Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Soysuzların Soysuzluğu

29 Eylül 2009
Alp Er TUNGA

Cenabı Allah Türk insanına yeryüzünün gıpta ile bakılacak ve her kez tarafından göz dikilecek bir bölgesini nasip ederek, ona dünya politikasında söz sahibi olacak imkanı bahşetti. Türkiye’nin stratejik konumu, tarihi, ekonomik gücü, nüfusu gibi imkanlardan çok daha avantaj sağlayacak öneme sahip. Sahip olunan imkânları yararlı kılmanın yegane yolu, komplekssiz, korkusuz, milli menfaatlerin, kültürün ve insanlık tarihinin eksi ve artılarını kavrayan, kimliğinin farkında şahsiyetli seçkin (elit) insan varlığıyla mümkün olur. (Başkaları ne der) endişesi, kısır, korkak, mevcut durumu koruyucu (statükocu) politikalarla yaradanın bahşettiği imkânlar ne kullanılabilir, ne de ülke ve millet menfaatine gelişme sağlanabilir. İlay-ı kelimetullah ülküsünü sahip olmayan kadrolar ülke menfaatini başkalarına peşkeş çekmekten imtina etmezler.

Batı Yüzyıllardır misyonerlik anlayışıyla toplumlar üzerinde modernleşme çalışması yapmakta, modernizmi medeniyet sanan özellikle üçüncü dünya ülkeleri şuur altına yerleşen aşağılık kompleksiyle, sadece batıdan değil, dışarıdan şırınga edilen her şeyi (baş üstüne) diyerek kabul eder. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak batının hayat tarzını taklit hastalığına yakalanan bir toplum karekterini çizen özellikleri unutup o değerlere karşı nefret duymaya başlar. Ülkemizde de maalesef değerlerini yitirmenin sıkıntısını yaklaşık yüz yıldır yaşıyor.

Ülkemizin bir bölgesinden öteki bölgelerine şehit taşınmasına yol açan bölücü terör, şu ya da bu sebeple sınırlarımız dışında kalan din ve kan kardeşlerimizin uğradığı zulüm karşısında (sözde) Türk aydını, (ki aydın belli bir tarihi yer ve zaman diliminde kendi imkan ve statüsünün bilincinde olan kimsedir) bürokrasisi ve kurumlarının aldığı tavır maalesef kendi değerlerine kin ve nefret duyan bir tavır olarak ortaya çıkıyor. Bu tavrın doğal sonucu kimi Ermenilerden özür diliyor, kimi bölücü başına sempati duyuyor, kimi sınırlarımız dışında kalmış ve çeşitli zulme uğrayan soydaşlarımıza ve din kardeşlerimize reva görülen zulmü alkışlıyor. İşte “modernleşme”yi medenileşme olarak tanımlayıp modernleşmenin kendi soyuna ve kültürüne husumet beslediğinin somut örneklerinden biri TRT yayınları.

1990 yılında Azerbaycan Türk’ü ile Ermeniler arasında çatışmalar başlıyor. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’ne bağlı cumhuriyetlerin özgürlüklerine kavuşma süreci başlamış. Orta Asya ve Azerbaycan Türklerinin istiklallerine kavuşacağı gün heyecanla bekleniyor. Onların da gözü kulağı Türkiye’de. Çoğu televizyonlarının antenlerini Türkiye’ye çevirmiş, TRT’yi izliyor. O da ne;Türkiye Radyo ve televizyonlarından geçen haberler Azerbaycan Türk’ünü şoke ediyor. TRT şöyle bir haber veriyor 23 radyo ve TV kapanış haberlerinde:”Azeri militanların saldırgan eylemleri sonucu 7 Ermeni öldürüldü. ”Bir başka haber çok daha vahim. Bu da o günün gündüz bültenlerinde yayınlanıyor. ”Bakü sokaklarında Ermenilerin diri diri yakıldığı duyuruluyor. ”Ermeni yanlısı haber ajanslarından gelen haberler aynen yayınlanıyor. Ne doğrulu araştırılıyor, ne de Azerbaycan’ın dostluğuna ve kardeşliğine itibar ediliyor. Daha da vahimi, bir takım unsurlar Türk Milleti’ni yeni bir soykırımla suçlama zeminini oluşturmaya çalışıyor. Hem de devletin resmi yayın organından. İslami bir terim geçtiğinde “irtica hortluyor” yaygarasını yapan bir takım kurum ve kuruluşlardan en ufak bir tepki yok. Oysa Azerbaycan’daki olaylar tam tersi yönde seyrediyor. Ermeniler Hocaali de hunharca katliamlar yapıyor, Karabağ ve Azerbaycan’ın üçte birini işgal ediyor, milyonlarca insan kaçkın duruma düşüyor, Ermenilere ağıtlar yakan bir kısım paralı asker köşe yazarlarından bu milli meselede bugün olduğu gibi o günde ses seda yok.

Türk Milleti’nin çilesi bitmiyor. Geçtiğimiz ay bu kez de insan haklarından, evrensel hukuk kurallarından nasibini almamış Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi Doğu Türkistan’da Türklere karşı yıllardır sürdürdüğü zulüm, baskı ve asimilasyon politikasına bir de hunharca katliamlar ekliyor. Doğu Türkistan Türk’ü feryat ediyor, başta Türkiye’ye öz kardeşlerine sesleniyor:”Sesimizi dünyaya duyurun” diye. Başka da bir talepleri yok. TRT Uygur Türk’lerinin sesini duyurmak bir tarafa, yine Azerbaycan’a yaptığını yapıyor. TRT Haber bültenlerinde Sincan’daki görüntüleri seyredince insanın Çin’lilere acıyası geliyor! İnsanın. Yaralı polisler, dövülen Çin uyruklular. Uygurlar’dan ne yaralı var, ne ölen, öldürülen! Oysa TRT gibi tarafsız kamu kuruluşu haber ve görüntülerin doğruluğunu teyit etmeden yayınlayamaz. Ayrıca TRT’nin Dış Yayınlar Daire Başkanlığı gibi koskoca bir ünitesi var ve yıllardır Doğu Türkistan’a yönelik Uygurca yayın yapar. Ne yazık ki, olaylarla ilgili yapılan programlar sansürleniyor. TRT Devletin resmi yayın organı ve devlet politikasının dışında yayın yapamaz. O zaman devletin sınırlarımız dışında yaşayan soydaşlarımıza nasıl baktığı bu yayınlarla ortaya çıkıyor.

İnsan haklarından, demokrasiden!dem vuranlarla, onlarla kol kola olup başörtüsüne sığınarak sözde İslam’ı savunan yazar çizerlerimizden yine en ufak bir ses çıkmıyor. Hele aralarında Ülkü Ocaklarından yetiştiğini söyleyen ve sonradan keramete kavuşan! bazı akademisyenlerimiz Ermenilere, PKK’ya gösterdikleri hassasiyetin bir kısmını da insan haklarının sürekli çiğnendiği kendi soydaşlarımıza gösterseler ya. Malum yerlerden gelen emirlerle “Ana dilde öğretim” isteyerek Üniter yapıya dinamit koyanlar Uygur Türkleri için kıllarını dahi kıpırdatmıyor.

İnançları dumura uğrayan toplumlar güneşin yedi rengine takılıp kalır. Oysa yaradan o renklerin arasında belki milyonlarca renk yaratmıştır, onları göremezler. Avrupa’nın ve Amerika’nın gücünden korkanlar, dış güçlerin şahıslarına sağladığı menfaati ülke menfaatinin üstünde tutanlar, şunu bilmeliler ki, bu millet İlay-ı Kelimetullah ile yola çıkarak cihan imparatorlukları kurdu. Allahın gücü her şeye yeter.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü