Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Ortadoğu’da “Başat Güçler Mücadelesi”, Şiiler ve PKK

21 Ocak 2012

ABD ve Batılı güçler, kendi ülkelerinde oluşturdukları “Demokrasi, İnsan Hakları ve Serbest Piyasa Ekonomisi” gibi toplumları kalkındıracak ÖZGÜRLÜKÇÜ değerleri, çıkarlarına uygun coğrafyalar ve zamanlarda yaymaya, çıkarlarına uygun olmayan ülkeler ve zamanlarda ise engellemeye çalışmaktadır.

Aslında dünyada yaşanan çatışmaların temelinde elbette bazı toplumların gelişmiş bazılarınınsa geri kalmış olması temel etken iken, aynı zamanda gelişmiş olan ülkelerin geri kalmış ülkeleri de uyandırma noktasında, sadece çıkarlarına uygun zamanlarda ve bölgelerde bu görevi yapmaları ve genellikle de politikalarının temel paradigmasını “gelişmemiş coğrafyaları uyandırmamak” üzerine oturtmalarıdır. Oysa ki dünyanın selameti, mümkün olduğu kadar çok ülke ve bölgede Demokrasi, İnsan Hakları ve Serbest Piyasa Ekonomisi gibi özgürlükçü değerlerin hakim olmasındadır ki ancak bu koşulda dünya daha müreffeh, daha adil ve daha barışçıl olma şansını bulabilecektir. İşte bu noktada, Osmanlı İslam Medeniyeti’nin devamı olan Türkiye’nin, “bütün dünyada adaleti tesis etmek” şeklinde özetlenebilecek cihanşümul Kızılelma’yı modern zamanlara uyarlayarak, düşünce, inanç ve iktisadi teşebbüs hürriyetine dayalı demokratik özgürlükçü değerleri dünyadaki bütün ülkelere şamil kılma noktasında önderlik etmesinin yeni yüzyılda Milletimize ve medeniyetimize yeni bir ufuk açacağını düşünüyoruz. 

Böyle bir idealist değerlendirmeyi yaparken asla gerçekçilikten kopmamalı ve yeryüzünde canlıların hepsinin “Güç İsteminde” bulunduğunu, gücü ele geçirmek için her yolu denediğini, bu bağlamda ayıp, günah, yanlış gibi kavramları tanımadığını, ahlaki değer yargıları olmayan insanların da diğer canlılarla aynı durumda olduğunu, hele de ülkelerin milli güçlerini artırmak için tamamen ulusal çıkarları doğrultusunda hareket ettiklerini, bu nedenle uluslararası ilişkilerde “ebedi dostluklar yoktur, ebedi çıkarlar vardır” kuralının var olduğunu, nitekim ahlaki ilkelere sahip olmayan milletlerin başka milletleri Emperyalizm yoluyla sömürmekte beis görmediklerini idrak etmemiz, ancak bütün bunların bilincinde olurken de Türk Milletinin tarih boyunca “küresel adalet ve ilayı kelimetullah” gibi idealist değerlerin üzerinde yükseldiğini bilerek Milli Siyaset paradigmalarımızı oluşturmamız gerekir.  

Dünya siyaset sahnesinde meydana gelen gelişmeler, özellikle de Ortadoğu’da vuku bulan son hadiseler, gerçekçi uluslararası politikanın bölgemizde son raddede uygulandığını, ancak Ortadoğu’nun kaderini yeniden belirleyecek tarihin bu önemli dönüm noktasında nadir vuku bulan bir gelişme ile idealizm ile realizmin kesiştiğini, böylece Ortadoğu halklarının “Demokrasi, İnsan Hakları ve Serbest Piyasa Ekonomisi” gibi ÖZGÜRLÜKÇÜ değerleri hakim kılmasına karşı çıkılmaması hususunda ABD, Türkiye ve Batılı Güçlerce karar verildiğini, çünkü bu politikanın oluşturulması ve uygulanmasında ABD ve diğer Batılı güçlerle Türkiye’nin çıkarlarının örtüştüğünü söyleyebiliriz. Çünkü böyle bir politikanın neticesinde artık otokratik liderlerinden bıkmış Ortadoğu halklarının Batı aleyhtarı duygularının patlama noktasına gelerek Batı karşıtı İran benzeri yönetimleri kurmalarının önüne geçilmektedir. Dolayısıyla Ortadoğu ülkeleri Çin-Rusya eksenine giren İran gibi karşı cephede yer almayacaklar ve yakın gelecekte patlak vermesi muhtemel olan ana çatışmada Demokratik değerlerin yer aldığı Batı İttifakının yanında saf tutacaklar ki bu da Türkiye’nin bölgedeki liderliği sayesinde gerçekleşecektir. Gerçekten de bugün Türkiye bölgedeki özgürlükçü halk devrimlerini desteklerken, İran bölgede statükoyu temsil eder hale gelmiştir. Artık Ortadoğu, Batı’ya ilaveten, İran'ın nüfuzundaki Şiilerle, “Müslüman Kardeşler kuşağı” diyebileceğimiz Türkiye’nin model olabileceği bir bölge denklemine dayalı güç haritası ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla gelinen noktada, Japonya’yı da içine alması muhtemel Çin-Rusya-İran eksenine karşı, Batı Uygarlığı’nın 21.yüzyıl içerisinde meydana gelecek “Ana Çatışmanın” altyapısını Ortadoğu’da ve Orta Asya’da şimdiden hazırlamaya çalıştığını ve bölgedeki güç haritasının, ana hatlarıyla karikatürize edersek, bundan ibaret olduğunu düşünüyoruz.

Şii Müslümanların İran’ın önderliğinde Çin-Rusya eksenine kayacağını ve Ana çatışmada Batı İttifakının karşısında yer alacağını analiz eden ABD, Ana Çatışma’yı yaşayacağı eksenin zayıf halkası olan İran’a ilk darbeyi vurarak Çin-Rusya Eksenini zayıflatmaya ve İran kanalıyla tüm Şii Müslümanları Çin-Rusya Cephesinin dışına atmaya çalışmaktadır. Bunu yapmaya çalışırken, aslında bir dünya savaşını tetikleme riskini de gündeme taşımıştır. İran’ın Milli Gelirinin nerdeyse yüzde 60’ını oluşturan petrolün satışını durdurmaya çalışan ABD’nin[1], bu politikanın olası sonuçlarını bilerek uyguladığını ve aslında büyük oyundaki asıl hamleye hazırlık yaptığını düşünüyoruz. Bu nedenle, AB ve ABD’nin İran’a uygulamak istediği petrol ambargosuna karşı İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi ile ABD’nin “izin vermeyeceğini” deklare etmesi şeklinde meydana gelen son gelişmeleri bölgesel sonuçları açısından çok tehlikeli buluyoruz. 

ABD, AB ve Türkiye tarafından ortaya konulan bu stratejide, Türkiye İran’a karşı cephe alınmasına karşı çıkarken, Arap Uyanışına tam destek vermekte ve İran’ın müttefiki Suriye rejimini yıkmak için NATO ülkeleri ile birlikte hareket etmektedir. Bu analizlerimizin doğru okunması halinde, Rusya’nın bir uçak gemisiyle Suriye kıyılarına gelmesi ve Esad Rejimini korumaya çalışmasının nedeni aşikârdır. Çünkü Rusya da Batı ile gerçekleşecek Ana Çatışma’da İran’ın önderliğinde Çin-Rusya Ekseninde yer alacak Şii Müttefiklerini kaybetmek istememektedir.    
İşte izlenen bu “Global Ana Çatışmaya Hazırlık Stratejisinin” doğal sonucudur ki, “diplomatik görevim sırasında bizzat şahit olunan” PKK Terör Örgütü’ne destek veren Avrupalı ülkelere karşı ABD restini çekmiş ve bunun sonucu olarak Avrupalı ülkeler birer birer ülkelerindeki teröristlere karşı operasyonlara başlamışlardır. Ayrıca Türkiye’nin ciddi pazarlıkları ve diplomatik mücadelesi neticesinde de Ortadoğu’da PKK’yı bitirme kararının Batılı müttefiklerimizce alındığını ve bundan sonra PKK’nın Suriye ve Irak gibi Şii Eksen tarafından destekleneceğini düşünüyoruz.

Böyle bir olasılık karşısında, Türkiye’nin özellikle İran ve Irak üzerinde etkili olmaya çalışması, Suriye ile iplerin atıldığı düşünüldüğünde, PKK’nın tüm desteklerini kurutmak amacıyla mutlaka Suriye’deki azınlık iktidarını uluslararası ve milli stratejilerle düşürmesi gerekmektedir.  

Yakın gelecekteki bu kaotik dönüşümden sonra PKK belasının bitirilmesi, Osmanlı coğrafyasının yeniden barış, refah, istikrar ve entegrasyona ulaşması, Türki Cumhuriyetlerin Çin ve Rusya boyunduruğundan kurtulması mümkün gözükmektedir. Yeter ki gerekli stratejiler derinlikli bir şekilde hazırlansın ve buna uygun politikalar izlensin…
Ali AYGÜN[2]  

[1] Fevzi Öztürk, Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Şafak, 12 Ocak 2012, ABD, İran'ı neden sıkıştırıyor?

[2] Yazarın diğer çalışmaları için web sitesi: www.boylebuyurdunietzsche.com

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü