Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Giresun Şubesinden Çanakkale Zaferinin 100. Yılı Konferansı

21 Mart 2015
Giresun Şubesinden Çanakkale Zaferinin 100. Yılı Konferansı

Giresun Türk Ocağı’nda 20 Mart 2015 tarihinde Yrd. Doç. Dr. Nazım Kuruca tarafından “Çanakkale Zaferinin 100. Yılı” konulu konferansı verilmiştir. 

 

Çanakkale Muharebeleri, dünya tarihinde ender rastlanan deniz ve kara savaşlarının örnekleriyle doludur. Siyasî açıdan birçok emelin, ihtirasın düğümlendiği, askerî açıdan insan gücünün, azminin, inancının yanı sıra teknolojinin yeterince denge kuramadığı, vatanını canları pahasına savunanlarla onu istilaya gelenlerin birbirlerini yok ederek, yarım milyonunu üstünde insan zayiatının olduğu ve sonuçları itibarı ile de birçok yanlış hesabın boğazın derin sularına gömüldüğü çetin bir savaştır.

 

Çanakkale Muharebelerinde, Türk ordusu önce deniz harekâtıyla daha sonra da kara harekâtıyla destanımsı bir mücadele vermiştir. Şimdiye kadar pek bilinmeyen taraf ise Türk havacılığının Çanakkale muharebelerindeki rolünün genellikle göz ardı edilmesidir. Balkan Harbi, henüz kuruluş aşamasında olan Türk havacılığının nerede ise yok olmanın eşiğine gelmesine yol açmıştır. Ancak, Birinci Dünya Savaşının başlangıcında yeniden teşkilatlandırılan Türk havacılığı savaşın devam eden yıllarında gelişme göstermiştir. Çanakkale cephesi açıldığında iki uçakla bölgede keşif faaliyetlerine başlanmış, hava keşiflerinde elde edilen bilgiler Çanakkale deniz ve kara savaşlarının seyrini değiştirmiştir.

 

3 Ağustos 1914 tarihinde başlatılan seferberlik, 25 Eylül 1914 tarihinde, yani 53 günlük bir hazırlıktan sonra, ordunun yığınak planları, iaşe ve ikmal konuları bazı eksiklikler olsa da büyük ölçüde tamamlanmış kabul edildi. Buna göre, kara ordusunun seferberlik kadrosu şöyle idi: 780.2828 insan, 195.093 hayvan, 464.798 tüfek, 222 ağır makineli tüfek ve 1661 top şeklinde tespit edilmektedir.

 

Çanakkale Boğazı; Gelibolu kuzeyinde Çankaya Burun ile Bitlice kıvrımında başlar. Nara Burnu’nda ve Çanakkale-Kilitbahir hizalarında daralan boğaz, güney-batı yönünde uzanarak, giriş bölgesi denilen Kumkale-Seddülbahir hizalarında Ege Denizi’ne uzanır. Boğazın kuzey ve güney ağızları arasındaki uzaklık 65 km, bütün girinti ve çıkıntılarıyla uzunluğu Avrupa kıyısında 78 km, Asya kıyısında 94 km’dir. Boğazın genişliği kuzey ağzında 3200 metre, Nara Burnu önünde 1900 metre, Çanakkale-Kilitbahir arasında 1250 metre, Erenköy Koyu-Tengerdere arasında 7500 metre ve güney ağzında 3600 metre kadardır.

 

Gelibolu Yarımadası; Çanakkale Boğazı ile Ege Denizi ve Saros Körfezi arasında uzanan yarımada, kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda 95 km uzunluğundadır; genişliği 6 km ile 25 km arasında değişir. Kuzeyde, Saroz körfezindeki İbrice Burnu ile Kaynarca Limanı arası çıkarmaya elverişlidir. Bu harekâtın hedefi Bolayır kıstağını ele geçirmektir. Böylece Gelibolu-Trakya kara ulaşımı kesilmiş olur. Kaynarca Limanı’ndan Büyük kemikli Burnu’na kadar olan kıyı, sarp ve dik olarak denize iner. Bölgedeki küçük koy ve limanlara yapılabilecek sınırlı ölçüde çıkarma harekâtı, hedeften uzak ve derinliğine ilerleme olanağından yoksun olacaktır.

 

Rusların 1 Kasım 1914’de başlattığı Kafkas harekâtı üzerine 18 İngiliz ve 1 Fransız gemisinden oluşan Amiral Carden yönetimindeki Birleşik İttifak Filosu, 3 Kasım 1914 sabahı Çanakkale Boğazının giriş tahkimatını bombalamaya başladılar. 3. Kolordu mahiyetindeki birlikler 9 Kasım 1914 tarihli harekâtla boğazın ve Gelibolu yarımadasının savunulması için harekete geçmiştir. Müttefik donanmaları 19,25,26 Şubat ve 1-17 Mart 1915 tarihlerinde Çanakkale Boğazı çevresinde mevzilenmişlerdi. Müttefikler, 4 Mart 1915’te Seddülbahir ve Kumkale bölgelerine, birer müfreze çıkarmışlar ancak Türk askerinin büyük bir mukavemet göstermesi neticesinde başarısız olmuşlardır. Bu başarısızlık üzerine 16 Mart 1915’te Amiral Carden görevden alınmış ve yerine Amiral De Robeck atanmıştır.

 

Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın 25 Mart 1915 tarihli emri ile 3. ve 15. Kolordularla, 5. Tümen ve Bağımsız Süvari Tugayından oluşan 5. Ordu Komutanlığı ihdas edilmiştir. Bu ordu kumandanlığının başına Müşir rütbesiyle Liman von Sanders getirilmiştir. Yeni komutan 26 Mart 1915 tarihinde Gelibolu’ya gelmiştir. Sanders müttefiklerin Saros Körfezi ve Anadolu kıyılarına çıkarma yapacağını ve Gelibolu tarafında büyük bir çıkarma ihtimallerinin zayıf olduğunu düşünerek tertip alınmasını istemiştir.

 

 

25 Nisan 1915 sabahı ordunun durumu dikkate alınırsa görülür ki, Liman von Sanders kıyı savunmasındansa düşman içerilere çekilerek imha edilmesinden yana olduğunu açıklamıştır. Kıyı savunması hakkındaki bu görüşlerinden dolayı Türk komutanlarla belirgin görüş farklılıkları olduğu anlaşılmaktadır. 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa başta olmak üzere 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, düşmanın daha kıyıya çıkmasına daha baştan engel olunması gayesiyle savunmayı kıyıdan başlatılmasını düşünmüşlerdir. Sanders ise, kıyıda küçük birliklerin tutulmasını esas kuvvetlerin ise daha içerilerden siper almasını savunmaktadır. 5. Ordunun silah ve iaşe bakımından da yeterli güce sahip olmadığı görülmektedir.

 

 

Tuğgeneral Hunter Weston’un komutanlığında 29. İngiliz Tümeni, 1. ve 2. Avustralya-Yeni Zelanda Tümenleri, Fransız Sefer Kuvvetleri’nden oluşan kuvvetler 28 Mart günü İskenderiye’den hareket ettiler.  İngiltere’den ve İskenderiye’den gönderilen birliklerin sayıları 75.000 kişi kadardı. Limni ve Gelibolu yarımadası açıklarına bu kuvvetler 84 nakliye aracı ile buraya taşınmış idi. Bu personel ile 16.000 hayvan, 3104 araba da nakledilen kuvvetler arasında idi. Birleşik kuvvetler Amiral Robeck’in komutasında 6 filodan meydana geliyordu. Bu filolardan bir tanesi boğazı tutmakla diğer beşi ise çıkarma yapmakla görevlendirilmiştir.

 

 

25 Nisan sabahı, Kabatepe yönünden gelen bombardıman sesleri üzerine 77. Alay Komutanı Binbaşı Saip, 19. Tümen Komutanı’na durumu haber vermiş, ayrıca 9. Tümen’den alınan rapora göre de İngilizler Arıburnu’yla, Kabatepe arasına asker çıkartmakta olduğu bildirilmiştir. 19. Tümen Komutanı Yarbay (Mareşal) Mustafa Kemal, Anzak kuvvetlerinin Kocaçimen Tepe üzerindeki tehlikesini savuşturmak için inisiyatif kullanarak Arıburnu muharebelerine vakit geçirmeden müdahale kararı almıştır.

 

 

Yükseklerden bir sel gibi akan bu Türk taarruzunu General Hamilton daha sonra hatıralarında şöyle anlatmıştır: “İndirdiğimiz onca vahşi darbeye rağmen, gebe dağlar hala Türk doğurmaktadır. Yer yer ilerleyen çizgiler; yeşil çimenlerin üzerinde kımıldayan noktalar; Sarıbayır sırtında, yara izine benzeyen geniş bir kırmızı toprak üzerinde birbirlerini izleyen noktalar-işte yeni bir nokta dizisi ve yine bir tane daha… Yaklaşıyor, gözden kayboluyor, yine ortaya çıkıyorlar… Mevziimizin en yüksek ve en orta yerine, birbirini kovalayan dalgalar halinde yükleniyorlar… Bizimkiler oldukları yerde tutunabilmişlerdi. Yeşil çimenliklerin üzerinden geriye az, çok az nokta döndü. Ötekiler karanlıklar âlemine göçmüşlerdi”.

 

 

Arıburnu kuvvetleri komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Anafartalar muharebelerine ait hatıralarında “Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 7-8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiçbirisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler, onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakika sonra öleceğini de biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler Kur’an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.

 

 

Anafartalar muharebeleri, Çanakkale Savaşı’nın kaderini belirlemiştir. Başlangıçta çok dağınık olan Türk kuvvetlerini Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal tarafından yönetilmeye başlanması ve kuvvet komutanları arasındaki koordinasyon sayesinde başarı sağlanmıştır. Ağustos ayında yapılan mücadeleler neticesinde İngilizler burada başarı elde edemeyeceklerini anlamışlar ve geri çekilmenin hesaplarını yapmaya başlamışlardır. Cephe gerisindeki İngiliz topçularının kuvvetli top atışları sayesinde burada tutunabilen müttefikler zamanla bu güçlerini de kaybetmişlerdir.

 

 

İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener, bölgeden gelen haberleri değerlendirerek, 1915 yılı Eylül ayında Limni adası ve Çanakkale bölgesine yönelik olmak üzere bir denetleme gezisi düzenlemiştir. Lord Kitchener 11 Ekim 1915 yılında General Hamilton’a gönderdiği telgrafta bir tahliye yapıldığı takdirde ne kadar zayiat verilebileceğini sormuştur. Hamilton’un tahliyenin sakıncalı olacağını bildirmesi üzerine General görevden alınmış ve yerine General Charles Monro getirilmiştir. İngilizler büyük bir gizlilik içinde 8-20 Aralık tarihleri içerisinde Anafartalar ve Arıburnu bölgelerinden, 28 Aralık 9 Ocak 1916’da Seddülbahir bölgelerini tahliye etmişlerdir.

 

 

25 Nisan 1915 tarihinden Ocak 1916 başına kadar, İtilaf kuvvetlerinin bölgeden çekilişine kadar geçen sürede cereyan eden muharebelerde her iki taraf da büyük kayıplar vermiştir. 5. Ordu Komutanlığının savaş sonrasında Başkumandanlık Vekâletine verdiği raporunda Türklerin genel kayıplarının 213.882 kişi, İngilizlerin kayıpları 205.000, Fransızların kayıplarının ise 47.000 olarak ifade edilmiştir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü