Türk Dünyası Yardım Kampanyası

El Kaide ve 11 Eylül Yine Sahnede…

16 Eylül 2012

Meşhur Medeniyetler Çatışması tezi 1990’lı yıllarda dile getirildiğinde uzmanlar bu makalenin “bir profesörün kişisel düşüncesi” olmadığını, Amerika’daki aşırı sağcı Hıristiyanlarla Yahudilerin “Haçlı İttifakı” neticesinde “dünyayı kaosla şekillendirmek” için ortaya konulan bir uluslararası politika olduğunu ve Huntington’ın bu oyunda sadece bir araç olduğunu biliyordu. Nitekim gelişmeler de bu yönde gerçekleşmeye devam etti. El Kaide daima bu ittifakın savaşlarına gerekçe oluşturacak operasyonlarda bulundu ve bulunmaya devam ediyor. Daha önce de yazdığımız gibi, perdenin arkasını analiz edecek bilgi ve analitik akla sahip olanlar El Kaide ile sözkonusu Haçlı İttifakı arasındaki efendi-taşeron ilişkisini çok net görebileceklerdir. 2000 yılında sözkonusu İttifak ABD iktidarını çeşitli hile ve desiselerle Başkan Bill Clinton’un Halefi Al Gore’dan alıp İkinci George Bush’a hediye ettiler.
2001 başından itibaren George Bush Başkan oldu ve “Yalnızcılık politikasına döneceğini, Amerika dışı dünya ile ilgilenmeyeceğini” beyan etti. Neden? Çünkü kamuoyu dış dünya ile savaşmaktan bıkmış, tehditlerden bezmiş, özgürce gezebileceği ve çocuklarını savaşa ve ölüme göndermeyeceği bir dünya istiyordu. Fakat daha önce de açıkladığımız gibi üzerinde büyük sis perdeleri bulunan 11 Eylül saldırılarını sözkonusu Hıristiyan-Yahudi İttifakının taşeronu El Kaide gerçekleştirdiğinde George Bush mecburen ordusuyla birlikte Afganistan’da Usame Bin Ladin’i aramaya gidiyordu. Taşeron efendisini Afganistan’a ve Irak’a getirebildi. 2003’ü hatırlayanlar bilir, Neocon-Yahudi ittifakı o dönemde önce Suriye sonra İran’a girelim dediğinde, Türkiye’nin muhalefeti ve Amerikalıların sağduyusu sayesinde sözkonusu ittifak istediğini yaptıramadı. İşte bu ittifak şimdi yine başka bir 11 Eylül saldırısıyla sahnededir.
Denilebilir ki bir filmle “dünyayı kaosla şekillendirmek mümkün mü?”. Cevabım şudur: Eğer altyapı yoksa mümkün değildir. Çünkü Müslümanların içindeki fanatik grupları örgütleyecek akla, onlara silah temin edecek silaha, halkı galeyana getirecek psikolojik harekat bilgisine sahip bir grup gereklidir bunun için. Çünkü ancak onlar “ayak takımındaki Müslümanlara” Müslümanlardan gözükerek yaklaşabilir ve onları ABD elçiliği önünde toplayabilir. İşte Huntington’ın dünyaya ilan ettiği ama altyapısı ondan önce hazırlanmış oyun budur: El Kaide taşeronluğunda Hıristiyan-Yahudi İttifakının Ortadoğu’yu istediği gibi şekillendirmesi.  
11 Eylül’de İran’ı haklayamayan İsrail, 2012 yılı 11 Eylül’ünde böyle pespaye bir film neticesinde Amerikan Elçisinin öldürülmesini temin ederek, ABD denilen bu devasa gücü eline geçirmeyi planlamaktadır. Nasıl mı? Çünkü İsrail Obama’dan memnun değildir. Neden? Çünkü Obama İran’a saldırmamakta, İsrail’i bu konuda engellemekte, Filistin’i yok etme siyasetine taş koymakta, Türkiye’ye İsrail Politikası konusunda yeterince ders verememekte, kısaca İsrail’in uzun vadeli “Megalo İdea”sına ya da “Arzı Mevut” hedefine hizmet etmemektedir.  
Bu konuda Star Gazetesi’nde Nasuhi Güngör şöyle demektedir: “Belli ki Amerikan seçimlerindeki kavga, en azından bize görünenden çok daha sert. Mevcut başkan Barack Obama’nın yoluna devam edip etmeyeceği sorusu, dünyanın gidişatını belirleyecek soruların başında yer alıyor. Libya’da, Amerikan büyükelçisinin de aralarında bulunduğu dört kişinin öldürüldüğü saldırıyı bu sorunun dışında okumak mümkün değil. Keza bilmem kaçıncı kez benzeri bir tezgahla İslam’a ve Müslümanlara hakaret eden bir filmin sahneye sürülmesi de. Film üzerinden başlayan tartışmalar ve Libya’da ortaya çıkan saldırı, hiç kuşkusuz ABD’deki seçimleri doğrudan etkileyecek. İlk bakışta Obama’nın elini güçlendirmek bir yana, hayli zayıflatacak bir girişim olduğunu söylemek mümkün. Buradan devam edersek, Libya’daki hadisenin, dünyadaki değişim sürecini kontrol etmek isteyen yeni bir arayışın fitili olduğunu söylemek de mümkün. Bu ateşi yakan güç, en azından mevcut siyasi duruşuyla Obama’nın devamından yana olmasa gerek.”[1]
Hüseyin Gülerce de aynı doğrultuda bir görüşünü şöyle serdetmektedir:  “Libya'daki provokasyon asıl itibarıyla Amerikan seçimleriyle ilgili olabilir. Obama'nın yeniden seçilmemesi için Libya'da düğmeye basıldığını söylemek kehanet sayılmaz. Obama yönetimi, İsrail politikalarına destek veren Yahudi lobisine direniyor. İsrail, ABD'yi, İran'ın nükleer programı konusunda yeterince sert olmamakla suçluyor. Obama, ikinci defa seçilebilmek için kampanya sırasında dış politika konularından uzak duruyor. ABD'nin Suriye ile ilgili kayıtsızlığının altında yatan en büyük sebep de budur... Bugün ABD seçmeni Libya, Irak, Suriye konularında tek kelime duymak istemiyor. 11 Eylül saldırısı, Amerikan halkını derinden etkilemiştir ve kamuoyu, Washington'un içe kapanma siyasetine dönmesi için baskı yapıyor. Libya'daki katliam; Obama'yı köşeye sıkıştırmak ve seçime bir buçuk ay kala başkanlığı kaybedeceği bir hataya zorlamak için olabilir. Önümüzdeki altı hafta sadece ABD için değil, bütün dünya için kritik günleri işaret ediyor.”[2]

Kısacası, Peygamberimize hakaret eden bu pespaye filmin neticesinde, El Kaide adlı taşeron örgüt, efendisinin talebi doğrultusunda Müslümanları coşturmaya devam ederse, analitik aklı gelişmemiş Müslümanlar Neocon-İsrail İttifakının uşağı El Kaide’nin istediği gibi hareket ederse, daha çok cinayetler işlenecek, Obama seçimi kaybedecek, Cumhuriyetçi aday Mitt Romney seçimi kazanacak, Fanatik Hıristiyan ve Yahudilerden oluşan bu ittifaka borçlu olan yeni Başkan İsrail ile birlikte İran’a saldıracak ve dünya yeni bir kaosun içine sürüklenecektir. Maalesef istemeyerek belirtmeliyim ki nükleer silahlarla dolu bir dünyada yeni bir dünya savaşı adım adım yaklaşıyor…

[1] Star Gazetesi, 13 Eylül 2012, Nasuhi Güngör, Libya saldırısı ve Türkiye’nin kodları

[2] Zaman Gazetesi, 14 Eylül 2012, Hüseyin Gülerce, Libya'da hangi düğmeye basıldı?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü