Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Genel Başkanımız Türk Yurdu Haber'e Konuştu

02 Ağustos 2015
Genel Başkanımız Türk Yurdu Haber'e Konuştu

Türk Yurdu Haber olarak, 103 yıllık Türklük çınarı olan, Türk milliyetçiliğinin hafızası ve fikir okulu olarak görev yapan Türk Ocakları’nın kıymetli genel başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Sitemizin ilk röportajını yaptığımız kıymetli hocamıza teşekkür ediyoruz.

 

Türk Yurdu Haber: Sayın Genel Başkan, öncelikle desteklerinizle yayın hayatına devam eden Türk Yurdu Haber’in röportaj talebini kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Türk Yurdu Haber olarak ilk röportajımızı sizinle yapıyoruz. Umarız devam eden süreçte zaman zaman değerlendirmelerinizi bizler ile paylaşırsınız. Geniş bilgi dağarcığınızdan uzun uzun istifade etmeyi isteriz ancak yoğun çalışmalarınız arasında arta kalan vaktinizi fazla çalmamak için ülkemizin yoğun gündemi ve bazı temel konular hakkındaki görüşlerinizle başlamak isteriz.

 

Malumu olduğunuz üzere ülkemiz son günlerde yangın yerine döndü. Artarda şehit haberleri alıyoruz. Şehitlerimiz yüce Allah’tan rahmet diliyoruz. Gündemdeki bu olaylara geçmeden önce genel başkanı olduğunuz Türk Ocakları hakkında genel bir değerlendirme almak istiyoruz. Kamuoyunda ve basında zaman zaman Türk Ocakları’nın görev alanı hakkında yanlış yorumlar ya da Türk Ocakları’nın mahiyeti hakkında farklı görüşler ortaya çıkmakta. Farklı kuruluşlarla karıştırılmakta. Bize kısaca Türk Ocakları nedir, ne amaçla çalışır, metotları nelerdir bahsedebilir misiniz? Türk Ocakları’nın siyaset ile ilişkisi değerlendirir misiniz? 

 

“OCAKLI, HESABÎ DEĞİL HASBÎDİR, MAKYAVELİST DEĞİL ÜLKÜCÜDÜR”

 

Mehmet ÖZ: Değerli genç kardeşlerim hoş geldiniz. Böyle bir haber sitesi girişimini hayata geçirdiğiniz için siz değerli gençleri kutluyor ve başarılar diliyorum. Görsel ve yazılı medyanın çok çeşitlendiği, sosyal denilen ama muhteva itibariyle sosyalliği bence tartışmalı medyanın hayatımızı kuşattığı bir dünyada millî bakış açısına sahip, ilkeli ve seviyeli yayınlara çok muhtacız. Ben sizlerin bu ihtiyaca cevap vermek için elinizden gelenin en iyisini yapacağınıza inanıyorum. Sorunuza gelince, Türk Ocakları, tarihte kurduğumuz en büyük devletlerden biri olan ve Türk-İslam medeniyetini zirvesine çıkaran Osmanlı Cihan Devletinin dağılma döneminde, bu devletin temeline harcını koymuş, ruhuna nefesini üflemiş olan Türk milletinin yeniden diriliş hamlesinin hem tefekkür planındaki hem de uygulamadaki aslî kurumu kimliğinde ortaya çıkmış bir Ocak’dır. Kurucularının ortaya koyduğu ilkelerden birisi de fırka yani parti siyasetinin dışında oluşudur. Tabiî ki bu uygulamada her zaman kolay olmamış, nitekim Cumhuriyet döneminde tek-parti yönetiminin kurulmasıyla CHP’nin hars şubesi haline getirilmiş, daha sonra bu hali dahi yeterli görülmeyerek kapatılması uygun görülmüştür. Çok partili dönemde tekrar kurulduktan sonra da bir partinin güdümünde olmamaya her zaman özen göstermiştir. Bu, Türk Ocaklarının siyasetle ilgilenmediği anlamına gelmez. Bir milletin halihazırı ve geleceği konusunda iddiası olan hiçbir fert veya kuruluş siyaseti dışlayamaz. Yine, Türk Ocaklarının dünya görüşünde millîlik, milliyetçilik, Türk dünyası çok merkezi önemi haizdir. Bu iki parametre esas alındığında Türk Ocaklarının, kültür, sanat, ilim ve tefekkür sahalarındaki çalışmalarının yanında siyasî gündemi de yakından takip etmesi ve ortaya çıkan problemlere dair görüş açıklaması, sadece tabiî bir durum değil aynı zamanda bir vazifedir. Bugün “Ocak” olarak ortaya çıkan pek çok başka kuruluş da var. Türkçemizin bu çok anlamlı kelimesinin hakkını vererek kurulan her yapıya saygımız var ancak Türk Ocaklarının bu konudaki önceliği ve önderliği açıktır. Bir de şunu belirteyim: Gündelik siyasetin imkânlarından istifade için, sadece ve yalnızca yaranmak ve yararlanmak için kurulan sözde “ocak”lara da itibar etmemek lazım. Ocaklı, hesabî değil hasbîdir, Makyavelist değil ülkücüdür. Türk Ocakları da bu anlayışla yurt içinde 80’e yakın şubesiyle Türk milletinin, Türk-İslam âleminin ve insanlığın meselelerine çözüm teklifleri getirmek, millî şuuru diri tutmak ve çağın şartlarına göre yeniden yorumlamak, medeniyet ve kültür müktesebatımızı asrın idrakine söyletmek amacıyla çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Bunlar; gençlerimize yönelik eğitim ve seminer çalışmalarından konferans ve bilgi şölenlerine, sanat faaliyetlerinden belirli konulardaki çalıştaylara uzanan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

 

Türk Yurdu Haber: Türk Ocakları Türkiye’de imparatorluğun çözülme sürecinde ve yeni bir rejimin yani cumhuriyetin inşası sürecinde kurulmuş bir milliyetçi sivil toplum kuruluşu. O günleri sıcak olarak yaşamış ve mevcut yöneticilere fikirler sunmuş olan Türk Ocakları’nın bugünkü yöneticisi olarak, o günler ile bugünü karşılaştırdığınızda sizce benzerlikler var mıdır? Türk Ocakları’nın kurulduğu “1912 şartları” bugün de ortaya çıkmakta mıdır?

 

ZİYA GÖKALP’İ, SAİT HALİM PAŞA’YI, YUSUF AKÇURA’YI YENİDEN OKUMALI VE DEĞERLENDİRMELİYİZ

 

Mehmet ÖZ: Öncelikle belirteyim ki, tarih dün-bugün ve gelecek arasında sürekli bir etkileşimdir. Devamlılık kadar değişmedir, değişme olduğu gibi devamlılık da vardır. Tarihte yaşanan çeşitli olaylar arasında benzerlikler bulunması da gayet doğaldır. Bu bakımdan günümüzde yaşanan bazı gelişmelerle 1912 şartları arasında benzerlikler tespit etmek mümkündür ve bunlar vardır da. Ne var ki, tarih aynı zamanda değişmedir ve her dönem, her olay farklı bir tarihî bağlamda meydana geldiğinden farklılıklar da vardır. Bu konu, tarih felsefesi bakımından derin bir tartışmayı gerektirir ama ben oraya girmeyeceğim. 1912’de dağılma ve parçalanma çok yönlüydü, bugün özellikle doğu ve güneydoğu bölgeleri ağırlıklı olmak üzere bir etnik-bölücü hareketle karşı karşıyayız. Birinci Cihan harbi Osmanlı Devletinin özellikle Ortadoğu coğrafyasındaki topraklarının işgali ve buralarda yeni devletlerin kurulmasıyla sonuçlandı; bugün de Ortadoğu’da 1990’larda başlayan ama 11 Eylül 2001’de ilan edilen Haçlı seferi ile ikinci aşamasına geçen Ortadoğu Paylaşım Savaşı büyük ölçüde Müslümanı Müslümana kırdırarak devam ediyor. Buradaki gelişmelerle Türkiye’deki bölücü fitne içiçe geçmiş durumda. Ancak farklılıkları da göz ardı edemeyiz. Bugün dünya, çevremizin siyasî haritası, Türkiye’nin toplum, kültür, ekonomi yapısı vb. pek çok alanda o güne kıyasla büyük değişimler ve farklılaşmalar var. Önemli olan nokta şu: 19. Yy.da ve 20. Yy. başlarında yaşanan bazı ayrılıkçılık hareketleriyle bugün ülkemizde ve çevremizde yaşananlar arasındaki benzer noktaları iyi tahlil etmek ve geçmişin tecrübesinden ders çıkarmak. Bu coğrafyanın tarihî derinliğini iyi anlayıp gelecek projeksiyonumuzu onu da dikkate alarak yapmamız lazım. O günkü şartlarda ortaya çıkan tarz-ı siyasetleri Türk ocaklılar ideolojik saplantıyla değil milletimizin ve devletimizin içinde bulunduğu durumdan çıkışında hangisinin ehven olduğu nokta-i nazarından bakarak değerlendirdiler. Şartlara göre kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlediler. Onun içindir ki bugün bizler, mesela Ziya Gökalp’i, Sait Halim Paşa’yı, Yusuf Akçura’yı yeniden okumalı ve değerlendirmeliyiz.

 

3

 

Türk Yurdu Haber: Türk Ocakları’nın açıklamaları ve sizin yazılarınızdan ülkemizde birlik, bütünlük, milli kimlik ve Türklük açısından bir çözülme olduğunu anlıyoruz. Sizce Türk kimliği bir bunalım içerisinde midir ya da ülkemizin bulunduğu şartlarda toplumumuzu kapsayıcı bir muhtevaya sahip midir? Kapsayıcıysa çözülmenin sebepleri nelerdir, değilse çözüm kısaca nereden başlayabilir?

 

TÜRKLERİN İSLAM MEDENİYETİNE KATKILARI GÖRMEZDEN GELİNMİŞTİR 

 

Türk tarihi ve medeniyeti sağlam köklere ve tarihî derinliğe sahiptir. Bugün yeryüzünde var olan çok az milletin tarihi Milat öncesi asırlara uzanır ve bunlardan biri de Türklerdir. Türkler dilleri ve kültürleriyle varlıklarını çok geniş bir coğrafyada sürdürmektedirler. Şarkiyatçılığın basmakalıp hükümlerinin etkisiyle çoğunluğu Müslüman olan Türklerin, askeri ve siyasî alan dışında İslam medeniyetine katkıları genelde görmezden gelinmiştir. Halbuki, günümüz İslam dünyasının pek çok probleminin çözüm anahtarı başta Türk İslam anlayışının dayandığı Hanefi-Maturdi geleneği ve Yesevi ekolü olmak üzere Türklerin manevî, fikrî ve ilmî alanlarda yaptıkları katkılarda bulunmaktadır.

 

BÖLÜCÜLÜK, MEZHEPÇİLİK, MİLLİYETÇİLİKLE IRKÇILIĞI BİR GÖREN İSLAMCILIK TOPLUMUMUZUN BİR BÖLÜMÜNDE KİMLİK BUNALIMI YARATTI

 

Ne yazık ki, ölçülerini kaybetmiş bir eğitim anlayışı, millî değerlere yaslanmayan bir kültür hayatı, kendi medeniyetinin gücünün farkında olmayan bir aydınlar zümresi yüzünden zaman içinde Türklük kavramının kapsayıcı ve içerici muhtevasına halel geldi. Biz Türk Ocağı olarak ısrarla ve inatla Türklük ve Türk milleti kavramının bu, tarih içinde oluşan ve sürekli kendini yenileyen kapsayıcı muhtevasına vurgu yapmaktayız. Ama, millî değerlerden uzak basın ve yazı dünyamızın, etnik bölücü ve mezhepçi hareketlerin, milliyetçilikle ırkçılığı eş gören bir İslamcılık versiyonunun vb. etkisiyle toplumumuzun bir bölümünde bir kimlik bunalımı ortaya çıktı. Buna rağmen geçen yıllarda yapılan anketlerde hâlâ Türk kimliği ve Türkçe yüzde 80-90 arasında ortak nokta olarak ortaya çıkıyor. Ama altını çizmek gerekir ki, ideolojik bombardıman sonucunda bu alanda zemin kayması devam edebilir. Devletin ve bizler gibi sivil toplum teşkilatlarının millî kimliğin çağın şartları ve imkanlarıyla yeniden yorumlanması ve yeni nesillere aktarılması işine ciddiyetle eğilmemiz lazım.

 

Türk Yurdu Haber: Gündeme gelirsek, artarda şehitler geliyor demiştik. Üzüntümüz büyük. Sizce ülkemizin bu noktaya gelişinin sebepleri nelerdir, çözüm süreci bu noktada etkin midir, ya da ülkemizin bu hale gelmesinin sebebi “çözüm süreci”dir diyebilir miyiz? 

 

ÇÖZÜM SÜRECİNİN BUGÜNKÜ OLAYLARDA BÜYÜK PAYI VARDIR

 

Çözüm sürecinde yapılan hataların bugünkü tablodaki etkilerini inkar etmek mümkün değildir. Ancak meselenin tarihî kökleri ve geçmişi var. Onun için hadisenin tamamını çözüm sürecinin sonucu olarak göstermek yanlıştır. Bu, tarihî bir süreçtir ve bir aşamasında ortaya çıkan “çözüm” sürecindeki yanlış politikanın bugünkü olaylarda önemli bir payı vardır. Malumunuz, süreçte devlet güvenlik güçleri büyük ölçüde bir “göz yumma” tavrını benimsediler. PKK’nın gençlik yapılanması bölgeye hakim olduğu gibi Türkiye’nin diğer bazı yerlerinde ve özellikle üniversitelerde hakimiyet kurmaya çalıştılar. Mahkemeler kurulduğu, insanların tehditle yerlerinden edildiği, cezalar kesildiği vb. biliniyor. 6-8 Ekim olaylarında, çözüm sürecinin PKK unsurlarına sağladığı imkanların nasıl bir güç yığınağı yapılmasına imkan verdiği görüldü. O zaman devlete açıkça meydan okuyan PKK, Suruç saldırısından hemen önce de Bese Hozat, Cemil Bayık gibi liderlerin ağzından devrimci halk savaşını başlatma çağrıları yaptı. Tekrar sorunuza dönersek PKK unsurlarının palazlanmasında, şımarmasında ve PYD adı altında Kuzey Suriye’de bir devlet yapılanmasının nüvesine zemin hazırlanmasında diğer bazı etkenlerle birlikte çözüm sürecinin de büyük katkısı olmuştur.

 

1

 

Türk Yurdu Haber: Sayın Cumhurbaşkanımız ve AK Parti yetkililerinin ifadelerine bakıldığında çözüm sürecinin bittiği ya da devam etmesinin güç olduğu anlaşılıyor. Sizce çözüm süreci bitti mi, bundan sonra ülkemizi nasıl bir yeni “süreç” beklemektedir?

 

6-8 EKİM ÇÖZÜM SÜRECİNİN FİYASKO OLDUĞUNUN KANITIYDI

 

Mehmet ÖZ: Demokratik açılım ve çözüm süreci, Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasında PKK’nın silah bırakması ve savaşa son vermesi amacıyla başlatıldı. En azından böyle lanse edildi. O zamandan bugüne meydana gelen gelişmeler PKK’nın silahları bırakması, ülkeden çekilmesi bir yana, bölgede alan hakimiyetini güçlendirmesi ve Suriye’nin kuzeyinde de PYD eliyle yeni bir yapılanmanın temellerini atmasını sağladı. Sürecin çeşitli aşamalarında Kandil’deki örgüt liderlerinin tehditkâr beyanları zaten “elinde silahla istediğini yaptırma” siyasetinden vaz geçmeyeceklerini gösteriyordu. Bu arada necip Türkiye basının kaşarlanmış bazı kalemleri de onlara elinizde silah olmazsa haklarınızı alamazsınız diyerek fetva veriyordu. 6-8 Ekimdeki kalkışma çözüm sürecinin fiyasko olduğunun açık bir kanıtıydı ama her nedense hükümet bunu itiraf edemedi ve ölüyü diriltmeye çalıştı. Son hadiseler bu gerçeği bu defa sert bir biçimde yüzümüze çarptı. Suruç’ta IŞİD’in olağan şüphelisi olduğu eylem için Türk devletini suçlayarak intikam adı altında kahpece ve kalleşçe suikastlar yapan örgütün aslında iş makinalarına, barajlara karşı eylemleri devam etmekteydi.

 

TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DEĞİL MİLLETİ MUHATAP ALAN BİR YAKLAŞIM GEREK

 

Önümüzdeki günlerde devletimiz ve güvenlik güçlerimiz hukuk çerçevesinde terör örgütüyle kararlı bir şekilde mücadele etmelidir. Tabii ki terör sadece güvenlik tedbirleriyle ortadan kaldırılamaz ama böyle diyerek güvenlik faktörünü önemsemeyen bir yaklaşımın benimsenmesi azgın terörü daha da azdırmaya yaramıştır. Örgüte ağır darbe vurulduktan sonra bölge insanıyla ve bütün milletimizle bir gönül seferberliği başlatmak gerekir. Bu noktada muhatap olarak terör örgütünü ve uzantılarını değil bizatihi milletin kendisini alan yeni bir yaklaşım lazım. Millî birliğimizi pekiştirmek için her türlü siyasi, ekonomik ve kültürel tedbiri almak devletin önceliği olmalıdır. Bu siyasette, ayrıştırıcı, etnikçi ve farklılıkları sürekli tekrar eden bir dil yerine farklılıkların zenginliğimiz olduğu bilinciyle birlik ve kardeşlik çerçevesinin altını çizmek önemlidir. Türk Ocakları olarak bu sürece karşı ürettiğimiz slogan “Biz hep birlikte Türk Milleti’yiz”dir.

 

Türk Yurdu Haber: PKK terörünün yanı sıra sınırlarımızın ötesinde büyük bir IŞİD terörü ve dış politika olarak hasım haline geldiğimiz bir Esad rejimi var. Türkiye sizce hem PKK hem de IŞİD-Esad gündemiyle nasıl mücadele edebilir? Suriye politikalarının güncellenmesi gerekmekte midir?

 

BATI, İSLAM DÜNYASINI MANİPÜLE EDİYOR

 

Mehmet ÖZ: İslam dünyası, medeniyetler çatışması çerçevesi içinde bir medeniyet-içi çatışma olgusuyla karşı karşıyadır. Bu gerçeği çok iyi anlamamız lazım. Batı, 1990’lardan itibaren yeni “öteki”si olarak İslam’ı ve Müslümanları seçmiş, onları da radikal, köktendinci, ılımlı gibi yaftalarla bölerek kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmeye başlamıştır. Tıpkı Haçlı Seferleri çağında olduğu gibi, toptan herkesi karşıya almak yerine ittifak arayışları çerçevesinde bir siyaset izlenmiştir. Ortadoğu’da enerji kaynakları ve hatlarıyla İsrail’in güvenliği Batı

 

BURADAKİ SAVAŞ BİR IŞİD – TÜRKİYE SAVAŞI DEĞİLDİR

 

için önceliklidir. Bu çerçevede, Arap Baharı politikalarıyla iyice istikrarsızlaştırılan Ortadoğu’da, bahusus Irak ve Suriye’de Sykes-Picot düzeninin sonuna gelinmiştir. Irak’ta Şiiler güç kazanmış, Kürtler kendi bölgelerinde fiilen devletlerini kurmuş, Sünniler ise ezilmiştir. Suriye iç savaşının da etkisiyle IŞİD bölgede kısa zamanda büyük bir alanı kontrol eder hale gelmiştir. Sıradan bir terör örgütü olmaktan çıkmış, terörü de kullanan bir devlet benzeri yapılanmaya dönüşmüştür. Bütün bu kaos ortamında Türkiye’nin yapması gereken en önemli şey Irak ve Suriye’deki Türkmen varlığının korunması ve emniyet altına alınması olmalıdır. Türkiye Esad rejimine veya IŞİD’e karşı gerekli olan durumlarda mücadele eder ama buradaki savaş bir IŞİD-Türkiye savaşı değildir. Bu denklemde büyük güçler ve bölge güçleri var. Türkiye, kendi toprak bütünlüğü, tarihî misyonu gibi parametreler ışığında hareket etmelidir.

 

SURİYE POLİTİKASINDA VAHİM HATALAR YAPILDI

 

Suriye politikasında başlangıçta yapılan vahim hatalara zamanında işaret ettik. Şimdi Türkiye, politikasını revize ediyor ve daha gerçekçi bir yola giriyor. Güvenlikli bölge konusunda ABD ile anlaşan Türkiye IŞİD ve PYD’ye karşı da kendisine yönelttikleri tehditle orantılı olarak mücadele ediyor.

 

OSMANLILARIN GERÇEKÇİLİĞİNDEN UZAK BİR İSLAMCI DIŞ POLİTİKA UYGULANMAK İSTENDİ

 

Türk Yurdu Haber: “Sıfır Sorun” projesi olarak başlayan dış politikamızın bugün geldiği noktada başarılı olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Mehmet ÖZ: Maalesef bunu söyleyemeyiz. Türkiye 2010-11 yıllarına kadar “yumuşak güc”ümüzü de iyi kullanarak isabetli bir Ortadoğu ve Afrika siyaseti izledi. Ancak Arap Baharı yanılsaması bizim de yanlış adımlar atmamıza yol açtı. Bunun arkasındaki faktörler uzun uzadıya izah edilebilir. Özellikle, bütün Osmanlıcılık vurgusuna rağmen Osmanlı gerçeğinden, Osmanlıların gerçekçi, esnek, dengeci politikalarından uzak bir İslamcı dış siyaset yürütülmek istendi. Mısır, Libya ve Suriye’de bu siyaset sonuç alamadı. Değerli yalnızlık veya ilkelilik olarak savunulmaya çalışılsa da hem orada desteklediğimiz unsurlar hem de bizim açımızdan zarar hanesi kabarık bir fatura ortaya çıktı. Bundan ders almalıyız ama bir noktadan sonra da suçlamalara devam etmek yerine doğruyu bulmaya ve göstermeye çalışmalıyız.

 

TÜRK DÜNYASI GERÇEĞİ DIŞ POLİTİKADA ASLİ BİR BİLEŞEN OLMALIDIR

 

Türkiye kadim bir devlet geleneğine ve eleştirilecek yanları olsa da köklü bir diplomasi tecrübesine sahiptir. Tarihinden ve medeniyet birikiminden kaynaklanan yumuşak gücünü, askerî, ekonomik gücü ve sosyal sermayesiyle mezceden, idealizmle realizmi dengeleyen bir dış siyaset bakış açısına sahip olmalıdır. Realizm teslimiyet, idealizm Donkişotluk olarak algılanmamalıdır. Osmanlı tecrübesinin bütün yönlerini dikkate almalıyız. Türk dünyası gerçeği bu siyasette talî bir etken değil aslî bir bileşen olmalıdır. Özellikle Azerbaycan ile birliktelik, Türk Konseyinin güçlendirilmesi önceliklerimiz olmalıdır. İslam dünyasına, Balkanlara ve Türk devletlerine yönelik politikalarda geçmişin olumlu yanlarından istifade edilmesi önemli. Ama aynı zamanda bazı ülkelerde o geçmişe dair olumsuz önyargıları da dikkate almak ve bu konuda hassasiyet göstermek lazım.

 

TÜRKMENLERİN TEK DAYANACAĞI DEVLET TÜRKİYE’DİR

 

Türk Yurdu Haber: Yangın yerine dönmüş olan Ortadoğu’da bir Türkmen gerçeği var. Dış politikamızın Türkmenleri hak ettiği yerde görmediği düşünülüyor. Türkiye’nin Irak ve Suriye Türkmen politikasını değerlendirebilir misiniz?

 

Mehmet ÖZ: Türkmenlerin tek dayanacağı devlet Türkiye’dir. Irak ve Suriye kadim Türk yurtlarıdır. Bu coğrafyada Abbasiler döneminden beri var olan Türkler Selçuklular ile birlikte siyasî egemenliklerini pekiştirdikleri gibi toplum yapısının en önemli bileşenlerinden biri olmuşlardır. Kerkük ve Musul bölgesi gibi Halep ve Şam bölgeleri de Türkmenlerin yurdu olmuştur. Ne yazık ki Osmanlı Devletinin yıkılmasının ardından ortaya çıkan siyasî yapıda Türkmenler arka plana itilmiş, hem Irak’ta hem de Suriye’de yoğun baskı ver zulümlere muhatap olmuşlardır. Bazı yerlerde ise asimile edilmişlerdir.

 

IRAK’TA TÜRKMEN BÖLGESİ İHDAS EDİLMELİ, SURİYE’DE TÜRKİYE GARANTÖR OLMALI

 

Türkiye bu konuda zaman zaman bazı adımlar atmış, tedbirler geliştirmişse de bunlar yeterli olamamıştır. Bölünen Irak’ta Türkmenler askerî güç bakımından yetersizliklerinin de etkisiyle hak ettikleri ölçüde temsil edilememiştir. Suriye’de de benzer bir durum vardır. Türk devleti, her iki ülkede de Türkmenlere yönelik olarak daha aktif bir politika izlemeli, Türkmen varlığının önemiyle mütenasip adımlar atmalıdır. Türkmen coğrafyasında icra edilen etnik temizlik girişimlerini tersine çevirmelidir. Irak’ta bir Türkmen bölgesi ihdas edilmelidir. Suriye’de de Türkiye’nin öncelikle Halep ve Bayır Bucak başta olmak üzere Türkmen varlığının garantörü olmalıdır. Türkmenler arasındaki ihtilafları, dayatma ve dışlama olmadan gidermeye ve birliği sağlamaya çalışmalıdır.

 

Türk Yurdu Haber: Türk Ocakları Irak ve Suriye Türkmenleri hakkında bir yardım kampanyası yürüttü. Bu kampanyalar amacına ulaştı mı, ne miktarda yardım nerelere ulaştırıldı? İlerleyen süreçte Türkmenlerle alakalı başka kampanyalarınız olacak mı? 

 

TÜRK OCAKLARI’NDAN TÜRKMENLERE ON BİNLERCE LİRALIK YARDIM

 

Mehmet ÖZ: Türk Ocakları Derneği ve Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı olarak geçen yıl başlattığımız kampanya, geçtiğimiz süre içinde amacına büyük ölçüde ulaştı. Ancak, hem Türkmeneli’ndeki hem de Türkiye’deki Türkmenlerin meseleleri, ihtiyaçları devam ediyor. Geçen yıl Ramazan ayında başlattığımız kampanyada, Hatay Yayladağı’nda bulunan Türkmenlere bir TIR dolusu, 1350 koli gıda yardımı götürmüştük. Bunun yanında Osmaniye ve Gaziantep’teki kardeşlerimize de ayni ve nakdi yardım yapıldığı gibi AFAD ve Türkmen Cephesi ile sağlanan mutabakat çerçevesinde Irak’taki kardeşlerimize nakdi yardım gönderilmişti. Daha sonra kurban bayramında Irak’ta ve Türkiye içinde yaklaşık 550 kadar kurban hissesi kardeşlerimize dağıtıldı. 2014 Güz aylarında, Ankara’ya gelmeye başlayan Telaferli kardeşlerimiz ilk olarak Ocağımızla irtibat kurdu.

 

BAŞBAKAN’A TÜRKMENLERİN DURUMLARINI ANLATTIK, RAPOR SUNDUK

 

Hayırsever gönüldaşlarımızın ayni ve nakdi yardımlarını iletmenin yanında devlet kurumları nezdinde sorunların çözümü için girişimlerde bulunduk. Türk Ocakları Genel Merkez Yönetimi olarak 11 Mart 2015 tarihinde Sayın Başbakanla yaptığımız görüşmenin ana konusu da Türkmenlerin meseleleri idi. Konuya ilişkin bir mektup ve bir raporu kendilerine arz ettik. Bu Ramazan ayındaki kampanyada da hayırsever dostlarımızın yardımları sayesinde Ankara’daki kardeşlerimize yine bir TIR dolusu gıda yardımı ile şehit eşleri ve çocuklarına 26.000 TL’lik nakdi yardım yaptık. Aynı şekilde Gaziantep, Hatay ve Osmaniye’deki muhtaç Türkmenlere her bir il için 25.000/26.000 TL olmak üzere nakit yardım gönderdik. Önümüzdeki günlerde Urfa’ya ve Irak’a nakit yardım göndereceğiz. Genel Merkezin koordinasyonunda yapılan bu faaliyet çerçevesinde bazı şubelerimiz Ankara’daki Türkmenlere, bazıları da bulundukları şehirlerdeki kardeşlerimize aynî ve nakdi yardımlar ulaştırmaya devam etmektedir. Tabii ki başka STK’lar, devlet kurumları da önemli yardımlar yapıyor. Bizim amacımız farkındalık yaratmak ve bir nebze de olsa kardeşlerimizin yaralarına merhem olabilmek. İnşallah Kurban bayramında kampanyaya devam edeceğiz. Türkmenlerin ihtiyaçları devam ettikçe biz de bu ve benzeri çalışmaları yürüteceğiz.

 

DOĞU TÜRKİSTAN KANAYAN BİR YARAMIZDIR

 

Türk Yurdu Haber: Türk Ocakları Türkmenlerle birlikte son dönemde Doğu Türkistan meselesiyle de yakından ilgileniyor. Bir imza kampanyası başlattınız. Rabia Kadir’in Türkiye’ye girişi hakkında. Rabia Kadir hakkında da çeşitli olumsuz değerlendirmeler var. Bu meseleyi ve kampanyanızın durumu hakkında bilgi verir misiniz?

 

Mehmet ÖZ: Doğu Türkistan meselesi bizim kanayan yaralarımızdan biri. Çin ile Rusya arasında paylaşılan kadim Türk yurdunda özellikle Komünist rejimin kurulmasından sonra millî ve manevî değerler üzerinde baskılar yoğunlaştı. Son yıllarda da özellikle Ramazan aylarında belli kesimler üzerinde uygulanan oruç yasağı, terörist suçlamasıyla katledilen, zindanlara mahkum edilen Uygur kardeşlerimizin durumu, ülkeden kaçıp Tayland’a sığınanların çektikleri vb. Türk ve dünya kamuoyunun gündemine geldi. İlham Tohti gibi aydın bir bilim adamı asılsız suçlamalarla hapsedildi. Rabia Kadir hakkındaki kampanyamız, Doğu Türkistan’da yaşanan bu baskılar karşısında ülkemizde kamuoyu oluşturmak, devlet yetkililerimizi hareket geçirmek ve Uygur kardeşlerimize manevî destek vermek içindir. Uygur davasının sembol şahsiyeti olarak Rabia Kadir’in resmen bir tebligat olmamakla birlikte Türkiye’ye girememesinin sebeplerini hepimiz biliyoruz. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanının son Çin seyahati de bu bakımdan bir göstergedir. Türk devleti Çin ile başka sahalarda işbirliği yapıyor ancak yapılan görüşmelerde, kamuoyu önünde alenen yapılması şart değil, Uygur Türkleri üzerindeki dinî ve kültürel alanlardaki baskıların kaldırılması gündeme getirilmelidir. Kampanyamız çerçevesinde bazı şubelerimiz imza standları kurdular, ayrıca internet üzerinden de imza topluyoruz. Yaz rehavetini atlatırsak özellikle Eylül ayında daha yoğun bir şekilde imza toplamayı ümid ediyoruz.

 

RABİA KADİR ÇİN HAPİSANELERİNDE Mİ ÇÜRÜSEYDİ? TEVZİRATI MÜFTERİLERE İADE EDİYORUM

 

Sayın Rabia Kadir tarafımıza bir teşekkür mesajı göndermiştir. Biz de sizin aracılığınız ile kendisine ve bütün Doğu Türkistanlı kardeşlerimize sesleniyoruz ve diyoruz ki Türk Ocağı her daim onların yanındadır, elimizden, dilimizden ve kalbimizden gelen her şeyi onlar için yapmaya devam edeceğiz.Rabia Kadir hakkındaki tezviratı kem söz sahibine aittir diyerek müfterilere iade ediyorum. Ne yapmalıydı Rabia hanım? Çin hapishanelerinde çürümeli miydi? Kendisine ikamet hakkı veren ve davasını sürdürmesine müsaade eden bir ülkede bulunması ajanlıksa her haklı mücadele yürüten sürgündeki lider bir ajandır. Böyle mantık olur mu? El insaf diyorum.

 

TÜRKİYE’DE MEDYA NESNEL DEĞİL, ÇIKAR GRUPLARINA GÖRE ÇALIŞIYOR

 

Türk Yurdu Haber: Son olarak yeni güçlenmekte olan bir basın oluşumu olarak, Türk basınını değerlendirmenizi istiyoruz. Sizce Türk basını toplumu doğru bilgilendirme görevini yapmakta mıdır? Basının siyasallaştığı iddiasına katılıyor musunuz? Bu durum ne gibi sorunlar çıkarır?

 

Mehmet ÖZ: Türk basınının artık ne kadarına Türk basını diyebiliriz bilmiyorum. Bugün medya köşeleri büyük ölçüde eski sol gelenekten gelenlerle dolu. Orada oluşmuş şebekelerde(network diyorlar) seçilen yeni kuşaklar da büyük ölçüde aynı düşünce dünyasından. Bunların en önemli özelliklerinden biri millî ve dinî değerlerimizle uzaktan yakından ilgili olmayışlarıdır. Objektif, nesnel gazetecilik görüntüsü altında kamuoyunu istediği veya kendilerinden istendiği gibi yönlendiren bu kadrolar dışında son 10-13 yılda hükümet ve cemaat medyası olarak da nitelendirilen oluşumlar da etkinlik kazandı. Bir bütün olarak bakıldığında Türkiye’de medya kamuoyunu nesnel bir şekilde ve olay ve olguları mümkün olduğu ölçüde derinlemesine araştırarak aktarma yerine çıkar gruplarının amaç ve beklentilerine göre toplum algısını yönlendirme yönünde bir faaliyet göstermektedir.

 

BASIN AŞIRI POLİTİKLEŞMİŞ VE FİKİR NAMUSUNDAN UZAKLAŞMIŞTIR

 

Basının siyasallaşması hakkındaki sorunuz da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Esasen en apolitik görünen medya unsurları dahi siyasetle ilişkilidir. O bakımdan basın zaten siyasetten soyutlanamaz ve hiç böyle olmamıştır. Ne var ki, Türkiye tarihinin pek çok ara döneminde rastlanan aşırı politikleşmiş ve nesne gerçeklikle hiç ilgisiz medya görüntüleri son dönemde adeta olağanlaşmıştır. Her bir çevre, kaideyi bozmayan istisnalar hariç, kendi söylem ve gündemini haklılaştırmak ve topluma enjekte etmek peşindedir. O bakımdan gerçekten de fikir namusu olan ve bilgi ve hakikatin peşinde bir gazeteciliğin çok uzağındayız. Bu noktada sizlere de bir tavsiye olarak ifade etmek isterim ki, kendi düşüncemiz ve ideallerimiz doğrultusunda bir medya oluştururken en çok dikkat etmemiz gereken husus bu nokta olmalıdır. Yani, olayları nasıl yorumlarsak yorumlayalım, gerçekleri tersyüz etmeden, hakikate sadık kalarak bu işi yapmalıyız.

 

Türk Yurdu Haber: Sayın Genel Başkan sorularımızı yanıtladığınız ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Umarız ilerleyen süreçte tekrar değerli fikirlerinizi bizlerle paylaşırsınız.

2

Röportaj: Emre KARTAL, Can GÜLEÇOĞLU, Derviş Ulaşhan ERASLAN

Türk Yurdu Haber

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü