Türk Dünyası Yardım Kampanyası

KURAN KURSU VE KURAN OKUMA İHTİYACI

12 Şubat 2009
Abdülkadir SEZGİN

Genel mahalli seçim sebebiyle “Kur’an Kursları” nın siyasetin güncel konularından biri haline gelmiş olması son derece önemli ve isabetli olmuştur. Bu sebeple de çok önemli, önemli olduğu kadar da tartışılmayan ve üstü örtülen bir meselenin konuşulmasına imkan tanınmış oldu. Bu sebeple de bu konuyu gündeme getirmiş olan siyaset adamlarına teşekkür ediyorum.
“Kuran Kursu”nun “ana muhalefet ” tarafından ve “iktidar” partileri arasında ciddi polemiklere sebep olması ve bu meselenin seçimler öncesinde siyasi partilerce gündeme getirilmesi bize çok önemli bir meseleyi hatırlatmış oldu:
Nüfusunun %99 unun “Müslüman” olduğu ifade edilen ülkemizde, halkımızın “Kuran Okuma İhtiyacı”nın mevcut durum ve araçlarla karşılanamadığı, ortada istismar edilecek kadar ciddi bir problemin olduğunu ortaya koymuş oldu. Bu husus son derece önemlidir.
Türkiye laik bir ülkedir ve siyasette din, dini değerler veya din hizmetlerinin kullanılması laiklik ilkesi açısından sıkıntılar doğurabilecek bir konudur. Laikliği veya “bize has laikliği” zedeleyecek her türlü davranıştan kaçınılması da gereklidir.
Ömrünün yaklaşık kırk yılını din hizmetlerine vermiş bir Türk Aydını sıfatıyla, karşılanamamış sosyal, kültürel ve sosyo-kültürel ihtiyaçların siyaset ve siyasetçinin gündemine –seçim sebebiyle de olsa- girmiş olmasını tabii ve olması gereken bir mesele olarak değerlendirmek lazımdır.
Bu konuda medyaya aksetmiş ideolojik veya endişeli açıklamaları da saygı ile karşılamanın gerektiği kanaatimizi muhafaza ediyoruz.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE KURAN OKUMA İHTİYACI İÇİN ALINAN TEDBİRLER
29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyet’in ilanı ile birlikte kurulan Şer’iye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) 3 mart 1924 tarihine kadar devam etmiş, siyasi bir kurum olarak Bakanlıkla “din hizmetleri” ve “askeri faaliyet”lerin bir arada gitmeyeceği anlaşıldığından Erkan-ı Harbiye Nezareti (Bakanlığı) ile birlikte kaldırılarak yerlerine Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı ve Genel kurmay Başkanlığı kurulmuştur.
3 Mart 1924 tarihinin önemli devrim sayılan kanunların kabul edildiği gün olduğunu hatırlatmaya gerek olmadığını da biliyoruz.
Bu tarihten itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı din hizmetleri ve Kuran okuma ihtiyacı için günün imkanlarına göre tedbirler almış ve hizmet vermiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığının kadro cetvelleri incelendiğinde, Osmanlı döneminden kalan din hizmetleri alanında kopukluğun olmadığı, mesela Kuran Kursu hizmetlerinin kesintisiz devam ettiği görülür.
1927 yılında önce İmam-Hatip Kursu peşinden İstanbul Üniversitesi’nde bir ilahiyat fakültesi açıldığı bilinmektedir.
Bu fakültenin uzun ömürlü olmadığı bilinmekle birlikte, merhum İstanbul Müftüsü Abdurrahman Şeref GÜZELYAZICI gibi pek çok değerli insan yetiştirdiği de bilinmektedir.
1949 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile ülkemizin farklı illerinde açılmış olan İmam-Hatip Okulları da bu konuda sayılması gereken önemli hizmetler olmuştur.
İkinci dünya savaşı yıllarındaki konjonktür ve siyaset anlayışındaki sıkıntılar sebebiyle “cenaze namazı kıldıracak insan sıkıntısı”nın da sosyal ve psikolojik baskısının da katkısı ile Süleyman Hilmi TUNAHAN tarafından “Kuran Okuma İhtiyacı”nın karşılanması amacıyla başlatılan faaliyetin sonunda “Kuran Kursu merkezli” ideolojik bir yapıya dönüştüğü ve “Süleymancılık” adlı organizasyonu ortaya çıkardığı hafızalardadır.
1946-1950 yıllarından başlayarak gelişen çok partili demokratik siteme geçme sürecinde, sistemin olmazsa olmazı olan eğitimli ve örgütlü toplumun gelişmemiş olması sebebiyle bir takım cemaat ve tarikatların da Kuran kursu faaliyetlerinde varlık hissettirmeye başladıkları bilinmektedir.
*Sosyolog/ Diyanet İşleri Başkanlığı Başmüfettişi

Kamu kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile yukarda bahsedilen tarikat ve cemaatler arasında Kuran Kursu meselesi bir yetki, statü, menfaat ve rekabet aracı da olmuştur. Bu durum ülkemizde ciddi sosyal yaralar açılmasına sebep olduğu gibi, “gizli Kuran Kursu” gerçeği ile de tanışmamıza sebep olmuştur.
İtiraf etmeliyim ki, bu Kuran okuma ihtiyacı günümüzde ve özellikle de şehirlerde gittikçe sayıları artan “kreş, yuva, anaokulu” gibi, okul öncesinde gelişen “gizli Kuran kursu” faaliyetleri biçiminde de devam etmektedir.
Bütün bunlar Kuran Okuma ihtiyacının mevcut legal ve illegal faaliyetlerle karşılanamadığını göstermektedir.

KURAN KURSUNA YARDIM PROBLEMİ

Nerede ise, hemen her Cuma günü, ülke genelinde cami kapılarında “Kuran Kursuna Yardım” adı ile toplanan yardım paralarının hukuka ve mevcut mevzuatımıza aykırı olduğu bir yana, denetimsizliği, nerelere, kim tarafından, nasıl harcandığı da şaibeli durumdadır. Parayı toplayanların en az yarısı da, yardım edenler de bu işten rahatsızlık duymaktadır.
Geçen son altmış sene içinde dağlara, dağ köylerine kasaba ve şehirlere, apartman altlarına yapılan –legal veya illegal- Kuran Kursu binalarının kaç yüz milyar dolarlarla ifade edileceğini bilen kimse de bulunmamaktadır. Bu milyarların “boşa gitmiş milli servet” olduğundan kimsenin rahatsızlık duyduğu da yoktur.
Halen faal olan legal ve illegal Kuran kursu binalarının bakımı, korunması, elektriği, suyu ve diğer masraflarını karşılayanlar, yaşamakta olduğumuz kıriz içinde bu masrafları nasıl karşılayacaklarını düşünüyor olmalıdır. Bu da ayrı bir mesele.

İMAM-HATİP LİSELERİ VE İLAHİYAT FAKÜLTELERİ
İmam-hatip lisesi bir meslek lisesi olmaktan çok, çocuklarının Kuran okumasını isteyen velilerle, fukaralıktan çocuklarını okutamayacak olan köylülerin (derneklerce ücretsiz okutulacak) çocuklarının okuduğu bir okul çeşidi haline gelmiştir.
Türk toplumunun eğitim ve sosyal gelişmişlik düzeyi bu okulların ilk defa açıldıkları 1949 yılı ile mukayese kabul etmeyecek şekilde ilerlemiş gözükmektedir.
Özellikle şehirlerde camileri dolduran cemaatin çok önemli bir kısmını yüksek öğrenim görmüş olanlar ve üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Artık ülke genelinde İmam-hatip Lisesi mezunu imam isteği kalmamıştır.
Bu gerçeğe rağmen (İmam-Hatip Liseleri devam etsin) şeklindeki talebin, “İmam-hatip” ihtiyacının karşılanması amaçlı olmadığı açık anlaşılır durumdadır. Bu okullar dışında Kuran okutulan okulun olmamış olmasından bu talep sürdürülmektedir.
Ülkemizde yaşayan Şii/Caferi, Alevi, Bektaşi, Nusayri, “ben Müslüman’ım” diyen her kim varsa herkesin müşterek tek kitabı “Kur’an”dır.
Bu sebeple de ülkemizdeki herkes Şah İsmail Hatai gibi,
“ Hatai’yim, Hakk’ı dilinden komaz
Daima ederiz biz Hakk’a niyaz
Yedi “Yasin” ile üç kere “İhlas”
Hak nasip eyleye öldüğüm zaman”
Demekte, hiç olmazsa, kendi ölümünden sonra, “arkasından” Kuran okuyacak çocuklar yetiştirmek istemektedir.
Ülkemizde sayıları 25’e yaklaşan ilahiyat fakültesi bulunmaktadır. Buna rağmen hâlâ “İmam-Hatip lisesi mezunu imam”ı kim isteyecektir?

KURAN OKUMA İHTİYACININ KARŞILANMASI VE SONRASI
Bütün dünya ile birlikte yaşamakta olduğumuz ekonomik kırizin etkisi de dikkate alınarak siyasetin gündeme getirdiği Kuran Kursu yahut KURAN OKUMA İHTİYACI’nın karşılanması meselesi gerçek ve temelli bir çözüme kavuşmalı, milli sermaye ve servetin israf edilmemesi sağlanmalıdır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Aziz Atatürk’ün, “din devlet mektebinde öğrenilmelidir” şeklindeki “tevhid-i tedrisat” (eğitim birliği) ilkesine ve anayasamızın 24. Maddesinde yer alan “din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır” hükmü gereği ilköğretimde “seçmeli ders” olarak okutulmasının tam zamanıdır.
Ana muhalefetin öne çıkardığı açılım bu sonucu meydana getirmezse, mesele sadece seçim öncesi vaatleri mezarlığında bir hatıra olarak kalacaktır. Buna fırsat verilmemelidir.
Böyle bir uygulama ekonomik, sosyal, kültürel katkılar yanında, anayasamızın 136. maddesinde yer alan “lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşme” amacını gerçekleştirme ve eğitim birliği hedefine yeniden dönülmede etkin rol oynayacağı gibi, sosyal çatışma riskini de ciddi anlamda azaltacaktır.
Toplumumuzda “laik-anti laik” çatışmasının önemli bir odağı haline gelmiş olan İmam-hatip liselerine ihtiyaç olmadığı ortaya çıkar ve bu okullar, şerefli, kavgasız, gürültüsüz bir sona kavuşur, yani kapanır.
Mevcut İmam-hatip lisesi binaları genel ilk ve orta öğretim binalarına dönüşür.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kuran-ı Kerimi yüzüne okutan kursu kalmayacak, sadece il merkezleri ve büyük ilçelerde, tarihi, kültürel ve geleneksel mirası koruma amaçlı “Hafızlık kursları” kalacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı mevcut yedi binden fazla Kuran Kursu’ nun %85 veya %90 ı kapanacaktır.
Bu durumda, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’na ait olanlarla birlikte çeşitli vakıf ve derneklerin mülkiyetinde olup da ilk ve orta öğretime elverişli Kuran Kursu binaları milli Eğitim Bakanlığına veya emrine verilir.
Böylelikle milli Eğitim Bakanlığı ülkemizin dört tarafında çok ciddi şekilde derslik ve okul yaptırma külfetinden kurtulur.
Bu Türk toplumunda çok ciddi rahatlamalara sebep olacaktır.
Bu rahatlamalardan en önemlisinin de, camilerimizi ve cemaati rahatsız eden “Kuran Kursu’na yardım” sıkıntısı ile, dağa taşa, köye, kasabaya, apartman altlarına yapılan “Kurs binası” külfetinden kurtulan herkesi mutlu edecektir.
İşin en önemli yanı ise, bunun toplumumuzu “gizli eğitim”, “yasak Kuran Kursu” belasından kurtaracak, “din ve Kuran”ı kullanarak yapılmış örgütlenmeleri sona erdirecek olmasıdır.
İlköğretimde “Seçmeli Kuran Dersi” gerçekleşirse, 01 ağustos 2008 günü Konya ili Taşkent ilçesinin dağ köyünde meydana gelen ve yüreklerimizi dağlayan faciaların önü alınmış olacaktır.
Çocuklarına Kuran okutmak isteyen aileler de, kim olduğu, formasyonu, hangi ideolojiye yandaş olduğu belli olmayan açık veya gizli “din hocaları” yerine Atatürk’ün güvendiği, gençliğimizi ve geleceğimizi emanet ettiği Türk Öğretmenleri eliyle çocuklarına Kuran okutmanın huzur ve mutluluğunu duyacaktır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü