Türk Dünyası Yardım Kampanyası

BİR TÜRKİYE FOTOĞRAFI

03 Ekim 2007
Ahmet MACİT
Seçimlere kadar oluşan yüksek gerilimin giderek düşmesi ve siyasetin esas gündem konuları üzerinde yoğunlaşması beklenirken tersi oldu. Yeni Anayasa hazırlıklarıyla birlikte başlayan tartışmalar, genişleyerek devam ediyor; doğrudan rejimle ilgili kaygılar, kuşkular konuşulmaya başlıyor. Bunları normal karşılamak, demokrasinin gereği saymak mümkün değildir. Türkiye’nin kolaylıkla fark edilen panoramik görüntüsü, bir an önce esas gündem konularına dönülmesinin, ciddi tedbirler alınmasının şart olduğunu gösteriyor.
  1. Etno milliyetçi Kürtçülüğün silahlı örgütü PKK, varlığını sürdürmek, bölge halkı üzerindeki egemenliğini kaybetmemek, gelişmeleri kontrolüne almak amacıyla eylemlerini hız kesmeden sürdürmek kararında. Mayınlamalara ilave olarak Şırnak ve İzmir’deki son saldırılar, istihbarat bilgileriyle belirlenen benzer eylem hazırlıkları, önümüzde kanlı bir dönem ihtimalini güçlendiriyor.

  2. PKK, ABD-İsrail ortaklığının plânlı şekilde kullandığı stratejik ve taktik bir unsurdur. Örgütün elinde bulunduğu belirlenen ABD patentli silahlar rastlantı değildir. Washington’un PKK’yı çökertmek gibi bir niyeti yoktur. Türkiye boş sözlerle avutuluyor; Kuzey Irak’ı kapsayacak etkili bir operasyon yapması engelleniyor. Irak’ın yakın gelecekteki statüsü bağımsız bir Kürt devleti ekseninde oluşturuluyor. ABD Senatosunun son kararı bu hükmü doğrular niteliktedir.

    ABD Irak’tan çekilirken arkasında güvenli bir müttefik bırakmak amacıyla Kuzey’i ekonomik, siyasal ve askeri bakımdan tahkim etmek istiyor.

  3. PKK’nın parlamentodaki siyasal varlığını görmek istemeyen, DTP’yi bu meselede diyalog imkânı, görüşme muhatabı ve yeni açılımlar için fırsat sayan Türkiye’li aydınlar ile siyasetçilerin yanıldıkları çok kısa zamanda açıkça ortaya çıktı.

  4. Milletvekili sıfatını taşıyan DTP’liler, örgütle ilişkilerini her vesileyle göstermek için yarışıyorlar. Ahlâkî ve vicdanî mülahazaları fütursuzca bir yana bırakarak, Şırnak katliamının devlet tarafından düzenlendiğini ima edebiliyorlar. Diyarbakır Belediye Başkanı’nın devletimize meydan okumaya kalkışması ileriye dönük siyasal açılım projeleriyle bağlantılı bir tavırdır. Demokrasi, insan hakları gibi kavramlar üzerinden tiyatro yapmayı çok iyi becerdiklerinden art arda çıkışlarla bir yandan kendi güçlerini, uluslararası desteklerini, diğer yandan Türkiye devletinin sınamak istiyorlar. DTP’nin kapatılmasına kadar uzanacak psikolojik gerginlik sürecinde partileri kapatılıp kendileri yargılanırlarsa nasıl bir yol izleyeceklerini belirlemiş görünüyorlar. Süratle ezilen bir kitlenin mağdur temsilcileri görüntüsüne bürünecekler, Türkiye’ye karşı uluslararası siyasal baskı oluşturmaya çalışacaklar. Avrupa’daki dost ve sempatizanlarından alacakları destekle bir süreden beri gündeme sokmaya çalıştıkları “koşulsuz genel af” konusunu uluslararası bir istek şekline dönüştürmeye, İmralı’daki liderlerini de buna katarak silahla ve terörle elde edemedikleri sonuçlara siyasi manevralarla ulaşmak bu plânın ilk önceliğidir.

    Bunun tutmaması durumunda fazla bir şey kaybetmiş olmayacaklar. Çünkü kapatılmaya her bakımdan müstahak olmalarına rağmen, yasalar uygulanamadığı taktirde hukukun gereği yapılmamış olacaktır. Böylece devletin itibarı, gücü ve yasaların egemenliği onarılmaz şekilde sarsılacaktır.

    Özetle Türkiye Cumhuriyeti Devleti iki tarafı da pislik olan bir sopayı tutmaya zorlanmaktadır.

  5. Türkiye’nin Cumhuriyetimizin bu en büyük “iç gaile”sine karşı konunun önemiyle orantılı kapsamlı, etkili ve kararlı bir politikasının olduğu söylenemez. Her zaman yapıldığı gibi, günübirlik çıkışlarla, siyasi hesaplara dayalı bölge ziyaretleriyle olaylar geçiştirilmeye, kamu oyu yatıştırılmaya çalışılırken her gün gelen şehit cenazeleri yürekleri yakıyor. Bölgede aylardır tutulan binlerce askerin buralarda neden tutulduğunu kimse bilmiyor. Bu belirsizlik ve kararsızlık içte ve dışta devletin itibarını, saygınlığını olumsuz etkiliyor.

  6. Hükümetin Anayasa değişikliği konusunda yaptığı zamanlama, yöntem, üslup ve tarz yanlışları, gerginliği tırmandırıyor. Türkiye son derece gereksiz tartışmalara laik-anti laik, inanan ve inanmayan eksenine, kutuplaşmalara itiliyor. Kurumlar arası ilişkiler bu gelişmelerden olumsuz etkileniyor. Politik hesaplar bir kenara bırakılarak, samimi ve dürüst bir yaklaşımla halledilmesi aslında zor olmayan problemlerin gün geçtikçe Türkiye’yi kilitlemesi, imkânlarımızı kullanılamaz kılması milletimiz adına büyük talihsizliktir.

  7. Ekonomik konulara gereken önem verilmiyor. Temel yapısal reformlar raflarda bekliyor. Yeni hükümet toplumda heyecan ve sinerji oluşturacak bir görüntü sergileyemiyor. Başbakanın her konuyu doğrudan kontrolünde tutma eğilimi, Bakanların inisiyatif kullanmalarını imkânsız kılıyor. Ekonomide yaşanan dağınıklık ciddî bir problemdir. Bu husus ihracatın 100 milyarı bulması yahut dışarıdan sermaye girmesine bakılarak kapatılacak sıradan bir mesele değildir. Hayatî önem taşıyan pek çok konu halının altına itilerek saklanmaya çalışılıyor. Ancak bunların uzun süre gizlenmesi mümkün olamayacağından sonuçta bir süre sonra ortalığa çıkıp yayılacaklar ve ülkemiz için ciddî birer tehlike oluşturacaklardır.

  8. 21 Ekim’de yapılacak referandum, yeni bir problem çıkaracak görünüyor. Hem seçim sürecini hem de sonrasını iyi yönetemeyen Hükümet bu referandumla yeni bir tartışmanın kapılarını açmış oluyor. Yasanın referandumla geçmesiyle birlikte Cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenip yenilenmeyeceği konusu mevcut gerginliğe ve huzursuzluğa ilave katkılar yapacaktır.
Özetleyecek olursak, sunî gündem konularıyla ülkeyi kilitlemekten, toplumu gerip tedirgin etmekten vazgeçerek esas meselelerimize eğilmediğimiz taktirde, Türkiye’yi zor günlerin beklediğini söylemek karamsarlık sayılmamalıdır.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü