Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Artık Aldırmıyorum Bir An Önce Olsun Diyorum

25 Aralık 2010
Ali ALKIŞ

Bu sözler; bir harp filminde, cephede yüzü gözü kan ve çamur içinde olan bir askerin, insan cesetlerine, kopmuş kol ve bacaklara bakarken, arkadaşlarının ve düşman askerlerinin kokmuş cesetlerinin kokusunu hissederken, kan göllerine düşen el bombalarının tesiri ile çevreye insan parçaları savrulurken, kader arkadaşına söylediği iki cümledir. Ölümle karşı karşıya olan bir erin dudaklarından dökülen bu sözler ölmekten artık korkmadığını, ölümün onu nasıl olsa bulacağını hissederken söyledikleridir. Bir bakıma bu söyledikleri; onun daha önceki bütün hamasi duygularına ve söylenenlere rağmen ölüm korkusu içinde olduğunun, onu geride bırakmaya çalıştığının işaretidir. Olmasını istediği şey ise şüphesiz ölümdür. Bunu yaşamayanlar asla bilemezler. Ama asker bu duruma gelince kahraman kesilebilir ve kazanılamayacak başarılara imzasını atabilir.

Muharebede en büyük hata korku ve uyumaktır. Çünkü sizi hatalara sürüklemekle kalmaz hem sizi hem de arkadaşlarınızı ölüme götürür. Onu yendiğiniz anda önünüzdeki düşmanı yok edebilme imkanını yakalar belki sonunda siz de ölürsünüz ama harbi kazanır, arkadaşlarınızı ölümden kurtarırsınız. Ancak harpte en önemli olan sağlıklı bir moral ile savaşmak, ölmemek ve sağ kalabilmektir . Firar ederek veya ne yaptığını bilmeden sağa sola koşarak değil..

Oldum olası çocukluğumdan buyana hep harp filmlerini seyretmekten hoşlanırım. Böyle bir sevginin bende bulunuşunu militarist fikirlere bağlamak mümkün değildir. Bendeniz orada savaşanların neler yapabildiklerini, nasıl davrandıklarını, korkularını, üzüntülerini, ne düşünebildiklerini kavramak, bu askerlerin o anda bozulan düşünce bozukluklarını hissetmek, yaşamak ve bunlardan sonuçlar çıkarmak, harpleri, sevmediğim bu çatışmaları, tahlil edebilmek içindir.

Hepimiz biliyoruz ki her asker; harbe hazırlanmak, çıkacak bir harpte memleketini düşman istilasından korumak veya fütuhat yapmak isteyenlerin emrinde yeni topraklar kazanmak için insan öldürme ve bu mücadelede ölmemek sanatını öğrenmek zorundadır. Bu iş için askerler aylarca, profesyonel olanlar yıllarca çalışmakta ve tatbikatlar yapmakta, bu işler için servetler harcanmaktadır.

Çıkan harplerde milyonlarca insan ölmekte, sakat kalmakta, harbi kazansanız bile geriye yanmış, yıkılmış şehirler, bozulmuş harap olmuş bir ekonomi, darmadağın, evsiz barksız kalmış bir aile düzeni kalmaktadır. Yaşamak isteyenlerin, evlatlarını kaybeden, onları sakat gören analar babalar kardeşler ve arkadaşların üzüntülerini onlar gibi yaşamak katlanılması çok zor olaylardır. Savaştan çıkan, memleketine sağlam veya sakat dönen insanların uğradığı ruh bozukluğuna tıp dilinde biz harp yorgunluğu veya psikozu diyoruz. Ve hepinizin bildiği gibi; bu duruma gelen insanların özelikle ilgi görmedikleri zaman neler yapabileceğini gösteren bir çok film çevrilmiştir. Bunlardan biri olan ilk kan filmini hatırlayalım.

Bütün bunlara rağmen insanlar ve bizleri idare edenler tarihten ders almadan bir süre sonra yine savaşlar ilan ederek, ideolojilerinin veya yanlışlarının esiri olarak gene ayni sellere kapılmakta, yakılmış yıkılmış yağmalanmış ülkelerle, ölenlerle, sakat kalanlarla, hayatı mahvolanlarla, acılarla, sefaletlerle baş başa kalmaktadır. İnsanlık maalesef bu çılgınlıkları önleyememektedir. O halde ne yapmalıyız?

İşte bu harp filmlerini seyrederken bendeniz hep bunları düşünürüm.

Peki ne yapmalıyız ? Harp nasıl önlenebilir? Buna cevap vermek de zannedildiği kadar kolay değildir. Ancak şu gerçeği de göz ardı etmemek lazımdır.

Harbe girmek istemiyorsanız başkasının toprağında gözünüz olmamalı ve kuruluşuna katıldığınız uluslar arası kuruluşlara dikkat etmeniz gerekmektedir. Bunun yanında başka ülkelerin sizden korkması için güçlü olmak ve harbe hazır olmak zorundasınız. En büyük önleme tedbiri bunlardır. Bu da; modern çağın silahları ile donatılmış, bunu iyi kullanabilen sağlıklı bir morale sahip ve onları iyi yöneten kumandaları bulunan bir ordu ile mümkündür. Oturduğunuz yerde savaşı sevmiyorum demekle onu önleyebilmek bir hayalden öteye geçemez. Bu hayaller ile belki bir roman yazabilirsiniz. Ama roman yazmak la da harbi önleyemezsiniz.

Harbi ve sonuçlarını iyi bilen, medeni ve akıllı insanların harbi istemesi bir çılgınlıktır. Ancak bu çok kez insanların isteği ile olmuyor ki. Harp kararını, halkın kendisi değil onu yönetenler veriyor diyebilirsiniz. Doğrudur. Amma, Onları da bizim seçtiğimizi hiçbir zaman unutmayalım.

Asker olarak yetişmiş, emekliliğinin 40 ncı yılında olan bir tabip yarbay olarak harp filmlerini hep bu düşünce içinde seyretmişimdir. Vardığım sonuç şudur :

Ne kadar istemeseniz de harp eninde sonunda kaçınılmaz bir sonuç olarak karşınıza çıktığına göre harbi durdurmanın tek yolu aklıselim yanında güçlü olmak, harbe hazır olmakla mümkündür. Bu da güçlü bir ordu ile ve ona güven duyan onun yanında olan bir milletle sağlanabilir.

Acaba bu gün bu durumda mıyız ? Bizim kanaatimize göre cevap kısmen evet kısmen hayırdır. Çünkü,

Bölgesinde kuvvetli bir orduya sahip olduğumuz doğrudur. Ancak bilerek veya bilmeyerek bu orduyu moral yönünden hırpalamaya devam ettiğimiz ve onun ihtiyacı olan moral güçünü zayıflatmakta olduğumuz, onu psikolojik olumsuz bir ortama sürüklemekte olduğumuz gerçeğini artık anlamamız gerekir.

Doğuda harp içinde yaşamaya çalışan , bitmeyen gecelerde her an baskın bir bekleyen, ölümle burun buruna olan, eşini, evini, çoluk çocuğunu, sevdiklerini düşünebilmeye bile zaman ayıramayan, sakin günlerinde garnizonlarında yemek yerken televizyonlarda,cenaze merasimlerini, ağlayan insanları, anaları, babaları, onları ziyaret eden komutanlarını seyrederken, kanınız yerde kalmayacak gibi klasik sözleri binlerce defa dinlerken, hemen her gün ayni kanallardan servis edilen ordu ve subaylar aleyhinde tezgahlanan senaryoları okurken, mahkemelere verilen komutanlarının ve subaylarının hangi ruh haleti içinde bulunduklarını yargılamaya başlayan insanların moralleri üst düzeydedir diyebilir miyiz acaba ? .,

Bir mahkeme sonuç kararı olmadan subaylarının PKK ile işbirliği yaptıkları, fuhuş çetelerine karıştıkları, devletin sırlarını düşmanlarına sattıkları şeklinde yayınlar yapılırken bu psikolojik asimetrik harp askere moral mi yoksa moral bozukluğumu getirmektedir? Bu asimetrik davranışa bir de paralı askerlik lafı ve profesyonel askerlik lafı karıştırılmıştır son günlerde. Bunun sırası mı diyen yok. Parasını vereyim ben askerlik yapmayayım diyen tonla.

Düşünebiliyor musunuz ? Bir yanda parası olmayan fakir çocukları cephede ölecek, sakat kalacak, anaları babaları ağlayacak, vatan sağ olsun diyecek, öbür tarafta parası olanlar havuz kenarlarında, yanlarında metresleri ellerinde viski veya rakı kadehleriyle keyf çıkaranlar ordu hakkında ahkam kesecek. Peki cephedeki askerin ruhu, düşüncesi değerlendirme duygusu yok mu ? Bu askerlerin yerine kendimizi koyalım ve düşünelim.

Bir gün o da; ben senin için niye öleyim , neden sakat kalayım demez mi ? İstemese bile aklından geçirmez mi ? Bunu düşünen adam nasıl savaşır?

Nefes filmini seyredenler; o çocukların nasıl harp ederek şehit düştüklerini, sakat kaldıklarını, bütün ürpertici yönleriyle göz önüne sermiyor muydu? Hatırlayınız. O çocuklara haksızlık ettiğimizi, onların morallerini ve düşüncelerini alt üst ettiğimizi, bozduğumuzu artık lütfen anlayalım.

Toprak, uğrunda birlikte öldüğümüz veya öleceğimiz insanlar varsa vatandır.

Bugünün harplerini de her devirde olduğu gibi sadece silahla kazanmak mümkün değildir. Öyle olsaydı Çanakkale Savaşı’nı müttefikler kazanırdı. Unutmayalım harbi kazandıran en önemli şeylerin başında sırası ile gizlilik, baskın, iletişim, ikmal gibi faktörler gelmekte bu da ayrıca bir moral kaynağı olmaktadır. Morali olmayan ordu savaşı tarih boyu kaybetmiştir. Hepimiz biliyoruz ki bir işi başarmakta en önemli faktörlerin başında moral gelir. .

İşin suyunu çıkardığımızı hala göremiyoruz. Askeri birliklerimizin nereye taarruz edeceğini artık TV’ler de göstermeye başladık . Sıra sıra CMC ile birlikler ve cephane konvoyları harekatın yapılmasından önceki günlerde, saatlerce TV’ler de adeta düşmana bilgi verir gibi yayınlamaktadır. Adeta bizi öldürmeye çalışanlara; kaçın, saklanın, bu arada da yollara mayın yerleştirin, pusu kurun askerimizi öldürün diyoruz. Sonra da bu ordu bunu başaramıyor diye günlerce açık oturumlarda ahkamlar kesiyor, bari polis ordusu veya profesyonel ordu kurmaya bakalım tavsiyelerinde bulunuyoruz. Sözüm ona aydın diyen pek çok kişi de bunu savunuyor. Yani düşmana alenen; bizim ordu işe yaramaz , biz bunu değiştireceğiz diye duyuruyor ve ordu zayıfmış gibi olduğumuzu alenen ilan ediyoruz. Böyle harp kazanılır mı ? Böyle yöntemler uygulayarak terörle mücadele edilir mi ?

Acaba bunu söylemeye devam edenlerin kaç tanesi terörle savaş ve meskun yerlerde savaş, gerilla savaşı hakkında eserler okumuştur?

Yarın analar babalar biz oğlumuzu askere göndermeyiz veya hakkımızı helal etmeyiz derlerse ne yapacağız? Lütfen artık doğru görüp doğru düşünüp doğru yargılayarak kendimize, düşüncelerimize ve yayınlarımıza çeki düzen verelim. Zira yarın çok geç olabilir. Aklı çok olanlarla değil aklı iyi kullanabilenlerle iyiye ve güzele ulaşabiliriz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü