan ölmesini, hapishanelere kapatılmasını, öldürülmesini istatistiksel hatalar olarak görmek büyük bir vicdansızlık değil midir? Şahsen ben sosyalizm fikirlerini yanlış bulmam. Gereklidir. Birçok ülkede, mesela, İsveç’te çok iyi sonuçlar vermiştir. Fakat İsveç gelişmiş bir toplum oluşturmak için halkın % 60’ını kırmadı. Mareşal Budeniy’in saldırıları oldu, tüm bir aile yok oldu, sürgünlere gönderildi, makineli tüfeklerle tarandı. Tüm bunları harika politikalar olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Komünizm, hangi şekilde olursa olsun, Kazakistan yaşayamazdı. Çünkü fikir olarak belki başlangıçta iyi olmuş ta olabilir, fakat ideoloji olarak o bir suç ideolojisidir. Mesela, ben sizin evinizi boyayacağım diyerek yanlışlıkla yaksam, suç işlemiş sayılırım ve hapishaneye tıkılırım.
Bu katliamın kökleri şudur: 1935’e kadar Sovyet Hükümeti Kazak topraklarında hakimiyet tesis edemedi. İsyanlar çok oldu. İşçi-köylü müfettişlerinin 1930-1934 senelerinde Moskova’ya gönderdiği raporları okursanız, şimdiki Çeçenistan aklınıza gelir.
Türk birliğine gelirsek, önce şunu anlamalıyız. Kazak-Rus ilişkileri eskiden beri var. Evet, kökleri de derindedir. Türk kardeşlerimize gelirsek, bundan daha eskidir. Biz niçin sadece 80 yıllık tarihi dile getiriyoruz, bin yıllık tarihi unutmamız mı gerekiyor? Bizim hepimiz aynı köklerden geliyoruz. Dilimiz, dinimiz birdir. Kazakistan ve Rusya Allah’ın komşu yaptığı iki devlettir. Her hâlükârda iyi ilişkiler içinde olmak durumundayız. Fakat, Rusya ile ilişkileri devam ettirmek için, niçin başka ilişkileri göz ardı edelim ki?
Bizdeki sorun şudur, Kazakistan’daki Rusça konuşan vatandaşlar ile Rusya’daki kamuoyu Kazakistan’ın tarihi ve jeostratejik açıdan gerekli ilişkileri kurma yolunda attığı adımları kendilerine karşı bir hareket olarak algılamaktadır. Rusya’nın politikaları büyük bir hastalığa yakalanmıştır: “Benimleysen dostsun, değilsen düşmansın.”
Vyaçeslav Artemyev: Rusya politikasıyla ilgili tehditlerden bahsediyorsunuz. Onunla bizim alakamız nedir?
Aydos Sarım: Sizler de aynı şeyleri söylüyorsunuz. Türk birliği hayali diyorsunuz. Niçin? Ben de Kazakistan ile Rusya birliği muğlak diyebilirim. 30-40 yıl sonra Kazakistan’daki Rusların nüfusu % 3-4’ü geçmeyecek. O zaman ne olacak?
Vyaçeslav Artemyev: Endişe edecek bir durum yok. 1917’de de Rusların sayısı çok değildi. Sosyalizm ideolojisi ilk geldiğinde, elbette Kazak düşünürleri kabul etmedi. Bu anlaşılır bir durumdur. 1930’lu yıllardaki isyanlara gelirsek, gerçekler senin söylediklerinle bağdaşmaz. Eğer onlar doğruysa, 1941’de senin bahsettiğin isyancılar için büyük bir fırsat ortaya çıkmıştı. O zaman niçin 500.000 Kazak genci isyana değil, savaşa katıldı? Niçin onların hepsi Mustafa Çokay’ın birliklerine katılmadı?

Aydos Sarım: Nasıl katılmadı dersiniz? Orada 100.000 kişi oldu. [Nazilerin Sovyet ordusundan esir düşen Türkistanlılardan kurduğu, Sovyetlere karşı savaştırdığı ve “Türkistan Lejyonerleri” adı verilen gönüllü kıtalardan bahsediliyor. Ancak, bu gönüllü kıtalarda Mustafa Çokay’ın hiçbir rolü yoktu. O bu kıtalar kurulmadan önce Berlin’de vefat etmişti – A. K.]
Vyaçeslav Artemyev: Peki öyleyse, o zaman beri taraftakilerin sayısını söyleyiniz.
Aydos Sarım: Esir düşenlerin çoğunluğu Mustafa Çokay’ın safına geçtiler.

Vyaçeslav Artemyev: Çok değil. Ayrıca onların çoğu ilk fırsatta beri tarafa tekrar geçtiler.
Aydos Sarım: Kazakistan nerede? Cephe nerede? Kazakistan Ukrayna gibi cepheye yakın olsaydı, her şey başka gelişirdi.
Vyaçeslav Artemyev: Mustafa Çokay coğrafyayı iyi biliyordu. Esir kamplarından kendi fikirdaşlarını bulmak istiyordu.
Aydos Sarım: Buldu!
Vyaçeslav Artemyev: Parmakla sayacak kadar az. Kazakistan’a paraşütle inenleri Kazak çobanları yakalayıp teslim ettiler. Halk onları desteklemedi. Bence sade Kazaklar Sovyet Hükümetini milli hükümetleri olarak kabul ettiler. En önemlisi budur.
Aydos Sarım: Ne zaman?
Vyaçeslav Artemyev: 70 yıl boyunca. Sade vatandaşlar kendi istekleriyle yurt dışına göç etmediler. Zenginlerin peşlerinden gittiler. Yurt dışına tüm hayvanlarını da götürdüler. Kazakları açlık felaketine duçar edenler bu zenginlerdir. Baş sebebi de budur.
Aydos Sarım: Tarihi vesikalar, deliller var. Mesela, Kazakistan Komünist Partisi I. Sekreteri Mirzoyan’ın telgrafı, Stalin’in onayladığı Parti Bürosunun kararı var. Hayvanlarını müsadere ederek, hiçbir yere göç etmeyeceksiniz diye emir verdiler. “Dağda huzur varsa, dağ keçisi mekan değiştirmez.” Onlar huzur dolu ortamdan kaçmadılar. Her yerde açlıktan yamyamlık olayları meydana geldi.
Vyaçeslav Artemyev: Açlık yıllarında üç sene kuraklık da meydana geldi. Bu, tam da, köklü ekonomik reform ve konargöçerleri yerleşik hayata geçirme döneminde oldu. Tabiatın da olumsuz etkisini söylemeliyiz.
Aydos Sarım: Çeçenleri, Kırım Tatarlarını o şekilde sürgün etmek şart mıydı?
Vyaçeslav Artemyev: Bu, zafere ulaşmak için yapılmak zorundaydı.
Toplumda bizim duruşumuzu kabul etmeyen senin gibi insanlar az değil. Biz kendi hayat görüşümüze göre yaşıyoruz. Şimdi biz azız. Sizler bizi suçluyorsunuz. Anlamıyorsunuz, nefret ediyorsunuz. Ona da peki diyelim. Fakat, biz kendi görüşlerimize bağlıyız. Tek bir mahkeme var. O da zaman ve tarihtir.
Aydos Sarım: Evet, 3-4 sene içinde hayat değişir. Ülkemiz de değişecek. Kimse bize artık baskı yapamaz. Fakat Parlamento bu ideolojiyi bir suç ideolojisi olarak kabul eden bir karar almalıdır. Bu, ülkemizin sömürgeciliğin, totalitarizmin kalıntılarından kurtulduğunun, hastalıktan iyileşmeye başladığının bir işareti olacaktır.
Çeçenler ve Kırım Tatarlarının hepsi Faşizmi desteklememişlerdi. Sovyetler Birliği’nin kahramanı unvanını alan Kırım Tatarı pilot var. O zaman niçin “şu adam faşistlere yardım etti, bu adam Komsomol” diye birbirlerinden ayırmadılar?
Vyaçeslav Artemyev: Bir ülkenin kaderi tarih terazisine düştüğünde, ülkeyi kurtarmak için kurbanlar vermek gerekebilir. Anılan halklar arasında rejime sadık, vatansever insanlar elbette vardı. Fakat o dönemde bunları ayıklamak için şartlar uygun değildi. İmkan yoktu.
Aydos Sarım: Sömürge ülkenin özellikleri nelerdir, söyler misiniz?
Vyaçeslav Artemyev: Yöneticileri dışarıdan tayin edilir.
Aydos Sarım: Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin yöneticilerini Moskova belirlemedi mi?
Vyaçeslav Artemyev: Kazakistan anayasası, milli marşı, yüksek organları, sınırları ve vergileri vardı. Kendi bütçesini kendi yönetti.
Aydos Sarım: O zaman niçin Konayev ve Nazarbayev her bükülen demir çubuğu, her inşa edilen hastanenin planlarını alarak Moskova’ya gitmek zorunda kalıyordu? Sizin söylediklerinizin hepsi göstermelikti. Sovyetler Birliği Çarlık Rusya’nın sömürü politikalarını devam ettirdi.
Vyaçeslav Artemyev: Kazakistan’da ekonomi, kültür, sanat, spor, sağlık, eğitim ve bilim oldukça gelişti. Bu nasıl Çarlık Rusya’nın sömürü politikasının devamı olabilir?
Aydos Sarım: Sanki Çarlı Rusyası demiryolu ve hastane inşa etmedi mi?
Mesela, Güney Kazakistan’daki demiryolu istasyonlarının hemen hepsi Çarlık devrinde inşa edilmişti. Birimiz Kazak milliyetçisi, ikincimiz komünist olarak hiçbir zaman anlaşamayacağımız aşikardır.
Vyaçeslav Artemyev: Doğru söylüyorsun. Bizim hayat görüşlerimiz hiç birbiriyle bağdaşmaz. Bu sadece Kazakistan’da değil, tüm dünyada böyledir. Komünizm tüm diğer toplumsal fikirlerle bağdaşmaz.
Aydos Sarım: O zaman bu bir din, bir mezhep midir?
Vyaçeslav Artemyev: Niçin öyle diyorsunuz? Komünizmin özelliği buradadır. Biz evrensel bir akımın temsilcileriyiz. Birçok ülkeden sosyalizm hiç olmamıştır, olmayacaktır da. Yine de oralarda on yıllar boyu Komünist Partisi mevcuttur. Hatta bazı ülkelerde şiddetli baskılara maruz kalıyor. Yine de komünizm fikri, partileri kaybolmadı. Gizli de olsa, çalışıyor.
Aydos Sarım: Şimdi size samimi bir dileğimi ifade etmek isterim. Size uzun bir hayat, sağlık ve mutluluklar diliyorum. Ve sizin faaliyetlerinize, Komünist planlarınıza yasak getiren bir mahkemenin şahidi olmanızı görmek isterim.
Vyaçeslav Artemyev: Ben de sizin yüz yaşına kadar yaşamanızı dilerim. Ama siz onu hiçbir zaman göremeyeceksiniz.
Aydos Sarım: O mahkemede şahit ve hatta davacı olarak bulunacağım.
Vyaçeslav Artemyev: Bundan şüphem var. Şüphe etmediğim tek şey, eninde sonunda enternasyonalizmin hakim olacağıdır.

Kaynak: http://abai.kz/content/teuelsizdik-em-kommunizm#rate

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü