Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Kuva-yı Milliye Şehri Balıkesir Konferansı Düzenlendi

16 Mayıs 2015
Kuva-yı Milliye Şehri Balıkesir Konferansı Düzenlendi

Türk Ocakları Balıkesir Şubesinde “Kuva-yı Milliye Şehri Balıkesir” konulu ocakbaşı sohbeti düzenlendi. Sohbete konuşmacı olarak Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Zeki ÇEVİK katıldı.

 

Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Zeki ÇEVİK konuşmasında şunları söyledi:

 

“Mondros Mütarekesi sonrasında tarihi kaynağını ve alt yapısını Müdafaa-i Millîye Cemiyeti’nin örgütlenmesinden alan Müdafaa-i Hukuk Ruhu ve Kuva-yı Millîye’si ile halk haksız işgallere karşı durmuş ve fiilen savunmaya geçmiştir. Kuva-yı Millîye, “halkın hiçbir makamdan emir almadan, yalnız millî vicdanından emir alarak, silaha sarılarak milis kuvvetler meydana getirerek (çete harbi) yani bir (gerilla) savaşına girmesidir.”

 

                Mütareke döneminde işgale uğrayan vatan topraklarında başlangıçta niçin bir Kuva-yı Millîye ortaya çıkmıştır? Bunun en büyük sebebi işgallere karşı koyacak ordu birliklerinin bulunmamasıdır. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na girmeden seferberlik ilân edince (1914 Ağustos başı) ordunun mevcudu 400 binden 650 bine çıkarılmıştı. Subay adedi ise 24 bin civarındaydı. Beş yıl sonra Kurtuluş Savaşı hazırlanırken 70-80 bin civarında plânlanan ordunun, subay kadrosunu tamamlamak için büyük sıkıntılar çekilmiş ve bir türlü bu eksik giderilememişti. Bu dönemde gerek terhisler, gerekse firârlar ve kayıplar sonucu bütün ordu mevcudu 50 bini geçmiyordu (1919 Mayıs’ında). Erzurum’daki 15. kolordu dışındaki bütün kolordularda kadro hemen hemen yok denecek seviyedeydi. En iyi durumdaki dört Tümenli 15. kolordunun mevcudu ise 17.860 kişiden ibaretti.

 

                Bu çok eksik kadrolu askeri birlikler mütareke şartlarını çiğnememek ve Paris görüşmelerini olumsuz etkilememek için doğrudan direnişe geçemiyorlardı. Aslında geçecek güçleri de yoktu ve İstanbul Hükümeti’nce de zaten frenleniyorlardı. Bu yüzden, özellikle İzmir’in işgalinden sonra “Kuva-yı Millîye” genel adıyla anılan, halkın ve komutanların katkılarıyla oluşan direnişçi birlikler devreye girerek mücadeleyi üstlendiler. O dönemde başka çare de akla gelmiyordu.

 

                Millî Mücadele’de “Kuva-yı Millîye” terimi iki anlamda kullanılmıştır. Birisi “Millî Kuvvetler” ve “Milis” anlamındadır ki, halk arasındaki anlamıyla Türk Millî Mücadelesi’nde veya onun askeri bölümünü oluşturan Türk İstiklâl Harbi sırasında mücadele veren Milis kuvvetlerdir. Bizim burada ele alacağımız budur. Diğeri ise, daha geniş kapsamlı bir anlam ifade eder. Yani yalnız silâhlı halk hareketi değil, Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhâk kuruluşları, Heyet-i Millîye’ler, kongreler, Ankara’da toplanan TBMM...Bunlara yardım eden kuruluşlar; hatta ordu bu anlamda kullanılmıştır. Bu sebeple Millî Mücadele’ye katılan ve taraftar olan herkese “Kuva-yı Millîyeci” veya kısaca “Millîci” denilmiştir. 1919 yılı ortalarından 1920 sonuna kadar (10 Kasım 1920) geçen bir buçuk yıllık döneme “Kuva-yı Millîye Dönemi” denir.

 

                Aslında Türkler arasında Kuva-yı Millîye oluşturarak mücadele etme düşüncesi 1877-78 Osmanlı-Rus ve 1897 Osmanlı-Yunan ve Balkan Savaşlarında Milis kuvveti şeklinde görülmüştür. Fakat Mondros Mütarekesi’nden sonra “Kuva-yı Millîye” adıyla direniş başlatma düşüncesinin ilk defa Hüdavendigar (Bursa) Valisi Gümülcineli İsmail Bey’den çıktığı ileri sürülmektedir. I. Dünya Savaşı sona ererken VII.Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın Cenâni Bey’e ve Ali Fuat Paşa’ya halkın örgütlenmesi hakkındaki sözleri ile Adana’da iken şehrin ileri gelenlere ateşkesin imzasından hemen sonra bu konuda söyledikleri bilinmektedir.Yine ateşkesi izleyen günlerde Beyşehir’e Süvari Alayı’na atanan Kurmay Binbaşı Nâzım Bey (şehit Nâzım Bey)’in Toros aşiretlerinin yanına gidip savunma yapmaları ile ilgili sözleri ve Çeçenlere silah dağıtması Kuva-yı Millîye hakkında ilk düşünce ve çalışmalardır. Fakat bunlar sözden, etkili bir eyleme dönüşmemiştir. Karargahı Aydın’da bulunan 57. Tümenin Komutanı Albay Mehmet Şefik (Aker) Bey’in 23 Haziran 1919 tarihinde Harbiye Nezareti’ne yolladığı yazıda “Kuva-yı Millîye” terimini kullanması bu cümleden sayılabilir. Şefik Bey bu yazıda “durumun düzeltilmesi için, Kuva-yı Millîye Teşkilâtı vücuda getirmesinin en iyi tedbir olabileceğini...” bildirmiş, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevat (Çobanlı) Paşa’nın da bu yazının altına “son fıkra çok önemlidir, acele edilmesi lâzımdır.” diye not düşmüştür. Tansel bunu Kuva-yı Millîye’nin başlangıcı sayar. Ancak yapılan son araştırmalarda M. Şefik Bey’e bu fikri veren kişinin Burdur Askerlik Şubesi Başkanı İsmail Hakkı Bey olduğu ortaya çıkmıştır.

 

                Dört yıl süren I. Dünya Savaşı’nda büyük acılar çekmiş, kayıplar vermiş ve perişan olmuş Türk Milleti bu defa öz yurdunun da işgal edildiğine şahit oluyordu. Hele Batı Anadolu’da bu işgalcilerin Yunanlılar olması onu çılgına çevirdi. Yorgun ve bitkin hallerine rağmen harekete geçmekte gecikmedi ve halk kendilerinden biraz daha iyi düşünebilenlerin peşine takıldı. Kuva-yı Millîye çeteleri, müfrezeleri doğdu. Yani bir halk hareketi olarak ortaya çıktı. Halka önder olan bu kişiler bazen bir subay, bir sivil bürokrat, eşrâftan bir kişi, bir din adamı, bazen de okuma yazması bile olmayan öncesi eşkıyalık ile geçmiş bir efe, eski bir komiteci olabiliyordu. Kısacası Kuva-yı Millîye’nin kurulmasının temelinde vatansever hocaların, fedakâr subayların, millîyetçi aydınların, hamiyetli kişilerin büyük hizmeti vardır.

 

                Batı Anadolu’da ilk direniş olayları, Bandırma, Balıkesir, Denizli, Soma gibi yerlerde ortaya çıktı. Bu bölgede ilk ciddi, fiili direniş olayı ise Ayvalık’ta 172. Alay komutanı Ali (Çetinkaya) Bey’den geldi. Yunanlılar 28 Mayıs 1919’da Ayvalık’a asker çıkarınca Ali Bey silâhlı direnişi başlattı.

 

                Batı Anadolu’da Müdafaa-i Hukuk ve Kuva-yı Millîye örgütlenmesi sivil yönetici ağırlıklı yürütülmüştür. Çünkü askerî birlikler zayıftır. Askerler, sivil komutanların müşaviri olarak görevlendirilmiştir.

 

Birinci anlamıyla “Kuva-yı Millîye” batıda Yunanlılara, güneyde Fransızlara karşı ortaya çıkmıştır. İşgalci düşman kuvvetlerine karşı bir şey yapamayan komutanlar için Kuva-yı Millîye, vatanın kurtuluşunda en önemli çarelerden birisiydi.

 

Batı Anadolu’da Kuva-yı Millîye’nin kuzeydeki cephelerinin kurulmasında merkez üs olan Balıkesir’de de gelişmeler aynıdır. İzmir’in işgalini 16 Mayıs günü haber alan Balıkesirliler o gün saat kulesinin yanındaki Okuma Yurdu’nda halkın ve ileri gelenlerin katılımı ile toplanmışlar (bu toplantıya Hıristiyanlar da katılmıştır.) ve durumu değerlendirmişlerdir. Fakat Balıkesir’de asıl örgütleme, 19 Mayıs 1919’da Alaca Mescid’te bir mevlid bahanesiyle yapılan toplantı ile başlamıştır. Bu toplantıda seçilen bir heyet İstanbul’a gönderilerek ilgililerle, bu arada Dâhiliye Nâzırı Ali Kemal ile görüşmüşler. Nâzır kendilerine; “Biz size, sizi ayaklanmaktan men edecek emirler veririz, çünkü baskı altındayız. Siz bize dahi isyan ediniz, Millî Müdafaa bir milletin en kudsî hakkıdır” demiştir.

 

Türkiye genelinde işgalci güçlere karşı ilk direniş ve Kuva-yı Millîye örneği bu cephede görülmüştür. Fransızlar Dörtyol (o zaman Adana ilimizin kazası, şimdi Hatay ilimize bağlı bir ilçedir.) civarındaki Karakeçe köyüne saldırınca köylüler silâhla karşılık vermişler. 19 Aralık 1918’deki bu çatışmada 10 Fransız askeri ölmüş ve Fransızlar geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Bu olay, “Türk Milleti’nin saldıran düşmana karşı ilk” direnmesidir. Karısı zorla elinden alınan ve kardeşi öldürülen Kara Hasan (Akıncı) adlı bir kişi 1919 yılı başlarında dağa çıktı. Kısa sürede sayıları 300’e kadar varan Kara Hasan çetesi Nur Dağları’nda gizlenmiş ve zaman zaman yapılan pusularla Fransızlara büyük kayıplar verdirmiştir. Böylece o dönemde “Türkiye’de ilk millî mukavemet meydana” getirilmiş oldu.

 

28 Mayıs 1919’da Ayvalık’ta ilk direnişin hemen arkasından Edremit, Burhaniye, Ayvalık ve civarından halkın oluşturduğu gönüllülerin de katılımıyla bölgedeki Kuva-yı Millîye 500-600 kişiye ulaşmıştır. Ayvalık Cephesi’nde Kuva-yı Millîye’nin teşekkülünde Ali Bey’le birlikte Edremit Kaymakamlığı’ndan istifa eden Köprülülü Hamdi Bey (Biga’da Anzavur’un adamlarınca şehit edilmiştir) Pelitköylü Mehmed (sonradan Karesi Mebusu Mehmet Cavit Bey), Ayazmendli Nazmi ve Kırkağaçlı Mehmed Emin Beylerin (Biga civarında Anzavur’la çarpışırken şehit olmuştur.) de büyük gayret ve yardımları olmuştur. Gittikçe güçlenen Millî Kuvvetler Ayvalık Cephesi’nde bir yıldan fazla mücadele vermişlerdir.

 

Temmuz 1919’dan sonra İzmir’in kuzeyinde Yunan işgaline karşı oluşturulan Ayvalık-Soma-Akhisar-Salihli Cephelerinde asker ve sivil gönüllülerden oluşan millî kuvvetler giderek kuvvetlenmiştir.

 

Sivas Kongresi’nden sonra Batı Cephesi komutanlığına tâyin edilen Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, 22 Haziran 1920’de başlayan Yunan genel taarruzu sonrasında Bursa da işgal edilince az sayıdaki düzenli birlik ve Kuva-yı Millîye ile Bursa’nın doğusunda bir savunma hattı oluşturmuştu. TBMM 10 Kasım 1920’de düzenli birliklere geçme kararı aldı.

 

İşte Balıkesir’de örgütlenen Hareket-i Milliye Reddi İlhak Heyeti Balıkesir’de 4 Kongre toplanış. Aynı kadro Hacim Muhittin(Çarıklı) Bey başkanlığında Alaşehir Kongresini toplayarak bölgesel örgütlenmeye öncülük etmiştir. Böylece Yunan işgalinin önünde Ankara hükümetine zaman kazandırmıştır. Bu bakımdan Balıkesir halkı Milli Mücadele’nin zafere ulaşmasında çok önemli bir görev yürütmüştür.”

 

Programın sonunda Şube Başkanı İsmail ACAR Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Zeki ÇEVİK’e teşekkür ederek Türk Ocaklarına yaptığı hizmetlerden dolayı bir teşekkür belgesi, “Türk Ocakları ve Atatürk” adlı bir kitap hediye etti.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü