Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Giresun Türk Ocağı'ndan Tarihte-Türk Ermeni İlişkileri Konferansı

27 Mayıs 2015
Giresun Türk Ocağı'ndan Tarihte-Türk Ermeni İlişkileri Konferansı

Giresun Türk Ocağı’nda 27 Mayıs 2015 Çarşamba Günü Yrd. Doç. Dr. Ahmet Toksoy “Tarihte-Türk Ermeni İlişkileri” Konulu Konferans Verdi.

 

Türklerin Anadolu bölgesine yaptığı seferler ve fetihler üç hatta dört merhalede ele alınabilir. Türklerin Anadolu coğrafyasındaki varlığı konusundaki bilgilerin ilim adamları tarafından kullanılması yeterli değildir. Özellikle ülkemizde tarihçiler konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları için ortaya attıkları tezlerin çoğu tartışmaktadır.

 

Türk tarihi hakkında birçok çalışma yapan ilim adamlarımızdan Fahrettin Kırzıoğlu, Osman Turan, İbrahim Kafeoğlu ve Z. Velidi Toğan’ın Türk tarihi hakkında yaptığı çalışmalar tarihçiler tarafından yeterince okunmadığı gibi bunların görüşleri üzerine de ciddi bir şeylerin eklendiğini söylemek kolay değildir. Kafkasya bölgesindeki Türk varlığını hiç olmazsa M.Ö. 1000 yıllarına indirdiğinizde bazı meselelere daha rahat ve gerçekçi açıklama getirmeniz mümkündür. Ancak bizim ülkemizdeki tarihçilerin büyük bir çoğunluğu Anadolu’daki Türk varlığını Selçuklu devrine götürmektedir. Daha işin başında metot hatasına düşülmektedir. Yanlış başlattığınız bir yöntem ile doğru sonuca varmanız mümkün değildir.

 

Türk-Ermeni ilişkileri konusunda yapılan çalışmalarda da yöntem hatası vardır. Çünkü Türk Milleti tarihin hiçbir döneminde resmî bir Ermeni devleti ile siyasî bir ilişkiye sahip değildir. Urartular ile Ermeni ilişkisi kurulmak istenmektedir. Halbuki Urartuların Asya kökenli olduğu Ermenilerin ise Avrupa kökenli olduğu da göz ardı edilmektedir. Kafkasya bölgesinde Hun, Avar, Hazar ve Göktürk etkileri hakkında ise yeterli çalışma bulunmamaktadır.

 

Türklerin özellikle Kafkasya bölgesinde Perslerle ve Araplarla yaptığı mücadeleler üzerinde yapılan ilmi çalışmalar birçok yalan yanlış bilgilerler doludur. Yine, Göktürk-Sasani-Bizans ilişkileri Kafkasya bölgesinin siyasi hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Yapılan mücadeleler bölgenin tarihinde çok önemli bir yere sahiptir.

 

Büyük Selçuklu hükümdarları Kafkasya bölgesine ait toprakları o yörede yaşadığı iddia edilen Ermenilerden değil aksine Bizans’tan feth etmişlerdir. Selçuklular bölge üzerinde hakimiyete sahip olan Bizans ile mücadele ederek ele geçirmişlerdir. Bu konu üzerinde özellikle durulması gerekir. Abbasiler devrinde bölgede Arap-Bizans mücadelesi yaşanmış ve Bizans bölgede hakimiyet kurmuştur. Abbasiler devrinde Kafkasya bölgesinin hakimiyeti uzun sürmemiştir. Abbasiler devrinde Türklerden oluşan ve Irak bölgesinde kendilerine özel yerleşim alanları tahsis edilen Türklerin gücünden Abbasi halifeleri istifade etmiştir. Bu yıllarda Abbasi hükümdarlığı eski gücünü kaybetmiş ve batı karşısında yalnız kalmıştır.

 

Türklerin Anadolu ve Kafkasya bölgesindeki bu dördüncü dalga hareketi bölge siyasetinin günümüze kadar geçen süresinde etkili olmuştur. Çağrı Bey, Tuğrul Bey ve Sultan Alpaslan zamanındaki Anadolu siyaseti bölgenin Türk kültürüne kapılarını sonuna kadar açmıştır.

 

Bu arada unutulmaması gereken ise bölgede yaşayan Ermenilerin Bizans-Sasani mücadelesinde Bizans devletinin aleyhine faaliyetleri sonucunda o bölgeden başka yerlere gönderildikleridir. Bu zorunlu göç hadisesi 7. yüzyılın sonlarına tesadüf etmektedir Türklerle hiçbir ilgisi yoktur.

 

Pasinler Savaşı Türker için çok önemli bir zaferdir. Bu zaferin ardından başta Kafkasya olmak üzere Doğu Anadolu’nun nerede ise tamamı Türk fütuhatına açılmıştır. 1071 Malazgirt Zaferi aynı zamanda Türklerin İslâm dünyası üzerindeki siyasi hakimiyetinin işaret taşları olarak kabul edilmektedir. Bu tarihten itibaren İslâm dünyası üzerindeki Bizans baskısı ortadan kaldırılmış ve Türkler İslâm dünyasının askeri ve siyasî bakımdan en güçlü devleti haline gelmiştir. Bahsedilen bölgede kısa zamanda Türk beylikleri kurulmuş ve bölgenin imarına başlanmıştır. Bugün beyliklerden kalan sayısı kültür eserleri bu bilgileri doğrulamaktadır.

 

Osmanlı Devleti zamanında uygulana devlet siyaseti içinde azınlıklar ve özellikle de Ermeniler büyük imkanlara sahip olmuşlardır. Ülkede ticarî faaliyetlerin içinde Ermenileri nerede ise her yerde görmek mümkündür. Ermeni tarihi incelendiğinde en rahat ve huzurlu dönem olarak Osmanlı döneminin olduğu görülür. Devletin nerede ise her kademesinde, eğitim hayatında, ticaret hayatta Ermeni vatandaşlar her zaman güçlü bir pozisyonda yer almışlardır.

 

1815 Viyana Kongresi Osmanlı Devleti’nde ciddi bir kırılmayı da beraberinde getirmiştir. Bu kongrede Osmanlı Devleti içindeki azınlıklar özellikle Avrupa devletlerinin ilgi alanına girmişlerdir. Bu azınlıkların haklarını savunma iddiasıyla başlayan faaliyetler devletin topraklarında küçük devletlerin kurulmasına doğru devam etmiştir. 1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması dahi azınlıkların ticarî faaliyetlerine zemin hazırlamış ve Osmanlı tüccarı karşısında bu gruplar imtiyazlı hale gelmişlerdir. Daha sonra Ermeni milleti üzerindeki düzenlemeler bu faaliyetlerin devamı olarak Osmanlı Devleti tarafından hayata geçirilmiştir.

 

Ruslarla yapılan 93. Harbi’nin neticesinde imzalana Ayastefanos Antlaşması ve devamındaki Berlin Kongresin Osmanlı ülkesindeki azınlıkların tamamen yabancı devletlerin kontrolüne girdiği antlaşmalardır.  1880 yıllarda başlayan Ermeni örgütlenmesinin temel hedefi Türkler üzerinde baskı oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yıllarda batıda Ermeni haklarını savunma bir geçim kaynağı haline getirilmiştir. 1880-1914 yılları arasındaki ermeni faaliyetleri Osmanlı Devleti’ni oldukça sıkıntıya sokmuştur. Batıda kaleme alına gazeteler, dergiler ve broşürler ele altından ülkeye sokulmuş ve Ermeni propagandası yapılmaya devam edilmiştir.

 

Birinci Dünya Savaşı yıllarında özellikle Doğu Anadolu Bölgesine kiliseler ve azınlık okullarının öncülüğünde kararlar alınmış ve öncelikle tarafsız kalınacağı ifade edilmiştir. Ancak Rusların bölgedeki ilerleyişi karşısında Ermeniler ayaklanmalar başlatmış ve Van’da binlerce Türkü katletmişlerdir. Yine Sarıkamış Savaşları sırasında Ermenilerin Türk askerini arkadan vurma çalışmaları ve Ruslarla işbirliği yapmaları yaşanan savaşın seyrini değiştirmiştir. 24 Nisan 1915 yılında devlet Ermeni propagandası yapan yazar, sanatçı gibi grupları tutuklamış ve bunları sürgüne göndermiştir. 27 Mayıs 1915 yılında çıkarılan göçürme kanunu ise bölgedeki Ermenilerin daha güvenli olan ve savaşın yaşanmadığı yerleri sevki ile ilgilidir. Ermenilerin bu yıllarda yaşanan hadiselere ait verdikleri bilgiler tamamen yanlış ve hayal üründür. Bu iddialara ait yanlış bilgiler Avrupa’da neşredilen gazete ve raporlarda mevcut olmasına rağmen bu iddialar ne acı ki Türk tarihçileri tarafından da cahilane bir şekle kullanılmaktadır. Ermenilerin iddia etikleri hadiseler 1914-1918 yıllarındaki nüfus bilgilerine müracaat edilerek yanlış olduğu ortaya konulabilir.

 

Lozan Antlaşması ile bu mesele bizim açımızdan kapanmıştır. Ancak 19707 yılından itibaren dünya gündemine taşınan “Ermeni Meselesi” tarihi bir mesele olmaktan çıkmış bir siyasal mesele haline gelmiştir. Batı bu konuda her aman tarafgir olmuş ve olmaya devam etmektedir.

 

Mesele Hakkında Görüş ve Öneriler

Ermeniler kendi arşivlerinden bahsetmektedir ki böyle bir arşivin varlığı kesin değildir.

Ülkemizdeki yazar çizer aydın grubu bilerek ya da bilmeden bu tarihi tuzağa düşmüşlerdir.

Ermenilerin 20. yüzyılın başlarından itibaren başlattıkları lobi faaliyetleri kendileri açısından başarıya ulaşmıştır.

Ülkemizde 2002 tarihinde konu hakkında başlatılan ilmi ve bilimsel faaliyetler bir şekilde durdurulmuştur.

Batılı devletler ülkemiz ile olan mücadelesinde bu konuyu sürekli bahane olarak karşımıza çıkarmaktadır.

Üniversitelerdeki akademisyenler bu konular hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları gibi yalan yanlış iddiaları bilisel kabul etmektedirler.

Özellikle Türk aydınları bu konuda yeterli çalışmaları yapmamışlardır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü