Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Müjdeler Olsun Batılılaşmamız Durmuş!

24 Mayıs 2012

Yaklaşık 170 yıllık Batılılaşma maceramız 17 Mayıs 2012 tarihi itibariyle sona erdi. İyi de niye bu tarih derseniz, biz dünyadan bihaber zavallılar bu tarihte haberdar edildik de ondan[*]… Aslında çok daha önce gerçekleşmiş bir olaymış bu kutlu vaka, ama nihayet biz gafillerin olayla tanıştırılması bu tarihe denk geldi. Keşke, yazar olayı İstanbul’un fetih tarihine denk getirseydi, nasıl da intikamımızı alırdık tüm ehl-i salip’ten…
Ortalama zekâya sahip insanlar, olağandışı bir haberle karşılaştığında kafalarında öncelikle iki olasılık beliriyor: Birincisi şaka olabileceği, ikincisi ise olayın gerçekse ne zaman ve nasıl meydana geldiği. Söz konusu yazarın hayatında şaka yapıp yapmadığına yaptıysa usul ve biçimine dair elimizde veri olmadığı için ilk olasılık hemen ortadan kalkıyor. Eğer yazarın bu yaptığı şakaysa muhtemelen hayatındaki ilk denemesi olmalı ki -bu da küresel ölçekli bir şaka olmuş olacak; el-hak ona da bu yakışır zaten- başlı başına olağanüstü bir gelişmedir.

Türkiye’de medeniyet üzerine yazı yazmak, aslında gündelik politik dedikoduların ötesine taşma kabiliyeti olmayan yazarların bugünlerde yeni tutkusu haline geldi. Bu konuda herhangi bir liyakata lüzum hissedilmediği için herkesin masa başında birkaç saat içinde yazıp çıkardığı, üzerine siyasetin herhangi bir tarafının özel sosu dökülüp masamıza sunulmuş ucuz bir yemeği andıran medeniyet yazıları okuyoruz uzun süredir. Bunlar, konuya özel ilgilerinden ziyade, kısa vadeli hatta gündelik siyasi meselelere ait görüşlerinin üzerinde yükselmesi için yazarların bir çırpıda kaleme aldıkları yazılardır. Türkiye’de en yaygın aydın tipi olan her konuda gazete haberi seviyesinde bilgisi olup, buna karşın küresel aforizmalar üretebilen güruhun bu alışkanlıkları, konu, medeniyet ve kültür olunca büsbütün depreşiyor.

Medeniyet meselesi ise başlı başına karmaşık ve birçok veri, uzun tarifler ve mukayeselerle üzerine konuşulabilecek devasa boyutlarda bir konudur. Türk Medeniyeti zaten kendi özelinde anlaşılması ve tarifi zor bir sahadır. Bu zorluğun birçok sebebi olsa da bunların içinde en önemlisi, Türklerin, ‘Eski Dünya’ denilen kıtanın neredeyse tamamında farklı coğrafyalarda farklı milletlerle medeniyet ilişkisine girmiş olmasıdır. Türklerin giriştiği büyük medeniyet ilişkileri kabaca dört başlık altında değerlendirilebilir. İlki, Çin medeniyeti ile Türk tarihinin erken dönemlerinde karşılaşılması sonucu Uygur gibi mani dinine mensup ve 19.yy.a kadar Asya’nın en önemli diplomatlarını yetiştirebilen bir kültürle meyvesini vermiş karşılaşma. Bunu, Ortaçağ’da kadim Pers-Sasani Medeniyeti ve Hint medeniyeti ile Önasya’da yaşanılan karşılaşma ve dönemin süper güçleri Gazneli ve Büyük Selçuklu Devletlerinin gölgesinde yeşeren büyük medeniyet değişimi izler. Aynı zaman diliminde İslamiyet’le ilk karşılaşma ve Önasya coğrafyasındaki bu medeniyet değişiminin yeni bir din ile farklı harmonisi… Nihayet Anadolu.. Asya’dan taşıdıkları tüm medeniyet birikimleriyle Türk Medeniyetinin, “Rum” yani kadim Yunan –Roma medeniyetiyle büyük düellosu. Medeniyet tarihine hediyesi olan ve aslında o zamana kadar ki Türk Medeniyetinin damıtılmış ve rafine olmuş hali Osmanlı Devleti… Dikkat ediniz, şurada hemen bir çırpıda zikrettiğimiz medeniyetler, her biri farklı coğrafyalarda yüzlerce devlet veya kültürü yutmuş, dünyanın en kadim dört medeniyetidir. Türk Medeniyetini dünya kültür tarihinde eşsiz yapan da budur. Buradaki eşsiz tabirini, ‘muhteşem’ anlamında da, ‘biricik, ünik’ anlamında da alabilirsiniz. Ancak bu bilgileri politik izahlardan vareste tutarak anlamaya çalışmak gerekir. Gerçek şu ki bu inatçı ve dayanaklı maya gittiği tüm coğrafyalarda, hem de oranın gayet güçlü özlerine rağmen tutmuş özel ve rafine bir tattır.

Türk Medeniyetinin son büyük medeniyet ilişkisini aslında Anadolu’ya girdiği tarihten itibaren başlatmak gerekir. Zira Tanzimat Fermanıyla başladığı düşünülen batıyla ilişkimiz fiilen 11.yy.da olmuştur. Bugünkü ve 11.yy.daki Batı Medeniyetini şekillendiren özlerin aynı olduğunu düşünürsek aslında Türk Medeniyetinin batı dünyasıyla olan ilişkini bu tarihten itibaren okumak daha doğru olacaktır. Ancak son 170 yıllık ilişkinin şekil ve içeriği ile daha önceki Türk- Batı Medeniyetlerinin karşılaşmasının muhtevası farklı olduğu için iki ayrı evrede değerlendirmek de yanlış olmaz.

Köşe yazısında, yukarıda kısaca izah etmeye çalıştığımız her birinin başlangıcı ve bitişi büyük tarihi, kültürel veya politik gelişmelerle gerçekleşen medeniyet dönüşümlerinden birine şahitlik ettiğimiz vurgulanıyor. Ancak bu, öyle birkaç politik manevra, siyasi-politik sihirbazlık ve göz boyama veya ekonomik manipülasyonlarla gerçekleştirilebilecek bir şey değildir. Hep bir ağızdan “bırakalım bu kıyıları başka koylarda gezinelim” desek de olacak iş değildir yani... Sosyolojik ve kültürel gelişmeler çok yavaş ortaya çıkar ve gelişir. Aynı hızda da kaybolur ve başka bir forma dönüşür. Zaten bu yüzden kültürel ve sosyolojik gelişmeler, başka verilerin ve gelişmelerin ışığında ve ancak yüzyıllar sonra izah edilebiliniyor.

Bizim batıyla ilişkimiz başlangıç tarihi ne olursa olsun azımsanmayacak bir zamandır devam ediyor. Yukarıda söylediğimiz gibi 11.yy.da başlayan bu medeniyet ilişkisi, son 170 yıldır ekonomik ve politik yenilmişliğin de etkisiyle tek taraflı ve başka bir boyutta sürüyor. Bu ilişkinin kâr-zarar, yarar-fayda veya biz mi o dairenin içindeyiz yoksa bu iki medeniyet formu bu topraklarda bambaşka bir hamule mi meydana getirdi gibi tartışmalar yapılabilir; yapılmalı da.. Ancak bizim batıyla uzun süredir devam eden bir medeniyet ilişkimiz vardır ve halen bu sürmektedir. Bu ilişkinin başlangıcı bir politik karar veya siyasi mülahaza sonucunda da ortaya çıkmamıştır. Tarihi bir vakâ’dır Türklerin sürekli batıya doğru göçü. Durum böyle olunca bu uzun soluklu ilişkinin bir politik karar neticesinde “artık yeter, hadi bakalım biz gidiyoruz” şeklinde nihayetlenmesi de mümkün değildir. Zira özel anlarımızda veya bayramlarımızda bile batı kültürüne ait müziklerle eğleniyorsak, anlayışımızı, mimarimizi, geçmiş algılamamızı batı bakış açısı ve perspektifi açısından yapıyorsak öyle kolaylıkla “yüreğinin götürdüğü yere” gidemezsin kardeşim.

Her şeyi paraya tahvil etmeye alışmış anlayışın kelamıyla izah etmeye çalışırsam,  örneğin, o güzelim Mevlevilerimizi turizm faaliyetleri için her Allahın günü turistlerin önünde prangalı esir gibi döndürürsen, o yapılan eylemdeki anlam “hayran olalım, seyran olalım, devran olalım” –bakınız Türk İslam Medeniyetinde ihtiva ettiği içerik- ortadan kalkar, bunun yerine rantabl –bakınız Batı medeniyetinin icadı olan ve çıkar amaçlı yapılan eylemlerin getirisini tarif eden lafz- bir eylem haline gelir.

Bir başka örnek, içine milyonlarca lira ödeyerek aldığınız kuran ayetleriyle bezenmiş devasa hat örneklerini- bakınız Türk-İslam Medeniyetine ait güzel yazı örnekleri-, mansrad çatılı –karın çatıda durmaması için oldukça eğimli bir çatıya sahip ev; özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde görülür- bir eve koyuyorsanız o muhteşem tezhipli pahalı tablodaki “kün” lafzı, eski dergâhlarımızdaki şekil-biçim-anlam uyumunu artık çoktan kaybetmiş demektir.

Ben bu garabetin devamından yana değilim, batı dünyasının meftunu da değilim. Ama gerçek şu ki bu hamule, “amorf şey”, ne derseniz deyin, bugünkü kültür dünyamızı teşkil ediyor. Kimi için gayet güzel ve uygun veya çağdaş olabilir. Burada, güzel-çirkin, doğru-yanlış tespit yapmıyorum, mevcut medeniyet resmimize işaret etmek istiyorum. Eğer gerçekten medeniyet dünyamızın içeriği geçmişiyle uyumu gibi konulara kaygı duyuluyorsa bu resmi doğru görmek gerekir. Ve bu muhasebe de mutlaka, zaman geçirmeden, acilen yapılmalıdır. Ancak dil gibi, kültür gibi, medeniyet gibi kazanımlar kolay edinilmez, bu süreç ağır işler.  Siyaset alanında batıya karşı yapılan bazı sahte “kabadayılıkların” çok ötesinde meydan okumaları gerektirir medeniyet değişimi. Yoksa “one minute” der durursunuz…

Alptekin YAVAŞ
21 Mayıs 2012, Çanakkale

[*] Mümtaz Er Türköne, Batılılaşma sorunu nereye kayboldu?, Zaman Gazetesi, 17 Mayıs 2012 Perşembe.
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü