Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Ahmet ARIN

turkocagi@turkocagi.org.tr

Türkçemizin özüdür Türkü...

Çanakkale Bir Sestir Geleceğe

24 Mart 2011
Ahmet ARIN

18 Mart 2011 “Çanakkale Zaferi”mizin 96. yıldönümünüydü. Bu önemli gün bütün yurtta çeşitli etkinliklerle kutlandı. Mehmet Akif Ersoy’un unutulmaz mısralarında dile getirdiği, bugün bile ecdadımızın unutulmaz cesaret ve fedakârlığını, acı hatıralarını canlı bir şekilde yaşadığımız hazin savaştır Çanakkale. Şairimizin;

Nerde-gösterdiği vahşetle ”bu: bir Avrupalı”
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.

diye tarif ettiği cehennemî bir mahşerde, Türk milletinin ölmediğini ve tükenmediğini yedi iklim-i cihana gösterdiği için ecdadımızın kahramanlığının kutlandığı anıt bir zaferdir Çanakkale.

Hüzünleniyoruz… Çünkü 1923’ten sonra yeniden var olan Türkiye’mizin tesisinde yer alamayan, geleceğin öğretmenlerini, kaymakamlarını, valilerini, mebuslarını, tabiplerini, Türk Ocaklarında yetişmiş okur-yazarlarımızı, kısaca beyin takımımızı yitirdiğimiz bir savaştı, Çanakkale.

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Huda’nın ebedi serhaddi;
“O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme” dedi.

Seviniyoruz… Çünkü bize bu vatanı canı pahasına emanet eden ecdadımızın, Türk milletinin yenilmezliğini; istediğinde her türlü yokluğa rağmen inancı, azim ve kararlığıyla aleyhine olan bütün durumları lehine çevirebileceğini, yirminci asrın mahlûk-i asillerine -aslında sefillerine- gösterdiği için.

“Asım'ın nesli” diyordum ya, nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar,
O rükû olmasa dünyada eğilmez başlar.

Bu vatanı bize yurt olarak bırakan o eşsiz ordu Yemen’de, Trablusgarp’ta, Balkanlarda, başını ancak Hüda’ya eğen o muhteşem ordu, Çanakkale’de de düşmana eğilmedi. Hatta düşmanının yarasını sararak, yiyecek yemeğini ve içecek suyunu paylaşarak merhamet timsali oldu.

İnsanlık tarihi bir manzarayla geçiyor gözlerimizin önünden, düşüncelere dalıyoruz, sonra soruyoruz; Trablusgarp’ta, Yemen’de, Çanakkale’de, 1. Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda hangi ülkelere karşı savaş verdik? Neden hep aynı ülkeler bir fırsatını bulduğunda karşımıza dikiliyor? Bugün insanlığa dayanılmaz acılar yaşatan ve türlü belalar saran aynı ülkeler değil mi?

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Şairimizin mısralarında belirttiği Çanakkale’ye saldıran medeniyet maskesi takmış yüzsüz ve sefil ülkelerin, 21. yüzyılda Irak’a, Afganistan’a, Lübnan’a, Fas ve Cezayir’e, Mısır’a, bugünlerde Libya’ya dahlini ve müdahalesini görüyoruz. Kendilerince şu ya da bu şekilde ortaya atılan bir sebep veya saik, bu ülkelere, başkalarının topraklarına müdahale hakkı veriyor. İşgal edilen ya da müdahale edilen ülkelerin ortak yönlerinin, kara altın denilen petrol kaynakları ve zengin mali rezervlerin olduğu gayet aşikâr. Müdahaleyi meşru hale getiren 21. yüzyıl yalanı ise, “demokrasi ve insan hakları”. Bunca zenginliğe ve mali güce sahip ülkeler bu işgal ve müdahaleleri önleyebildi mi? Hayır. Peki neden?

Ülkelerin doğal zenginlikleri o ülkelerin gelişmesinde ve güçlü hale gelmesinde tek başına yeterli bir sebep değildir. Doğal zenginlikleri kullanacak bilgi ve teknolojiye, bilgi ve teknolojiyi de yönetecek ve geliştirecek beyin takımına ihtiyaç vardır. Yeni buluşlar üretecek, ilimde ve fende zenginliğe zenginlik katacak genç ve dinamik bir beyin takımınız yoksa ülkenizde adaleti tesis de edememişseniz, Çanakkale Savaşı’nın bu millete kazandırdığı Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “başka milletlerin avı” olursunuz.

Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Bugün dünden değişen bir şey yok. Yine aynı ülkeler sayısız tayyare ile yıldırım tufanları ve alevden seller saçarak açık sinelere saldırıyor. Bu yüzden insanlığın bugün de yarın da Türk milletine ihtiyacı var. Yeniden dünyada adaleti tesis edecek, yeniden dünyaya barış ve özgürlüğü getirecek, akan gözyaşı selini durduracak yegâne millet, “Asım”ın nesli aziz Türk milletidir. Bu iddialı tez için referans isteyenlerin tarihte yolculuk yapması yeterlidir. Şu an üzerinde onlarca ülke bulunan büyük bir coğrafyada 600 yıl barışı ve adaleti hâkim kılan yönetim anlayışına verilen pekiyi dereceli karne hangi millete nasip olmuştur ki… Şairimizin;

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

diyerek Hz. Peygamberin kollarına emanet ettiği, Sultan Selahaddin ve Kılıçarslan’ı kendilerine hayran bırakan, o demir çemberi kırıp parçalayan, ufuklara sığmayan, manevi huzurlarında ne yapsak haklarını ödeyemeyeceğimiz, içinde yüz bini aşkın beyin takımımızın bulunduğu şehitlerimizin bugün neden büyük bir kayıp olduğu daha iyi anlaşılmıyor mu?

“Tarih tekerrürden ibarettir. Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?” diyen Akif yine haklı değil mi? Dünyaya adaletle yön verecek bilim ve teknolojide çağın ilerisinde düşünebilen, ama insan sevgisinden ve adaletten de uzaklaşmayacak dahi Türk insanları yetiştirmek için ne tür projeler üretiyoruz? Sorulması ve çözüm bulunması gereken sorular herhalde bunlar olmalıdır.

Ahmet Arın
Bozüyük Türk Ocağı Başkanı

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü