Türk Dünyası Yardım Kampanyası

PKK’NIN SON AYLARDAKİ GİRİŞİMLERİNİN AMACI

31 Ekim 2008
Ahmet FURKAN

PKK terörü olarak ifade edilen etno-milliyetçi Kürtçülük hareketi son aylarda yeni bir atak başlattı. Abdullah Öcalan’a kötü muamele yapıldığı gerekçesiyle yoğun bir gösteri programı uygulanıyor. Bu eylemleri başta Ahmet Türk olmak üzere, örgütün siyasi sözcüleri “ayaklanma” olarak adlandırıyorlar. Güneydoğu Bölgesinin yanı sıra İstanbul, İzmir, Adana, Mersin ve Antalya gibi kitlesel imkâna sahip bulundukları şehirlerde küçük yaştaki çocuklar kullanılarak yapılan bu gösterilerle çatışma ortamı oluşturulmak isteniyor. Bu toplantılarda konuşma yapan ve PKK’nın milletvekili sıfatı taşıyan sözcüleri son derece saldırgan bir dil kullanarak, bir taraftan Kürt kökenli yurttaşlarımızı kışkırtırken, diğer taraftan Devlet’e meydan okuyorlar. Yasalarda bu fiillerinin karşılığı olan cezaların kendilerine uygulanmayacağını göstererek fiili bir durum yaratmak istiyorlar. 22 Temmuz seçimlerinden sonra TBMM’de kurulan DTP grubunun bazılarına göre ılımlı yahut güvercin diye tanımlanan sözde kanadındaki isimler de ilk izlenimlerini çoktandır terk ettiler; yahut buna mecbur bırakıldılar. Mesela Aysel Tuğluk, 27 Ekim’de Kurtalan ilçesinde düzenlenen mitingde şöyle diyor: “Yıllardır Amet, Van, Şırnak serhıldana (başkaldırı) kalkmış; bu halk özgürlüğünü istiyor. Bakın tutsaklık, ağır tecrit koşullarında yaşayan sayın Abdullah Öcalan’a fizikî saldırıda bulundular. Bir halkın irademdir dediğine, bir halkın onurum dediği insana hakaret ettiler.”

Bir ara silahlı eylemlerin karşısında olduğunu açıklar gibi olan, ancak en seri şekilde dilinin o kısmı kopartılan Ahmet Türk aynı gün Nusaybin’de düzenlenen toplantıda benzer şeyler söylüyor: “Kürtlerin talepleri meşru taleplerdir. Kendi kimliğiyle, diliyle kamusal alanda olmak istiyor. Kürtler demokratik özerkliği savunuyor. Halkın oluşturduğu meclislerin plân ve programlarıyla sorunlar çözülür. Çözüm Güney Kürdistan’da Barzani, Talabani ve ABD’de aranıyor. Çözüm buranın insanıyla olur.”

DTP’nin Başkan Yardımcısı sıfatını taşıyan Emine Ayna aynı tarihte doğrudan Devlet’i tehdit ediyor: “Bu ülkede barışı, kardeşliği, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü getirmek ve akan kanı durdurmak istiyoruz. Sayın Öcalan’ı serbest bırakın, o zaman bakın barış nasıl gelecek?”

Cumhuriyetin kuruluş törenlerine katılmayan DTP aynı günlerde milletvekillerine Ahmet Türk’ün üzerinden PKK’nın siyasî manifestosu anlamında bir broşür dağıttı. Siyasal çözüm bağlamında neler istediklerinin anlatıldığı bu kitapçıkta yer alan talepler, aslında tamamıyla örgütün Ağustos ayında Kandil dağında düzenlediği 10.kongre kararlarını içeriyor. Demokratik özgürlük üst başlığı altında toplanan taleplerin anlamı son derece açıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarını, millî devlet anlayışını terk etmesi, Türk ve Türklük ifadelerinin anayasadan tamamen çıkarılmasını, bunun yerine Kürt kimliğinin, Kürt kültürünün, Kürtçe’nin metne yerleştirilerek teminat altına alınmasını, yerel yönetimlere idare ve malî özerklik verilip, eyalet sistemine geçilmesini istiyorlar.

Çoğunluğun medyada ve üniversitelerde etkili konumda bulunan bildik isimler bu talepleri haklı ve meşru görüyor. Bunlara göre Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren Kürtlere sistemli şekilde haksızlık, hatta zulüm yapmıştır; asimile etmeye çalışmıştır. Madem ki demokrasi isteniyor, empati yapılmalı, Kürtlerin istekleri algılanmaya çalışılmalı, kültürel ve siyasal hakları verilmelidir. Bunların yanı sıra geniş kapsamlı bir af yasası çıkarılarak dağdan inmelerinin, silahı bırakmalarının önü açılmalıdır. Bu arada daha da ileri giderek devletin şimdiye kadar yaptığı zulümden ötürü Kürtlerden özür dilemesini, gerekiyorsa diz çökerek bunu bile yapmasını isteyenler de oluyor (Hakan Albayrak-Yeni Şafak yazarı-Kanal A’nın 30 Ekim tarihli akşam haberlerindeki anlatımı).

DTP yasaların uygulanmamasından dolayı giderek daha pervasız ve saldırgan bir tutum izliyor. Hafta sonu Diyarbakır’da düzenleyeceği oturma eylemini bölgesel bir başkaldırı gösterisi haline getirmek üzere geniş ve kapsamlı bir hazırlık yapıyor. Bu eylemlerin seyrine bakılırsa örgüt Ağustos ayındaki Kandil dağı toplantısında aldığı kararları uygulamaya koymuş bulunuyor. Amaç açıktır; bir yandan karakollara ve güvenlik güçlerine karşı düzenlenen saldırılarla militanların moralleri yükseltilmeye çalışılırken, diğer yandan yapılan toplantı ve yürüyüşlerle kitle tam olarak kontrol altına alınmak, başkaldırı ortamı oluşturmak, devleti örgütle pazarlık noktasına getirmek hedefleniyor. Mart ayındaki yerel seçimlere kadar bu strateji uygulanmak suretiyle siyasi üstünlüklerini seçim sonuçlarıyla tescil ettireceklerini ve böylece iç ve dış destekleriyle aradıkları pozisyonu bulacaklarını hesaplıyorlar.

Bu arada PKK eylemlerine karşın önlem almak isteyen yöneticiler, kamu görevlileri, güvenlik güçleri mensupları çeşitli kanallardan yönlendirilen baskı ve tepkilerle sindirilmeye çalışılıyor. Mesela Adana valisinin küçük yaştaki çocukların örgütün düzenlediği gösterilerde sürekli olarak ve defalarca öne sürülmek suretiyle malzeme şeklinde kullanılmasını, o yaşlarda beyinlerinin devlete karşı kin ve nefretle dolu hale getirilmesini önlemek amacıyla başlattığı basit bir girişim bile insan haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle tepki gördü ve önlendi. Ancak bu tepkiyi gösteren ve insan hakları adına konuştuklarını savunan kuruluşlar ve şahıslar küçük çocuklarını örgütün emrine tahsis eden ebeveynlerin bu insanlık dışı tutumlarından başka hangi yollarla caydırılacağına ilişkin bir öneri sunmaya gerek görmüyorlar.

Güvenlik güçlerini sürekli suçlayarak görevlerini yapamaz hale getirmenin, silahlı kuvvetleri suret-i haktan görünerek hedef yapmanın, sivil ve demokratik anayasa sloganlarıyla üniter milli devleti kuruluş ilkelerini terk etmeye zorlamanın PKK’yı ve terörü desteklemekten başka bir izahı yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu etnik fitneyle, PKK terörüyle başa çıkacak güce sahiptir; bundan kuşku duyanlar, Türkiye’yi teslimiyete yani rezilce bir zillete yönlendirmeye çalışanlar milletimizi tanımayan, kıblesini şaşırmış, imanı zayıf kimselerdir. Yakın tarihimiz bunların örnekleriyle doludur. Ancak son yüzyılda yaşanan olaylar, çok yönlü etnik fitnelerin daha zor şartlar altında def edilmiş olması bu tip sözde aydınların, kozmopolit zihniyet sahiplerinin başarısızlıklarının, haksızlıklarının belgeleridir. Önümüzdeki dönemde geçmiştekinden daha farklı olmayacaktır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü