Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Türk Milletinin Kürt Kardeşleriyle Dostluğu Nereye Varır?- Yeni Bir Osmanlı

09 Eylül 2009
Ali AYGÜN

Kendi Milletimizden yeni bir nesil, aydınlanmış güçlü bireylerin oluşturduğu bir kuşak yaratmalıyız. Bu öyle bir kuşak olmalı ki, yaşamı daha ilerilere götürmeli, milletimizi ve medeniyetimizi birleştirmeli, farklı ülkelerde bile olsak bizleri kaynaştırmalı ve yeni bir millet yaratmalı yeryüzünde Osmanlı gibi….

İşte biz bu kuşağın özlemi içerisindeyiz. Ya Türk Milleti - İslam Medeniyeti olarak üstün insanlarımızı yaratacak, güçlü kişiliğe sahip bireyler topluluğunu var edecek ve geleceği kendi ellerimizle kuracağız ya da Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya gibi büyük ülkelerin egemenliği altında kaybolup gideceğiz.

Mutlak otorite çağı sona ermiştir, yoktur artık değişmeyen hakikat ve bireyden daha önemli bir değer… Bunu gerçekleştiremeyenler, aşağı kişilikli bireylerle yollarına devam edecekler, aşağı kişilikli yöneticilerse ilerlemeci bir gelişmeyi asla gerçekleştiremeyeceklerdir. Sonuç olarak bu tür toplumlar, kendi kendilerini imha edeceklerdir. Çünkü güçlü toplumlar, ancak güçlü bireylerden oluşur… Zayıf bireyler ise zayıf bir toplum yaratır… Dolayısıyla, yeni Osmanlı’yı ancak kendine güvenen, bilgili, zeki ve inanmış güçlü kişilikler yaratabilir…

Milletimiz ve medeniyetimiz içindeki güçlü bireyler artık, bölünüp parçalanmayı değil, başkalarını da içine alan büyük bir birlik yaratmayı düşünmektedirler. Tarihten bu yana yakın ilişki içerisinde olan Türkler (Azeri, Özbek, Kazak, Türkmen, Kırgız, Tatar, Uygur vs.), Kürtler, Farslar, Afganlar ve Pakistanlıların, birlikte hareket ederek ilk önce halklarının eğitim düzeyini artırmaları ve yarattıkları büyük siyasi birlikle, Batı felsefesinin yetiştirdiği sömürgen Avrupa milletlerine karşı savunma önlemleri almaları gerekmektedir.

Aksi takdirde, 20’nci yüzyıl nasıl Arapların ve Balkan Milletlerinin sömürülme ve küçük düşürülme tarihi olduysa, 21’nci Yüzyıl da yukarıda saydığım milletlerin sömürülme ve küçük düşürülme tarihi olacaktır. Bahsettiğim siyasi birliğin gerçekleşmemesi için Batı ulusları ellerinden geleni arkasına koymamakta, Türkiye ve İran’da rejim karşıtlarını ve Kürtleri kışkırtmakta, bu iki ülkeyi birbirine karşı kullanmakta, Pakistan’da mezhep çatışmalarını körüklemekte, Afganistan’ın cahil kabilelerini birbirine düşürerek sonunda tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koymakta, Türkistan Cumhuriyetleri ve Azerbaycanı yalnızlığa iterek zengin petrol kaynakları ve diğer ham maddelerini bir şekilde eline geçirmekte ve en önemlisi Türkiye’yi Avrupa Birliği üyeliğine alma hususunda “askıda tutma” politikası güderek Türkiye’nin yeni bir oluşumun temellerini atmasına izin vermemektedirler.
Uzun araştırmalar neticesinde hazırlamış olduğum, 164 sayfa kadar uzunluktaki “Türkiye ile Avrupa Birliği’nin Entegrasyon Sürecinde Gümrük Birliği” adlı çalışmamın neticesinde, ülkemizin geleceği açısından varmış olduğum en önemli sonuç şu idi: Eğer Avrupa Birliği entegrasyon sürecine dahil olamazsa ya da içlerindeki çatışmaları barışa çevirerek kendileri yeni bir entegrasyon süreci başlatamazlarsa, ekonomik olarak birbirinin emek, sermaye, mal ve hizmetlerini koruyup kollayan, siyasi olarak birbirlerinin ulusal çıkarlarını başka ülkelere karşı ne pahasına olursa olsun savunan Dünya entegrasyonları (AB, ABD, NAFTA, ASEAN, Çin, Rusya) karşısında Türk Milletinin ve İslam Medeniyeti’nin gittikçe zayıflayacağı ve sonunda ezileceği idi... Bu sonuca nasıl vardım?

Bütün dünyada global entegrasyonlar devam ediyor. Bir yandan Avrupa Birliği artık siyasi bir Hıristiyan gücüne dönüşüp Avrupa Birleşik Devletlerini oluşturmaya yönelirken (Küçük aksaklıklara aldanıp parçalanacağını söylemek yerine tarihsel süreci iyi inceleyelim), diğer yandan Amerika kıtası NAFTA (North American Free Trade Area - Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi) örgütü vasıtasıyla ABD’nin önderliğinde birleşiyor. Üçüncü uçta, Japonya’nın önderliğinde ASEAN (Association of South East Asian Nations - Güney Doğu Asya Ulusları Örgütü) Örgütü vasıtasıyla Güneydoğu Asya entegrasyonu gerçekleşiyor. Çin ve Rusya’nın tek başına bir kutup oluşturabileceği, Japonya’nın da ASEAN Örgütü’ndeki Güneydoğu Asya Kaplanlarıyla birlikte hareket edebileceği de ihtimaller arasında düşünülmelidir.

Türkiye bu kutuplaşmaların neresinde yer alıyor?

Esasen Türkiye bu kutuplaşmaların hep bir kenarından sarılmış ama hiçbirinin içine giremiyor. NAFTA VE ASEAN ülkeleri bize coğrafi olarak çok uzak olduğu için bu örgütlerle siyasi birliğe giden organik bir bütünlük oluşturmanın imkansızlığı ortada duruyor. Ancak siyasi ve askeri müttefik olarak ABD ile ilişkilerimiz daha uzun yıllar devam edeceğe benziyor çünkü bölgemizdeki ortak çıkarlarımız büyük ölçüde ABD ile örtüşüyor. Özellikle Rusya ve Çin coğrafyasında Türklerin maruz kaldıkları muameleler dikkate alındığında durum daha iyi anlaşılabilir. Ancak organik bütünlük anlamında Türkiye’nin girebileceği tek seçenek olarak görülen Avrupa Birliği, soğuk savaş döneminin sona ermesiyle artık evrensel hür dünya değerlerinden daha geleneksel değer ve düşüncelere doğru yol alıyor. Özellikle Hıristiyan Demokrat Partiler, Türkiye’ye karşı, beyinlerinin bilinçaltı köşesindeki haçlı seferlerinden ve Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma tarihi kinlerle hareket ediyor ve olumsuz politikalar belirliyorlar. Kısacası rahmetli Cemil MERİÇ’in 50 yıl once söylediklerini aynen ifade ediyorlar…

Evet “yeni bir entegrasyona liderlik eden Türkiye” nasıl gerçekleşmeye başlar? Kendi içinde barışı tesis ederse, özellikle dinimize dayalı ortak kültürden hareketle Türk-Kürt kardeşliğini tesis ederse, “yeni bir entegrasyona liderlik eden Türkiye”, öyle büyük devasa bir coğrafyada tezahür eder ki o coğrafyada çoğunlukla Türkler, Farslar ve Kürtler yaşamaktadırlar. İşte ancak böyle bir güç, Doğu Türkistan’da Çin’e, Çeçenistan’da Rusya’ya, Irak’ta ABD’ye, dur diyerek İslam Medeniyetinin kaderini değiştirebilir. Gerçekten de Türk Milleti, İslam’ın bayrağını aldığı gün bir Türk-İslam Medeniyeti yaratabilmiş ve farklı kültürleri tek potada birleştirebilmiştir ama bunu gerçekleştiren İslam anlayışı, Mevlana, Yunus Emre, Hoca Ahmet Yesevi ve Şeyh Edebali gibi akılcı Müslüman Türk alimlerinin anlayışına dayanmış, ne zaman ki bağnaz İslami yorumlara (özellikle bir kısım Arapların yorumları) yönelmiş o zaman da yıkım temelini hazırlamıştır. Dolayısıyla Anadolu evliyaları olan Mevlana ve Yunus ekolü, Türklere de Kürtlere de kanı ve kini unutmayı, birbirine sarılıp bir ve güçlü olmayı, düşman medeniyetler karşısına yekvücut bir şekilde çıkıp, Balkanlarda Arnavut ve Boşnaklara öğrettiğimiz gibi, daha sonra düşmanlara da sömürü kültürü yerine kardeşlik kültürünü öğretmeyi emretmektedir.

Öte yandan, Avrupa ile bugüne kadar yaşananlar, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile diğer aday ülkeler arasında “ayrımcılık” yaptığı ve yapacağı anlamına gelmektedir. Kıbrıs’ı ve Ege’yi isteyeceği, bizi soykırım suçlusu ilan edeceği görülmektedir. Maalesef kendileri 1915-1923 arasında öldürdükleri 5 -10 Milyon Müslüman Osmanlıyı dikkate almazken, aynı savaşlarda kendileriyle ittifak yapan 500 bin - 1 milyon Ermeni ölümünü çok önemsemektedirler. Çünkü 1923’te Anadolu’da bir Endülüs kıyımı yapamadıkları için halen dövündüklerine uluslararası toplantılarda bir çok kez şahit olunmuştur[*].

Dolayısıyla Batı cephesindeki böyle bir yapıya karşı “Yeni kuşakları özgür beyin sahibi yapacak şekilde yetiştiren bir sistem kurmak; aklı özgür, bilimsel düşünen, kendisi gibi olmayanlara karşı da hoşgörülü olan çatışmasız bir toplum yaratmak” dördüncü kutbun oluşumu için temel şarttır.
Dördüncü Kutup nedir?

Dördüncü kutup, demokrasi ve piyasa ekonomisini hedefleyen, Türk kültür ve uygarlığına ait veya bu uygarlıkla yakın ilişkisi olmuş toplumların (Türkistan Cumhuriyetleri, Azerbaycan, İran, Irak ve Kürtler gibi ki bu coğrafyada Türklerin ezici çoğunluğu oluşturduğu bilinmelidir) çekirdeğini oluşturacakları bir yapılanmanın ekonomik entegrasyon yoluyla siyasi birliğe doğru ilerlemesidir. İslam Medeniyetinin milletleri anlamışlardır ki, ister Batı ister Doğu medeniyetleri olsun, İslam Milletlerini Afrikalı köleler gibi kullanmak, sömürmek, tecavüz etmek ve gerekirse öldürmek istemektedirler. Irak, Filistin, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Afganistan en bariz örnekleri teşkil etmektedir. O halde İslam Medeniyeti, yeni bir Ertuğrul Gazi, yeni bir Söğüt, yeni bir Osmanlı beklemektedir.

YENİ OSMANLI’YA

Unutulmaz bir zafer aşkına
Titrerken gönlümün ateşli telleri,
Surda bir delik açan Necip Fazıl’a
Değiyor ruhumun titreyen elleri…

Bir yeni gün, bir yeni uyanış,
Toprağın göklere isyanı başladı!
Bir uykudaki devin ruhundaki şahlanış,
Bir tarihin şafağı yeniden başladı!

Umudumuz yeşerdi geçen altı yüz yıla
Ve bir uygarlığın sesi çağladı,
Aklımız kalbimize dokunurken acıyla
Yunuslar, İbn Sinalar sevinçten ağladı…

Ve ey sen kutsal akılla yoğrulmuş büyük elçi,
Ertuğrul’un yiğitlerine yeniden bir zafer ver!
Yanarken kalbimin dantelle örülmüş gizemli içi,
Osman’ın kalbinden fışkıran, bir büyük çınar ver!

  1. Böyle bir bölgesel entegrasyonun gerçekleşmemesi halinde, bu coğrafya, çıkarlarına ters düştüğü anda dünyanın hegemon güçleri tarafından, Irak savaşında olduğu gibi hallaç pamuğu gibi atılacaktır. Bu durum, Türkiye de dahil olmak üzere tüm bölge ülkeleri için büyük bir tehdit arz edecek ve bölge ülkelerini bir entegrasyona doğru itecektir.

Şimdi gelelim dördüncü kutbu yaratacak ülkelere:

Avrupa’nın Türkiye’yi beğenmemesi gibi Türkiye de İran, Irak, Türkistan Cumhuriyetleri ve Azerbaycan’ın piyasa ekonomisi ve demokrasisini beğenmeyebilir. Ama Türkiye şunu iyi bilmelidir ki; eğer üç kutbun da dışında kalıp, 21. yüzyılın dışlanmış güçsüz devletlerinden biri olmak veya oyunun kurallarını belirleyen devletlerin dışında kalmak istemiyorsa, kendisini böyle bir dördüncü kutup politikasına hazırlamalıdır.

Zaten dördüncü kutup, Türkistan Cumhuriyetleri ve Azerbaycan ile birlikte, öncelikle siyasi değil, ekonomik işbirliği şeklinde başlayacak, piyasa ekonomisi ve demokrasi değerlerine dayanacak, bu değerler zaman içerisinde geliştirilecek, ülkeler ekonomik olarak geliştikleri ve birbirlerine bağımlı hale geldiklerinde siyasi birliğe doğru adım atacaklardır. Tüm süreç, Avrupa Birliği’nde olduğu gibi 50 yıl içinde gerçekleştirilecektir. Böyle bir birliğin içinde farklı dil ve kültürler olacağından, bu dil ve kültürleri geliştirme hakkı verilmekle birlikte resmi diller belirlenecek ve resmi işlerde ancak bu diller kullanılabilecektir.
Böyle bir durum, Türkiye’nin kendi içini olduğu kadar, içinde bulunduğu bölgeyi de istikrar, barış ve kalkınma adası haline getirecek ve bunun dışında kalan ilkel krallıkların halkları da sonunda yönetimlerini buraya katılmaya zorlayacaklardır.

Sonuç olarak; Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne kabul edilmeyerek 21. yüzyılda yalnız bırakılma, bunun sonucu olarak güçsüz ve oyunun kurallarını belirleyen ülkelerin dışında kalma tehlikesine karşı, önünde çok büyük bir potansiyel güç kaynağı bulunduğunu fark etmesi; fırsat kaçmadan bu ülkelerle ekonomik entegrasyonu kurumsallaştırması için önemli mahiyette kalıcı projeler oluşturması; bilgelik dolu adımlar atması gerekmektedir. Bu adımların ilki de, içeride Türk-Kürt kardeşliğini tesis etmek, dışarıda mazlum Türklere sahip çıktığımız gibi mazlum Kürtlere de sahip çıkmaktır. Unutulmamalıdır ki, Osmanlı’ya ihanet etmeyen tek Müslüman halk Kürtlerdir; vefalı Türk ise bizim temel karakterimizdir ki bu nedenle İslam kardeşliğini benimsemiş ve tarih boyunca birlikte hareket etmişizdir.

Unutulmamalıdır ki; Avrupa Birliği’nin bizi dışlaması nedeniyle elimizde kalan son fırsat, YENİ BİR OSMANLI tesis etmektir. YENİ OSMANLI’NIN İLK ADIMI ise Türk - Kürt kardeşliğini, yüzyıllar boyunca Mevlana ve Yunus ile Anadolu’da olgunlaştırdığımız ortak değerlerimizin üzerinde inşa etmektir. Ki bu, Milletimizin ve Medeniyetimizin başka medeniyetlerin sömürü ve zulmünden kurtuluş habercisi olacak ve dünyada yeni bir çağ başlatacaktır.


[]* Avrupa’ya, uygarlığı ve bilimi öğrendikleri Endülüs’e karşı yaptıklarından dolayı lanetler yağdıran, Eski Yunan’dan sonra Endülüs’ü de yıkarak ellerindeki ikinci fırsatı kaçırdıklarını söyleyen ve kendini Hıristiyan karşıtı (Anti-Christ) ilan eden Nietzsche'yi okumalarını hararetle tavsiye ediyorum.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü