Türk Dünyası Yardım Kampanyası

OLİMPİYATLARDAKİ BAŞARISIZLIĞIMIZIN ARDINDAN

25 Ağustos 2008
Ahmet FURKAN

Pekin Olimpiyatları Türkiye açısından başarısızlık tablosudur. Sporcularımızın bir altın, iki gümüş ve dört bronz madalya alabildiği yarışmalarda, genel sıralamada 31.olabildik. Üstelik bir altın ve iki gümüş madalya dışarıdan bulunup getirilen yani devşirilen iki sporcu tarafından kazanıldı.

Aslında spordaki bu başarısızlık günümüze ait bir konu değil. Önceki yıllara bakıldığında, 48 Londra Olimpiyatlarından itibaren sadece güreşte ilk sırada yer bulabildiğimizi, diğer branşlarda sayılı birkaç bronz madalyayla yetindiğimizi görüyoruz. Çoğu genç 70 milyonluk nüfusa sahip bir ülke için bu anormal bir durumdur. Konu üzerinde çeşitli açılardan durmak ve çok yönlü düşünmek mecburiyetindeyiz.

Olimpiyat gibi en önemli uluslararası yarışmada başarılı olmak kuşkusuz gurur verici bir olaydır. Nitekim sporcuları kürsüye çıkan, başarılı olan ülkelerde sevinç gösterileri yapılıyor; kazananlara büyük ödüller veriliyor, onore ediliyorlar. Ancak iki yüze yakın ülkeden binlerce sporcunun katıldığı bir arenadan zaferle çıkmak elbette kolay olmuyor; madalyalar tesadüfen kazanılmıyor. Sonuçlara bakıldığında katılımcı ülkelerin iki grupta toplandığı görülüyor. Birinci kategoride ABD, Çin, Rusya, Almanya ve İngiltere gibi ekonomileri güçlü olan, devlet düzenleri oturmuş, gelişmişlik düzeyi yüksek ülkeler yer alıyor. Diğer grupta ise insanlarının belirli branşlarda Allah vergisi atletik özelliklere sahip bulunduğu Etiyopya, Jamaika ve Kenya gibi ülkeler bulunuyor.

Takım sporlarında profesyonel ölçülerin geçerli olduğu, iyi bir alt yapıya sahip, kıyasıya rekabetin yaşandığı, bu yüzden kulüplerin çok iyi organize olduğu ülkeler başarı sağlıyorlar. Ferdi yarışmalarda ise özel yeteneklerini sergileyebilen sporcular araya giriyorlar ve güçlü ülkelere rağmen madalya kazanıyorlar.

Türkiye’nin bireysel yeteneğe dayalı olarak güreşlerde başarı kazandığı günler geçmişte kaldı. Yetenek, disiplinli çalışma ve iyi bir eğitimle beslenip değerlendirilmediği zaman sonuçsuz kalıyor. Çağımızın kurallarına ve şartlarına uygun yöntemi uygulayanlar öne çıkıyorlar, üstünlük sağlıyorlar. Aldığımız sonuçların anlamını doğru okumalıyız; bir takım bahanelere, ucuz tevil yollarına sapmadan tepeden tırnağa kapsamlı ve ciddi bir özeleştiri yapmalıyız.

Bunu yapabildiğimiz taktirde bazı gerçekler hemen göze çarpacak, ön plâna çıkacaktır. Her şeyden evvel eğitim sistemimiz, ilkokuldan başlayarak, beden eğitimi ve spor yapma konusunda “dökülüyor”. Okullarda Beden Eğitimi dersleri eskiden beri adet yerini bulsun kabilinden yapılır. Öğrencilere gerekli araçların, aletlerin ve çalışabilecekleri salon imkânlarını sağlayan okul sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Bu derse ayrılan saatler lüzumsuz bir zaman israfı olarak görülür. Dolayısıyla çocukların yeteneklerini belirleyerek, onlara temel eğitim imkânı hazırlamak, teşvik etmek ve yönlendirmek gibi çağdaş anlayış söz konusu olmaz. Benzer süreç üniversitelerde de yaşanır. Gelişmiş ülkelerin başarılı sporcuları yüksek öğrenimleri sırasında burs ve benzeri imkânlar sağlayarak sahiplenmeleri şeklindeki anlayış bizim üniversitelerde görülmez.

Dolayısıyla milyonlarca gencimizin arasından yeteneklerini geliştirerek başarılı olan, isim yapan sporcular bazen ortaya çıksalar bile bu tamamıyla rastlantı oluyor. Kendi çabasıyla ve bulabildiği imkânlarla elde edilen istisnai sonuçlar genel görüntüyü doğal olarak değiştirmiyor.

Spor teşkilatımız bütünüyle bürokratik hantallığın, organize olamamanın, özetle “beceriksizliğin” şahaser bir örneğidir. Teşkilat bir taraftan siyasî iktidarların yan kolu, diğer yandan sözde özerk federasyonlarda yaşanan yoğun klik çekişmeleri sebebiyle işlemiyor, verimsiz kalıyor. Yıllar geçiyor, dönemler değişiyor, ancak Türk Spor Teşkilatı bu görüntüden kurtulamıyor. Zaman zaman genel görünüme uymayan isimlerin hasbelkader görev aldığı ve sergiledikleri bireysel çabalarla saman alevi gibi başarı sağlandığı dönemler olsa bile, bu durum kurumsal anlam taşımadığından görev süreleriyle sınırlı kalıyor; ayrıldıklarında her şey aslına dönüşüyor.

Gümüş madalya kazanan ve bu başarıya ulaşacağı önceden tahmin edilen atletine bayrağımızı ulaştırmayı beceremeyen yöneticilerle ilgili başka bir değerlendirme yapmaya gerek var mıdır?

Bu başarısızlığın mimarları ortadadır. Öncelikle bu hantal ve verimsiz eğitim sistemini değiştirmeyi düşünmeyen sorumlu politikacılardan, bu tarz seyahatlere katılmayı ihmal etmeyen üst düzeydeki yöneticilerden hesap sorabiliyor muyuz?

Spora imkân sundukları iddiasıyla ortaya çıkan, çok büyük kaynaklar ayıran kamu kuruluşları, başta büyük şehir belediyeleri olmak üzere aslında ne yapıyorlar? Ellerindeki kamu kaynaklarını propaganda amacıyla keyfi şekilde, aklına estiği gibi “bol kepçe” kullanmak doğru ve ahlâkî midir? Belediye kaynaklarıyla profesyonel futbol takımları oluşturmak, milyonlarca lirayı futbolcu transferlerinde harcamak belediyeciliğin anlamına ve amacına uyuyor mu? Israrla sürdürülen bu tutumun ne meslekî ne de vicdanî ve ahlâkî bir gerekçesinin bulunmadığını anlatmak, bu yanlışı düzeltmek öncelikle iktidarın başına yani Başbakana düşen bir görevdir. Bu keyfi ve anlamsız savurganlık yerine aynı kaynaklar daha rasyonel ve verimli kullanılsa, gerçekten spora ve sporculara sunulsa, okulların altyapılarını oluşturmaya yardım edilse, yetenekliler ciddi şekilde desteklenip teşvik edilse, amatör branşlara ağırlık verilse çok şeyler değişir.

Daha genel ve köklü sistem değişikliği yapılması kuşkusuz gereklidir. Ancak bu ihtiyaç bir tarafa, sadece beş-on büyükşehir belediyesi kaynaklarını gösteriş ve şahsî hedefler yerine doğru ve makul alanlara yönlendirseler Türk sporunun kaderi kesinlikle değişir. Çünkü sadece üç büyük şehir belediyesinin nüfusu orta büyüklükteki bir Avrupa ülkesinden fazladır.

Bunların yapılması kesinlikle zor değildir, sadece siyasî kararlılık ve irade gerekiyor.

Hükümet zaman kaybetmeden Pekin olimpiyatlarının değerlendirmesini yapmalı, Başbakan konuya bizzat el atmalı, taşıdıkları sıfatların hakkını veremeyen, sorumluluklarını yerine getiremeyen isimlerin yerine meseleyi her yönüyle bilen, çözüm yolları düşünen, liyakatli, becerikli kimselerle radikal girişimlere yönelmelidir.

Suyun, unun, yağın yeteri kadar olduğu bir ülkenin bu başarısızlığı normal karşılanamaz, sineye çekilemez. Gençlik ve Spor Genel Müdürü’nün gösterdiği başarısızlığı kamufle etmek için birkaç madalyanın arkasına sığınma çabası gerçeklerden sorumsuzca kaçış örneğidir. Milletimize bu mahcubiyeti yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. Yetkili makamları yıllardır sürüp gelen bu ayıbı bir an önce temizlemek için harekete geçmeye çağırıyoruz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü